• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
    • A'dan Z'ye
    • Alfabetik Sıralama
    • İslami Rüya Tabirleri
    • Alfabetik Sıralama

Kehf Sûresi 16 - 20. Ayetler

16.   İçlerinden biri dedi ki, madem ki onlardan ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzaklaşmayı tercih ettiniz; o halde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetinden bir nasip yaysın ve size işinizde bir kolaylık hazırlasın.

17.   Güneşi görüyorsun ya, doğduğu zaman sağ tarafa meyleder, battığı zaman da onları sol tarafa makaslardı (onlara isabet etmezdi.) Onlar, onun içinde bir geniş sahadadır. İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah, her kime hidayet ederse, işte o hidayete ermiştir, her kimi de saptırırsa, artık onu irşad edecek bir veli bulamazsın.

18.   Bir de onları uyanıklar sanırsın, halbuki uykudadırlar ve biz onları sağa sola çeviririz; köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmıştı. Onları görseydin, mutlaka geri dönüp onlardan kaçardın ve kuşkusuz onlardan içini korku kaplardı.

19.   Böylece onları uyandırdık ki, aralarında birbirlerine sorsunlar. İçlerinden bir sözcü: "Ne kadar durdunuz?" dedi. "Bir gün yahut bir günün bir kısmı" dediler. Dediler ki: "Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz en iyi bilendir. Şimdi siz, birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, hangisi daha temiz, ondan size bir erzak getirsin, hem de çok kurnaz davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."

20.   "Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse, muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya dinlerine döndürürler; bu takdirde asla kurtuluşa eremezsiniz."

Kehf Sûresi 21 - 27. Ayetler

21.   Bu suretle de (insanları) kendilerinden haberdar ettik ki, Allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphesiz bulunduğunu bilsinler. O sırada aralarında Ashâb-ı Kehf'in durumunu tartışıyorlardı. Bunun üzerine dediler ki: "Üstlerine bir bina yapın, Rableri onları daha iyi bilir!" Onların emrine vakıf olanlar: "Elbette Biz bunların üstüne bir mescit yapacağız" dediler.

22.   Sonradan gelen insanların kimi: "Üç kişiler, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. (Yine) "Beş kişiler, altİnciları köpekleridir" diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Ve yine) "Yedi kişiler, sekizİncileri köpekleridir" diyecekler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onları ancak pek azı bilir." Artık bunlar hakkında, açıkta olan bir münakaşadan başka kimse ile tartışma ve bunlar hakkında kimseye bir şey sorma.

23.     Hiçbir şey hakkında da Allah'ın dilemesine bağlamadan "Ben bunu yarın muhakkak yaparım" deme ve bunu unuttuğun zaman Allah'ı zikret ve şöyle de:

24.     "Ola ki Rabbim beni, bundan daha yakın olan bir zamanda dosdoğru bir başarıya eriştirir."

25.   Onlar, mağaralarında üç yüz sene ve dokuz yıl daha kaldılar.

26.   De ki: "Allah, ne kadar durduklarını daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, öyle güzel görür, öyle güzel iştir ki! Bütün onlara ondan başka yardım eden yoktur. O, kimseyi hükmünde ortak da etmez."

27.   Rabbinin Kitab'ından sana vahyolunanı oku. Onun kelimelerini değiştirecek yoktur ve O'ndan başka bir sığınak bulamazsın.

Kehf Sûresi 28 - 34. Ayetler

28.   Sabah akşam Rablerine dua edip rızasını isteyen kullarla beraber sabret. Sen, dünya zinetini arzu ederek onlardan gözlerini ayırma ve kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız, keyfinin ardına düşmüş ve işi haddi aşmak olan kimseye itaat etme, boyun eğme.

29.   Ve de ki: "O Hak, Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz, zalimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki, duvarları kendilerini kuşatmaktadır. Ve eğer yardım isterlerse, onlara erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile yardım edilir. O, ne kötü bir içki ve ne kötü bir kalma yeridir.

30.   Amma iman edip salih amel işleyenler, şüphe yok ki biz öyle güzel amel işleyenin mükafatını zâyi etmeyiz.

31.   Öyleler, İşte onlara Adn cennetleri vardır; altlarından nehirler akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipeklerden yeşil elbiseler giyecekler, tahtlar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel karşılık ve ne güzel mesken.

