• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
    • A'dan Z'ye
    • Alfabetik Sıralama
    • İslami Rüya Tabirleri
    • Alfabetik Sıralama

Hûd Sûresi 20 - 28. Ayetler

20.   Bunlar yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir, kendilerini Allah'tan kurtaracak bir dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Hem işitmeye tahammül edemiyorlardı, hem de görmüyorlardı.

21.   İşte bunlar kendilerine yazık etmiş kimselerdir ve o iftira ettikleri uydurmaları, hep kendilerinden kaybolup gitmişlerdir.

22.   Şüphesiz bunlar, ahirette en fazla hüsrana uğrayanlardır.

23.   Fakat iman edip salih ameller işleyenler ve Rablerine edep ile gönülden itaatkâr olanlar, işte bunlar cennet ehlidirler. Orada ebedî kalırlar.

24.   Bu iki grubun durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Hiç bunlar eşit olurlar mı? Artık düşünmez misiniz?

25.   Andolsun, vaktiyle Nuh'u kavmine gönderdik, onlara şöyle dedi: "Haberiniz olsun, ben sizin için azabın sebeplerini ve kurtuluşun yolunu açıklayan bir uyarıcıyım."

26.   "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin! Gerçekten ben size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum."

27.   Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni ancak bizim gibi bir insan olarak görüyoruz ve sana tâbi olanları da ilk bakışta en aşağılıklarımızdan ibaret kimseler sanıyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Hatta sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz."

28.   (Nuh) dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakalım görüşünüz nedir? Eğer ben Rabbimden açık bir delil üzerinde isem ve O bana tarafından bir rahmet vermiş de, size onu görecek bir göz verilmemiş ise, istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?"

Hûd Sûresi 29 - 37. Ayetler

29.   "Ey kavmim! Bu tebliğime karşı ben sizden bir mal istemiyorum, benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Elbette onlar Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben sizi bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum."

30.   "Ey kavmim! Ben onları kovarsam, Allah'tan (onun azabından) beni kim kurtaracak? Artık düşünmez misiniz?"

31.   "Ben size: 'Allah'ın hâzineleri benim yanımda' veya 'gaybı bilirim' demiyorum, 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler hakkında 'Allah onlara hiçbir hayır vermez' de demem. Onların içlerindekini en iyi bilen Allah'tır. Ben onları kovduğum takdirde zalimlerden olmuş olurum."

32.   Dediler ki: "Ey Nuh! Gerçekten bizle mücadele ettin, bize karşı mücadelede çok ileri de gittin. Eğer doğrulardan isen, haydi bizi tehdit edip durduğun azabı getir de görelim."

33.   (Nuh) dedi ki: "Onu ancak dilerse Allah getirir ve siz O'nu âciz bırakacak değilsiniz."

34.   "Allah sizi helak etmek istiyorsa, ben size nasihat etmek istesem de, benim nasihatim size fayda vermez. Rabbiniz O'dur. Ve siz sonunda O'na döndürüleceksiniz."

35.   Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer uydurdumsa günahı benim boynumadır. Hâlbuki ben sizin yüklendiğiniz günahtan uzağım."

36.   Bir de Nuh'a vahyolunmuştu ki: "Haberin olsun, kavminden iman etmiş olanlardan başka hiç kimse iman etmeyecek; onun için her ne yaparlarsa üzülme."

37.   Gözetimimiz altında ve vahyimiz dairesinde gemiyi yap! Hem o zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme; çünkü onlar boğulacaklardır.

Hûd Sûresi 38 - 45. Ayetler

38.   Nuh, gemiyi yapıyordu. Kavminden Herhangi bir grup da yanından geçtikçe onunla eğleniyorlardı. Dedi ki: "Bizimle eğleniyorsanız, biz de sizinle sizin eğlendiğiniz gibi eğleneceğiz."

39.   Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini ileride bileceksiniz.

40.   Sonunda emrimiz gelip tandır kaynayınca dedik ki: "Her birinden ikişer çift, aleyhinde hüküm geçmiş olanlardan başka aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azından başkası iman etmemişti.

41.   (Nuh) dedi ki: "Binin içine!" Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.

42.   Gemi, içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu. Nuh, oğluna bağırdı -ayrı bir yere çekilmişti- "Ey oğlum! Gel bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!" dedi.

43.     O: "Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım," dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden O'nun merhamet etmesi dışında koruyacak kimse yoktur" dedi. Derken dalga aralarına girdi, o da boğulanlardan oldu.

44.   Bir de denildi ki: "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök sen de (suyunu) tut!" Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî (dağı) üzerinde durdu. O zalim kavme defolun denilmişti.

45.   Nuh Rabbine seslendi ve dedi ki "Rabbim! Elbette oğlum, benim ailemdendir ve elbette senin vaadin haktır. Sen hâkimlerin hâkimisin."

Hûd Sûresi 46 - 53. Ayetler

46.   Allah buyurdu ki: "Ey Nuh! O senin ailenden değildir. Onun yaptığı kötü bir iştir. Bu nedenle bilmediğin şeyi benden isteme! Ben seni cahillerden olmaktan sakındırırım."

47.   (Nuh) dedi ki: "Rabbim! Senden bilmediğim şeyi istemekten sana sığınırım. Sen beni bağışlamaz ve esirgemezsen hüsrana uğrayanlardan olurum."

48.   Denildi ki: "Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan birçok ümmete bizden bir selam ve birçok bereketlerle (gemiden) in! Daha birçok ümmetler vardır ki; onları dünyada faydalandıracağız, sonra onlara bizden elem verici bir azap dokunacaktır."

49.   İşte bunlar gayb haberlerindendir. Sana bunları vahiy ile bildiriyoruz; bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de kavmin!

50.   Âd (kavmine) de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilahınız yoktur. Siz sadece iftira edip duruyorsunuz."

51.   "Ey kavmim! Peygamberliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?"

52.   "Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra O'na tevbe ile müracaat edin ki üzerinize gökten bol bol bereketini indirsin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Gelin, günahkâr olarak dönüp gitmeyin."

53.   Dediler ki: "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz ise senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz ve biz sana inanmayız."

Hûd Sûresi 54 - 62. Ayetler

54.   Yalnız deriz ki: "Şüphesiz bazı ilahlarımız seni kötü çarpmış." Dedi ki: "İşte ben Allah'ı şahid tutuyorum, siz de şahit olun ki, ben O'ndan başka ortak koştuklarınızdan hiçbirini tanımıyorum."

55.   "Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana bir an bile müsaade etmeyin!"

56.   "Şüphesiz hem benim Rabbim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yerde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim doğru bir yol üzerindedir."

57.   "Şimdi siz yüz çevirirseniz, artık size benimle gönderilen şeyi bildirdim. Hem Rabbim sizin yerinize başka bir kavim getirir de siz O'na zerre miktarı zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi gözetendir."

58.   Emrimiz geldiği zaman Hûd ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, onları şiddetli bir azaptan kurtuluşa erdirdik.

59.   İşte Âd (kavmi), Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Her bir inatçı zorbanın emri ardına gittiler.

60.   Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Bak, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. Bak; O Hûd'un kavmi Âd, defoldu gitti.

61.   Semûd (kavmine) de kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Sizi yerden (topraktan) O yarattı. Ve sizi orada yaşattı. Onun için O'ndan bağışlanma isteyin, sonra da O'na tevbe ile müracaat edin. Şüphesiz Rabbiniz (kullarına) çok yakındır, (duaları) kabul edendir."

62.   Dediler ki: "Ey Salih! Bundan önce içimizde ümit beslenen bir kişi idin; şimdi babalarımızın taptığına tapmaktan bizi engelliyor musun? Şüphesiz biz, senin bizi davet ettiğin şeyden çok kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz."

Hûd Sûresi 63 - 71. Ayetler

63.   Dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakalım görüşünüz nedir? Eğer ben Rabbimden açık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet verilmiş ise, isyan ettiğim takdirde beni Allah'tan kim kurtarabilir? Demek ki siz bana ziyan vermekten başka bir şey yapmayacaksınız."

64.   "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılsın ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar."

65.   Derken Semûd kavmi onu öldürdüler, bunun üzerine dedi ki: "Evinizde üç gün daha yaşayın sonra helâk olacaksınız. İşte bu söz yalan çıkarılmamıştır."

66.   Emrimiz geldiği zaman, Salih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmet ile azaptan kurtardık, hem de o günün zilletinden kurtardık! Çünkü Rabbin kuvvetlidir, galip gelendir.

67.   O zulmedenleri ise, korkunç ses sarıverdi de yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

68.   Sanki orada şenlik hiç kurmamışlardı. Bak, Semûd (kavmi) gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Bak, defoldu gitti Semûd (kavmi!)

69.   Andolsun, İbrahim'e de (meleklerden olan) elçilerimiz müjde ile geldiler. "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi. Hemen gidip kızartılmış bir buzağı getirdi.

70.   Baktı ki ona ellerini uzatmıyorlar, o zaman bunları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: "Korkma, çünkü biz melekleriz, Lût kavmine gönderildik."

71.   Hanımı ayakta dinliyordu ve bunu duyunca güldü. Bunun üzerine ona İshak'ı müjdeledik, İshak'ın arkasından da Ya'kub'u!