32.   Onlara şu iki adamı misal olarak anlat: Birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz ve ikisinin de etrafını hurmalarla donatmışız, ikisinin arasında da ekinler bitirmişizdir.

33.   İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışızdır.

34.   Bu adamın başka geliri de vardır. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm."

Kehf Sûresi 35 - 45. Ayetler

35.   Kibirle bağına girdi, kendisine zulmediyordu. Dedi ki: "Bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmam."

36.   "Kıyametin kopacağını da sanmam. Bununla beraber şayet Rabbime döndürülecek olursam, kuşkusuz bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum."

37.   Arkadaşı da onunla konuşurken şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni adam seviyesine çıkaran Rabbine nankörlük mü ediyorsun?"

38.   "Fakat O Allah, benim Rabbimdirve ben Rabbime kimseyi ortak koşmam."

39.   "Bağına girdiğin zaman: "Mâşâallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin olmaz mıydı? Eğer malca ve evlâtça beni kendinden az görüyorsan,"

40.   "Ne bilirsin, belki Rabbim bana, senin bağından daha hayırlısını verir, seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de kupkuru bir toprak hşline gelir."

41.   "Yahut suyu çekilir de, bir daha Suyu aramakla bulamazsın!"

42.   Derken bütün serveti kuşatılıp yok oldu. Bunun üzerine, ona yaptığı masraflara karşı avuçlarını oğuşturup kaldı. O (bağın) çardakları yere çökmüş kalmıştı. "Ah!" diyordu; "ne olaydım Rabbime hiçbir ortak koşmamış olaydım!"

43.   Allah'tan başka ona yardım edecek bir topluluk olmadı, kendi kendini de kurtaramadı.

44.   İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah'ındır. O, mükâfat bakımından da hayırlı, akıbet bakımından da hayırlıdır.

45.   Onlara dünya hayatının örneğini de şöyle getir: Dünya hayatı sanki bir su ki, onu gökten indirmişiz, derken onunla yeryüzünün bitkileri yeşermiş ve birbirine karışmış, derken bir çöp kırıntısı olmuştur; rüzgarlar onu savurup dağıtmıştır. Allah, ner şey üzerinde iktidar sahibidir.

Kehf Sûresi 46 - 53. Ayetler

46.   Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür, baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında sevapça da hayırlıdır, umut etme bakımından da hayırlıdır.

47.   Düşün o günü ki, dağları yürütürüz, yeryüzünü çırılçıplak görürsün ve tüm ölüleri mahşerde toplamışızdır da, hiçbir kimse bırakmamışızdır.

48.   Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna arzedilmişlerdir. Buyurur ki: "Andolsun, ilk defa yarattığımız şekil gibi bize geldiniz, fakat size hiçbir hesap zamanı tayin etmeyeceğiz sanmıştınız, değil mi?"

49.   Amel defteri de ortaya konulmuştur; artık günahkarların içinde bulundukları korkudan dolayı çırpıntılar içinde titrediklerini görürsün ve derler ki: "Eyvah bize! bu defter de ne acaip; ne küçük bırakmış, ne büyük, hepsini kaydetmiş?" ve bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır; Rabbin kimseye zulmetmez.

50.   Yine düşün o vakti ki, meleklere: "Âdem'e secde edin! demiştik, hemen secde ettiler; ancak İblis -cinlerdendi- Rabbinin emrinden çıktı. Ya Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun neslini kendinize dost mu ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanmızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir!"

51.   Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit kılmadım. Hiçbir zaman yoldan çıkarıcıları yardımcı edinecek değilim.

52.   Ve o gün diyecek ki: "Ortaklarım sandığınız şeyleri çağırın bakalım!" Derken onları çağırmışlar, yalvarmışlardır, fakat onlar kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların aralarına bir uçurum koyduk.

53.   Suçlular ateşi görmüş, artık ona düşeceklerini anlamışlardır; ondan bir kaçış yolu bulamazlar.

Kehf Sûresi 54 - 61. Ayetler

54.   Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara ibret olacak her türlü örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan ise, tartışmaya en çok düşkün varlıktır.