Hûd Sûresi 72 - 81. Ayetler

72.   (İbrahim'in hanımı:) "Vay" dedi; "doğuracak mıyım, ben bir kocakarı, kocam da bir ihtiyar iken? Şüphesiz bu şaşılacak bir şeydir."

73.   Melekler dediler ki: "Sen Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphe yok ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur."

74.   İbrahim'den korku gidip kendisine müjde geldiği zaman Lût'un kavmi hakkında adeta bizimle mücadeleye girişti.

75.   Çünkü İbrahim yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.

76.   "Ey İbrahim! Bundan vazgeç; çünkü Rabbinin emri geldi ve onlara geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir."

77.   Elçilerimiz Lût'a geldiği zaman onların yüzünden fenalaştı, eli ayağı dolaştı; "Bu çok zor bir gün" dedi.

78.   Kavmi ona koşup gelmişlerdi. Bundan önce de kötü kötü fiiller yapıyorlardı. Dedi ki "Ey kavmim! İşte şunlar kızlarım, onlarla evlenin, onlar sizin için daha temiz! Artık Allah'tan korkun, misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! Hiç içinizde aklı başında bir adam yok mu?"

79.   Dediler ki: "Senin kızlarınla bizim hiç bir alakamız olmadığını biliyorsun. Ve bizim ne istediğimizi elbette bilirsin."

80.   Dedi ki: "Keşke benim size karşı bir kuvvetim olsaydı veya çok sağlam bir kaleye sığınabilseydim!"

81.   Melekler dediler ki: "Ey Lût! Emin ol, biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana asla el uzatamazlar; sen ailenle gecenin bir kısmında yola çıkıp yürü. İçinizden hiç biri geri kalmasın; ancak hanımın müstesna! Çünkü ona da onlara gelen musibet gelecek. Haberin olsun vâdolundukları (azabın) zamanı sabahdır. Sabah yakın değil mi?"

Hûd Sûresi 82 - 88. Ayetler

82.   Emrimiz geldiği zaman, o memleketin altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.

83.   (O taşlar) Rabbin katında işaretlenerek damgalanmışlardır. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

84.   Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilahınız daha yoktur. Hem  ölçüyü, teraziyi eksik tutmayın; ben sizi bir hayır içinde görüyorum ve ben sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."

85.   "Ey kavmim! Ölçüyü ve teraziyi dengi dengine tam tutun ve insanlara eşyasını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."

86.   "Eğer mümin iseniz, Allah'ın helâlinden bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize bir gözcü değilim."

87.   Dediler ki: "Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Şüphesiz sen çok uslu, akıllısın!"

88.   Dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakalım, eğer ben Rabbimden açık bir delil üzerinde bulunuyorsam ve O, bana kendisinden güzel bir rızık vermiş ise ne yapmalıyım? Size yasak ettiğim şeylere kendim düşerek size muhalefet etmek istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiği kadar ıslah ediyorum. Başarım da Allah'ın yardımı iledir. Ben yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na dönerim."

Hûd Sûresi 89 - 97. Ayetler

89.   "Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın size Nuh kavminin, Hûd kavminin veya Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir."

90.   "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe ile dönün! Şüphe yok ki Rabbim esirgeyendir, sevendir."

91.   Dediler ki: "Ey Şuayb! Biz senin dediklerinin çoğunu iyi anlamıyoruz ve şüphesiz biz seni içimizde pek zayıf buluyoruz. Eğer akrabalarından beş-on kişi olmasaydı mutlaka seni taşlayarak öldürürdük. Bizim için senin, hiçbir önemin yoktur."

92.   Dedi ki: "Ey kavmim! Benim akrabalarım size göre Allah'tan daha mı güçlü ve değerli ki, Onu arkanıza atıp unuttunuz. Haberiniz olsun ki Rabbim bütün yaptıklarınızı kuşatıcıdır."

93.   "Ey kavmim! Bütün kuvvetinizle yapacağınızı yapın, ben vazifemi yapıyorum. Kendini rezil edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu ileride bileceksiniz. Bekleyin! Ben de sizinle beraber bekliyorum!"

94.   Emrimiz geldiği zaman Şuayb'ı ve beraberindeki iman edenleri tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık. O zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

95.   Sanki orada şenlik kurmamışlardı. Bak, Semûd'un defolduğu gibi, Medyen de defoldu gitti.

96.    Andolsun Musa'yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delil ile Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik.

97.     Bunlar Firavun'un emrine tabi oldular. Firavun'un emri ise doğru değildir.

Hûd Sûresi 98 - 108. Ayetler

98.   (Firavun) kıyamet gününde kavminin önüne düşer; derken onları suya götürür gibi ateşe götürür. O varılan yer de ne kötü yerdir!

99.   Onlar, hem burada, hem de kıyamet gününde lânetle izlendiler. Onlara verilen destek ne kötü destekdir!

100. İşte bu, halkı helâk olmuş memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana kıssa olarak anlatıyoruz; onlardan (bu güne kadar) kalan da vardır, biçilen ekin gibi (yok olan) da vardır.

101. Biz onlara zulmetmedik; fakat kendilerine zulmettiler. Allah'ın dışında taptıkları tanrıları, Rabbimin emri geldiği zaman kendilerine hiçbir fayda sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka hiçbir şeye yaramadı.

102. İşte Rabbin memleketleri zulmederlerken çarptığı zaman böyle çarpar; çünkü onun çarpması çok acı, çok şiddetlidir.

103. Şüphesiz bunda, ahiret azabından korkanlar için bir ibret vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, mutlaka görülecek bir gündür.

104. Biz onu kıyamet gününü sadece sayılı bir süreye kadar erteleriz.

105. O gün, O'nun izni olmadan hiç kimse söz söyleyemez. Artık kimi bedbahttır, kimi mutlu!

106. Bedbaht olanlar ateştedirler; orada onların öyle feci nefes alıp vermeleri ve hıçkırışları vardır ki.

107. Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça orada ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin dilediğini hakkıyla yapandır.

108. Ama mutlu olanlar cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.

Hûd Sûresi 109 - 117. Ayetler

109. O halde şunların ibadet edişlerinden, bunun onları azaba götürdüğünden şüpheye düşme; onlar ancak atalarının ibadeti gibi ibadet ediyorlar. Biz de elbette kendilerine tamamıyla azaptan nasiplerini veririz.

110. Andolsun ki, Musa'ya Kitab'ı verdik. Onda ihtilaf edildi. Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, elbette aralarında hüküm verilip işleri bitmişti. Şüphesiz ki onlar bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir şüphe içindedirler.

111. Gerçekten Rabbin onların her birine amellerinin (karşılığını) tamamıyla ödeyecektir. Çünkü O, her ne yapıyorlarsa haberdardır.

112. Onun için seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin; çünkü O, her ne yaparsanız görendir.

113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. Allah'tan başka dostlarınız da yoktur. Sonra ondan kurtulamazsınız.

114. Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu idraki olanlara bir öğüttür.

115. (Resûlüm!) Sabret; zira Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.

116. Şimdi keşke sizden önceki asırlarda faziletli kimseler, bozgunculuktan alıkoysalardı. Fakat onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz pek az kısmı müstesnadır. Zulmettiler, şımartıldıkları refahın peşine düştüler ve hep günahkâr oldular.

117. Halkı iyi olduğu halde Rabbin memleketleri zulümle helâk edici değildir.

Hûd Sûresi 118 - 123. Ayetler

118. Rabbin dileseydi, elbette bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Hâlbuki ihtilaf edip duracaklardır.

119. Ancak Rabbinin merhamet ettiği kimseler müstesnadır. Ve zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin şu sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir. "Andolsun, Cehennemi cinlerden ve insanlardan dolduracağım"

120. Peygamberlerin haberlerinden, kalbini sağlamlaştıracağımız her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bu sûrede de sana hak, müminlere bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.

121. İman etmeyenlere de ki: "Siz yerinizde yapacağınızı yapın, şüphesiz biz de gerekeni yapmaktayız."

122. "Bekleyin! Şüphesiz biz de bekliyoruz!"

123. Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) Allah'ındır. Her iş O'na döndürülür. Yalnız O'na ibadet et ve yalnız O'na tevekkül et! Rabbin yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan gafil değildir.

Yûsuf Sûresi 1 - 4. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Elif, lam, Ra. İşte bunlar apaçık kitabın ayetleridir.

2.     Akıl erdiresiniz diye biz Kur'an'ı Arapça olarak indirdik.

3.     Sana bu Kur'an'ı vahyetmemizle, en güzel kıssaları sana (gerçek) bir kıssa olarak anlatıyoruz. Doğrusu senin bundan önce hiç haberin yoktu.

4.     Bir zaman Yusuf babasına şöyle dedi: "Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm."

Yûsuf Sûresi 5 - 14. Ayetler

5.     (Babası) dedi ki: "Yavrum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır."

6.     "İşte böylece Rabbin seni seçecek sana rüyanda görülen olayların yorumunu öğretecek. Bundan önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi hem sana, hem de Yakub'un ailesine nimetini tamamlayacaktır. Şüphe yok ki, Rabbin bilendir, hikmet sahibidir."

7.     Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ibret alacak ayetler vardır.

8.     Zira (kardeşleri) dediler ki: "Şüphesiz Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir, biz ise bir birini pekiştiren (tutan) bir topluluğuz. Doğrusu belli ki babamız yanılıyor."

9.     Aralarında dediler ki; "Yusuf'u öldürün veya onu uzak bir yere atın ki babanızın yüzü (teveccühü) size kalsın. Ondan sonra tevbe ederek salih kimseler olursunuz."

10.   İçlerinden bir söz sahibi dedi ki: "Yusuf'u öldürmeyin, bir kuyu dibinde bırakın ki kafilenin biri onu sahipsiz bulup alsın. Eğer yapacaksanız bunu yapın."

11.   Dediler ki: "Ey bizim babamız! Sen niye bize Yusuf hakkında güvenmiyorsun? Gerçekte biz onun iyiliğini istiyoruz."

12.   "Yarın onu bizimle beraber gönder, gezsin oynasın; şüphesiz biz onu gözetiriz."

13.   (Babaları) dedi ki: "Onu götürmeniz beni mutlaka üzer ve korkarım ki onu kurt yer de haberiniz olmaz."

14.   Dediler ki: "Vallahi biz birbirini koruyan bir topluluk iken onu kurt yerse, bu durumda biz hüsrana uğrayan (aciz) kimseler sayılırız."

Yûsuf Sûresi 15 - 22. Ayetler

15.   Onu götürüp kuyunun dibine atmaya karar verdikleri zaman biz Yusuf'a şöyle vahyettik: "Andolsun ki, sen onlara hiç işin farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin."

16.   Bıraktılar ve yatsı vakti ağlayarak babalarına geldiler.

17.   Dediler ki: "Ey babamız! Biz gittik, yarış ediyorduk, Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş! Şimdi biz doğru da söylesek, sen bize inanmazsın."

18.   Bir de gömleğinin üzerinde sahte bir kan getirdiler. (Yakup) dedi ki: "Nefisleriniz sizi aldatıp (böyle) bir işe sürüklemiş! Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak yalnız Allah'tır."

19.   Öteden bir kafile gelmiş, sucularını kuyuya göndermişlerdi; o da kovasını saldı. "Â! Müjde, bu bir çocuk!" dedi. Onu ticaret için sakladılar. Allah ise ne yapacaklarını biliyordu.

20.   Değersiz bir paha ile onu birkaç dirheme sattılar. Zaten onun hakkında isteksiz bulunuyorlardı.

21.   Onu satın alan Mısırlı ise, hanımına dedi ki: "Buna güzel bak! Belki bize faydası olur. Veya onu evlat ediniriz." Bu suretle kendisine rüyadaki olayların yorumuna dair ilimleri öğretmemiz için Yusuf'u orada yerleştirdik. Öyle ya, Allah emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

22.   Erginlik çağına erişince, biz ona isabetle hükmetme kabiliyeti ve bir ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanlara böyle karşılık veririz.

Yûsuf Sûresi 23 - 30. Ayetler

23.   Derken evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitledi: "haydi seninim!" dedi. O: "Haşa, Allah'a sığınırım! Doğrusu o (kocanız) benim efendimdir, bana güzel baktı. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez" dedi.

24.   Gerçekten kadın onu arzulamıştı, eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıtını görmeseydi o da onu (kadını) arzulamıştı. Ondan kötülüğü ve fuhşu bertaraf etmek için ona delilimizi gösterdik. Gerçekten o bizim ihlâsa erdirilmiş has kullarımızdandır.

25.   İkisi birden kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının kocasına rastladılar. Kadın: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, zindana konulmaktan ve elem verici bir azaptan başka ne olabilir?" dedi.

26.   Yusuf: "O, kendisi benim nefsimden murad almak istedi" dedi. Kadının akrabasından bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmış ise kadın doğru söylemiş, bu yalancılardandır."

27.   "Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmış ise, kadın yalan söylemiş, bu doğru söyleyenlerdendir."

28.   Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce kocası dedi ki: "Anlaşıldı, bu sizin tuzağınızdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür."

29.   "Yusuf, sakın bundan kimseye bahsetme! Sen de ey kadın, günahının affını dile! Gerçekten sen büyük günahkârlardan oldun."

30.   Şehirde bir takım kadınlar da dediler ki: "Aziz'in karısı delikanlının nefsinden murad almak istiyormuş, ona aşkından yüreğinin zarı çatlamış, biz onu besbelli çıldırmış görüyoruz."

Yûsuf Sûresi 31 - 37. Ayetler

31.   (Kadın) bunların dedikodularını işitince, onlara davetçi gönderdi, onlar için dayalı döşeli bir yerde bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık karşılarına" dedi. Hepsi onu görür görmez, gözlerinde çok büyüttüler, şaşkınlıklarından ellerini doğradılar ve dediler ki: "Hâşâ! Allah için bu bir beşer değil, bu ancak üstün bir melektir!"

32.   Dedi ki: "İşte bu gördüğünüz, hakkında beni kınadığınız şahıstır. Andolsun ki, ben bunun nefsinden murad almak istedim, o ise kaçındı. Yine andolsun ki, eğer emrimi yapmazsa, mutlaka o zindana atılacak ve elbette zelillerden olacaktır."

33.   (Yusuf) dedi ki: "Ey Rabbim! Zindan bana bunların davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen bu kadınların tuzaklarını benden bertaraf etmezsen ben onların sevdalarına düşerim ve cahillerden (cahilce davrananlardan) olurum."

34.   Bunun üzerine Rabbi duasını kabul buyurdu ve onların tuzaklarını ondan bertaraf etti. Gerçekten O, çok iyi işiten, çok iyi bilendir.

35.   Sonra bu kadar kesin alametleri gördükleri halde dedikoduları kesmek için derhal onu bir müddet zindana almak görüşü ağır bastı.

36.   Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Birisi: "Ben rüyamda kendimi şarap sıkarken gördüm" dedi. Diğeri de: "Ben de rüyamda kendimi başımın üstünde ekmek taşırken gördüm; kuşlar da ondan yemekteydi. Bize bunun tabirini haber ver, çünkü biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz" dedi.

37.   (Yusuf) dedi ki:"Size rızıklandırılacağınız bir yemek gelecek; mutlaka o gelmeden önce ben size bunun tabirini haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Çünkü ben Allah'a inanmayan, ahireti de inkâr eden bir kavimin dinini bıraktım, ondan uzaklaştım."

Yûsuf Sûresi 38 - 43. Ayetler

38.   "Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız olacak şey değildir. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler."

39.   "Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok ilahlar mı daha hayırlıdır, yoksa hepsine galip kahhar olan bir tek Allah mı?"

40.   "Sizin O'ndan başka taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı bir takım kuru isimlerden ibarettir. Yoksa Allah onlara öyle bir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, size kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."

41.   "Ey benim zindan arkadaşlarım! Gelelim rüyanıza; biriniz efendisine yine şarap sunacak, diğeri de asılacak, kuşlar başından beynini yiyecek. İşte fetvasını istediğiniz mesele bu şekilde hallolundu!"

42.   Bir de onlardan kurtulacağını sandığı kişiye: "Efendinin yanında beni an!" dedi. Fakat şeytan ona, efendisinin yanında anmayı unutturdu. Yusuf senelerce zindanda kaldı.

43.   Bir gün kral dedi ki: "Ben rüyamda yedi zayıf ineğin yediği yedi beşli inek gördüm. Bir de yedi yeşil başak ve diğer kurularını (gördüm.) Ey efendiler! Siz rüya tabir ediyorsanız, bana rüyamı yorumlayın."

Yûsuf Sûresi 44 - 52. Ayetler

44.   Tabirciler dediler ki: "Rüya dediğin karma karışık düşlerdir. Biz ise böyle düşlerin tabirini bilmiyoruz."

45.   (Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan, nice zamandan sonra hatırladı ve dedi ki: "Ben size onun tabirini haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin."

46.   Yanına gelerek dedi ki: "Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! Yedi besili inek, bunları yedi zayıf inek yiyor ve yedi yeşil başakla diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki o insanlara cevap ile dönerim, belki onlar da kıymetini bilirler."

47.   (Yusuf) dedi ki: "Yedi sene âdetiniz üzere ekeceksiniz, yiyeceklerinizden az bir miktar hariç biçtiklerinizi başağında bırakınız!"

48.   "Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, sakladığınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yeyip götürecektir."

49.   "Sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki halk onda sıkıntıdan kurtulacak, o yılda meyve suyu ve yağ sıkıp sağacaklar."

50.   Bu tabiri duyan kral da: "Bana onu getirin!" dedi; bunun üzerine ona gönderilen adam Yusuf'un yanına gelince, Yusuf dedi ki: "Haydi efendine dön ve ona sor: o ellerini doğrayan kadınların maksatları ne imiş? Şüphe yok ki, Rabbim onların hilelerini bilendir."

51.   Kral kadınlara: "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?" dedi. (Kadınlar:) "Hâşâ! Allah için biz ondan bir kötülük görmedik" dediler. Aziz'in karısı: "Şimdi hak ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murad almak istedim; o ise şeksiz şüphesiz doğru söyleyenlerdendir" dedi.

52.   (Yusuf dedi ki:) "İşte bu şunun içindir. Herkes bilsin ki: Ben ona arkasından hainlik etmedim. Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz."

Yûsuf Sûresi 53 - 63. Ayetler

53.   Nefsimi de temize çıkarmıyorum; çünkü nefis gerçekten kötülüğü emreder; Rabbimin esirgediği başka. Çünkü Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.

54.   Kral dedi ki: "Onu bana getirin, kendime özel danışman edineyim." Bunun üzerine onunla konuşunca, dedi ki: "Sen bugün yanımızda gerçekten bir mevki sahibisin, güvenilirsin."

55.   (Yusuf) dedi ki: "Beni ülke hâzineleri üzerine tayin et! Çünkü ben iyi korur, iyi bilirim."

56.   İşte bu suretle yeryüzünde Yusuf'a güç ve mevki verdik; neresinde isterse konaklıyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz ve iyilik yapanların ecrini zayi etmeyiz.

57.   İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.

58.   Bir de Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler; gelip yanına girdiler. Yusuf, hemen onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı.

59.   (Yusuf) onların bütün hazırlıklarını tamamladığı zaman dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben misafirperverlerin en yararlısıyım."

60.   "Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size (verilecek) bir ölçek (erzak) yoktur ve bana yaklaşmayın."

61.   Dediler ki: "Şüphesiz onu (getirmek için) babasının onayını almaya çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız."

62.   Yusuf, uşaklarına da dedi ki: "Sermayelerini yüklerin içine koyun. Belki ailelerine döndüklerinde farkına varırlar da yine gelirler."

63.   Bu suretle babalarına döndükleri zaman dediler ki: "Ey babamız! Bizden ölçek engellendi. Bu sefer kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle beraber gönder ki ölçüp alalım. Kuşkusuz biz onu koruruz."

Yûsuf Sûresi 64 - 69. Ayetler

64.   (Yakub) dedi ki: "Daha önce kardeşi hususunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? En hayırlı koruyucu da Allah'tır. O merhamet edenlerin en merhametlisidir."

65.   Derken eşyalarını açtıklarında, sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: "Ey babamız! Daha ne isteriz, işte sermayemiz de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize erzak getiririz, kardeşimizi de koruruz, hem bir deve yükü fazla alırız. Çünkü bu sefer aldığımız az bir şeydir."

66.   (Yakub) dedi ki: "Hepinizin her taraftan kuşatılması çaresiz kalması dışında onu ne olursa olsun bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla göndermem." Ona söz verdikleri zaman dedi ki; "Allah söylediklerinize vekildir."

67.   Ve dedi ki: "Ey yavrularım! Şehre bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ancak ne yaparsam, hiçbir şeyde Allah'ın takdirini sizden defedemem. Hüküm Allah'ındır. Onun için ben ona dayandım. Bütün tevekkül edenler yalnızca ona dayanırlar."

68.   Babalarının emrettiği şekilde çeşitli kapılardan girdiler, fakat (bu tedbir) Allah'tan gelebilecek hiçbir şeyi onlardan defedemezdi; ancak Yakub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

69.   Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı ve dedi ki: "Haberin olsun ki, ben senin kardeşinim, sakın onların yapacaklarına aldırma."

Yûsuf Sûresi 70 - 78. Ayetler

70.   Sonra onların bütün hazırlıklarını tamamladığı zaman su kabını kardeşinin yükü içine koydu, sonra da bir tellal: "Ey kafile! Siz gerçekten hırsızlık etmişsiniz" diye bağırdı.

71.   (Yusuf'un kardeşleri) onlara döndüler ve: "Ne arıyorsunuz?" dediler.

72.   Dediler ki: "Kralın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü bahşiş var ve (içlerinden biri,) "ben buna kefilim" dedi.

73.   "Allah'a andolsun, siz de biliyorsunuz ki, biz yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmedik, hırsız da değiliz" dediler.

74.   Dediler ki: "Şimdi yalancı çıkarsanız, (bunun) cezası nedir?"

75.   "Onun cezası (su kabı) kimin kabında bulunursa, işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır" dediler.

76.   Bunun üzerine (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kaplarını (aramaya) başladı, sonra da onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir tedbir düzenledik. Yoksa kralın ceza kanununda kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.

77.   (Kardeşleri) dediler ki: "Eğer o çaldıysa, bundan önce onun bir kardeşi de çalmıştı." O zaman Yusuf bunu içine attı ve onlara belli etmedi. (Ve içinden) dedi ki: "Siz daha kötü durumdasınız ve Allah ne söylediğinizi daha çok iyi bilir"

78.   Dediler ki: "Ey şanlı aziz! Gerçekten bunun çok yaşlı bir babası var. Onun için onun yerine bizim birimizi al, çünkü biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz."

Yûsuf Sûresi 79 - 86. Ayetler

79.   Dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmamızdan Allah'a sığınırız. Çünkü biz o takdirde zulmetmiş oluruz."

80.   Ondan ümitlerini kestikleri zaman fısıldayarak (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına bir söz almış olduğunu, bundan önce de Yusuf hakkında ettiğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık ben buradan ayrılmam, ta babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm tayin edinceye kadar ki O hükmedenlerin en hayırlısıdır."

81.   Siz dönün ve babanıza deyin ki: "Ey bizim babamız! İnan oğlun hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz, yoksa gaybın kollayıcıları değiliz."

82.   "Hem bulunduğumuz şehir halkına sor, hem de içinde geldiğimiz kafileye! Ve emin ol ki, biz gerçekten doğru söylüyoruz."

83.   (Babaları) "Yok" dedi; "nefsiniz sizi böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki yakında Allah onların hepsini bana getirir. Gerçekten O bilendir, hikmet sahibidir."

84.   Ve onlardan yüzünü çevirdi, "Ah Yusuf‘um ah!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü; artık yutkunuyor, yutkunuyordu.

85.   (Oğulları) "Allah'a andolsun ki, hâlâ Yusuf'u arayıp duruyorsun, sonunda kederden eriyeceksin veya helak olanlara karışacaksın!" dediler.

86.   (Yakup:) "Ben dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah'tan vahiy yoluyla sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim" dedi.

Yûsuf Sûresi 87 - 95. Ayetler

87.   "Ey oğullarım! Haydin gidin de Yusuf'la kardeşinden (iyice araştırıp) bir haber getirin. Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe düşen ancak kâfirler topluluğudur."

88.   Bunun üzerine (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman dediler ki: "Ey şanlı aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu, değersiz bir sermaye ile geldik. Yine bize ölçeği tam olarak ver ve bize bağışta bulun. Çünkü Allah bağışta bulunanların mükâfatını verir."

89.   (Yusuf) dedi ki: "Siz biliyor musunuz, cahilliğinizde Yusuf'a ve kardeşine ne yaptığınızı?"

90.   "Â, â! Sen, sen Yusuf musun?" dediler. Dedi ki: "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize lütfuyla ihsan buyurdu. Gerçek şu ki, her kim Allah'dan korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez."

91.   Dediler ki: "Allah'a andolsun, Allah seni bize üstün kıldı, biz doğrusu büyük suç işlemiştik."

92.   Dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi merhametiyle bağışlar. O merhametlilerin en merhametlisidir."

93.   "Şimdi siz benim şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne bırakın, gözü açılır ve bütün ailenizle toplanıp bana gelin."

94.   Kafile (Mısır'dan) ayrılınca babaları dedi ki: "Eğer bana bunamış demezseniz, doğrusu ben gerçekten Yusuf'un kokusunu alıyorum!"

95.   Onlar da dediler ki: "Allah'a andolsun, sen hâlâ eski şaşkınlığındasın."

Yûsuf Sûresi 96 - 103. Ayetler

96.   Fakat gerçekten müjdeci gelip gömleği yüzüne bırakınca gözü açıldı. (Yakup) dedi ki: "Ben size Allah'tan sizin bilmeyeceklerinizi bilirim demedim mi?"

97.   (Oğulları) dediler ki: "Ey bizim şefkatli babamız! Bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile! Bizler gerçekten büyük günah işlemiştik!"

98.   (Yakup) "İleride sizin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Gerçek şu ki, bağışlayan O'dur, esirgeyen O'dur."

99.   (Hep beraber Mısır'a gelip) Yusuf'un yanına vardıkları zaman ana-babasını kucaklayıp yanına aldı ve: "Buyrun, Mısır'a Allah'ın dilemesi ile güven içinde girin!" dedi.

100. Ana-babasını taht üzerine çıkarttı, hepsi ona kavuştukları için secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bundan önceki rüyanın tabiri budur. Doğrusu Rabbim onu gerçekleştirdi. Gerçekten bana (çok şey) ihsan buyurdu. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."

101. "Ey Rabbim! Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyada görülen olayların yorumlarından bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim! Benim dünyada ve ahirette velim sensin. Beni Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat!"

102. İşte bu, gayb haberlerindendir. Sana onu vahiy ile bildiriyoruz. Yoksa onlar işlerine karar verip hile yaparlarken sen yanlarında değildin.

103. Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.

Sayfa 10 / 27

  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
 
 
  • İLETİŞİM