55.   Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiği halde insanları iman etmekten ve günahların bağışlanmasını istemekten alıkoyan şey, başka değil ancak ötekilerinin başlarına gelenin kendilerine de gelmesi veya ahiret azabının gözleri önünde gelmesini (beklemeleridir).

56.   Halbuki biz, gönderdiğimiz peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere göndeririz. İnkar edenler ise, hakkı bâtıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan ikazı alaya aldılar.

57.   Kendisine Rabbinin âyetleri ile nasihat edilip de ondan yüz çeviren ve ellerinin takdim ettiği şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Biz, onların kalpleri üzerine, iyi anlamalarına mani bir takım engeller ve kulaklarına ağırlık koymuşuzdur. Sen, onları doğru yola çağırsan da, o halde iken onlar asla yola gelmezler.

58.   Hem bağışlaması çok olan, rahmet sahibi Rabbin kazandıkları yüzünden hemen hesaba çekseydi, onlara azabı elbette çarçabuk verirdi. Fakat onlar için va'dolunmuş bir zaman vardır ki, o gelince hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.

59.   İşte o memleketler ki, biz onları zulmettiklerinde helâk ettik. Helâkları için de belli bir zaman tayin etmiştik.

60.   Bir zaman da Musa, genç adamına demişti ki: "Durmayacağım, tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce gideceğim."

61.   Bunun üzerine ikisi birlikte, iki denizin birleştiği yere vardıkları zaman balıklarını unuttular. O zaman o (balık), bir deliğe doğru yolunu tutmuş gitmişti.

Kehf Sûresi 62 - 74. Ayetler

62.   Bu suretle buluşma yerini geçtiklerinde (Musa), genç adamına: "Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzdan dolayı yorgun düştük" dedi.

63.   (Genç adam:) "Gördün mü!" dedi; "kayaya sığındığımız zaman, doğrusu ben balığı unuttum. Bana onu hatırlamamı kuşkusuz şeytan unutturdu. O, acaib bir şekilde denizdeki yolunu tutmuştu."

64.   (Musa:) "İşte" dedi; "aradığımız o ya!" Bunun üzerine izlerini takip ederek geri döndüler.

65.   Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim (ilmi ledûn) öğretmiştik.

66.   Musa ona: "Öğretildiğin ilimden bana, doğru yolu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?" dedi.

67.   Dedi ki: "Doğrusu sen, benimle sabredemezsin."

68.   "Aklının almadığı şeye nasıl sabredeceksin?"

69.   (Musa) dedi ki: "İnşallah, beni sabırlı bulacaksın ve senin hiç bir emrine asi olmam."

70.   Dedi ki: "O halde, eğer bana tâbi olacaksan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, tâ ki ben sana o konudan söz edinceye kadar."

71.   Bunun üzerine ikisi gittiler. Nihayet gemiye bindiklerinde tuttu gemiyi yaraladı. (Musa:) "A!" dedi; "Yolcularını boğmak için mi onu yaraladın? Gerçekten müthiş bir şey yaptın!"

72.   Dedi ki: "Sen benimle beraber sabredemezsin, demedim mi?"

73.   (Musa:) "Beni unuttuğum şeyden dolayı sorgulama ve bana bu işimden dolayı güçlük çıkarma!" dedi.

74.   Yine gittiler, nihayet bir çocuğa rastladılar; tuttu onu öldürüverdi. (Musa) "Â!" dedi; "Tertemiz bir canı, bir can karşılığı kısasen olmaksızın öldürdün mü? Gerçekten çok kötü bir şey yaptın!"

Kehf Sûresi 75 - 83. Ayetler

75.   (Hızır:) "Ben sana, benimle beraber sabredemezsin, demedim mi?" dedi.

76.   (Musa:) "Eğer," dedi; "bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Doğrusu benim tarafımdan (ileri sürülebilecek) mazeretin sonuna ulaştın."

77.   Bunun üzerine yine yürüdüler, nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvar buldular. (Hızır), hemen onu doğrulttu. (Musa:) "isteseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın," dedi.

78.   (Hızır) şöyle dedi: "İşte bu seninle benim aramın ayrılmasıdır. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim."

79.   "Gemi var ya, o denizde çalışan yoksul kimselerindi. Ben onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her sağlam gemiyi zorla alan bir hükümdar vardı."

80.   "Çocuğa gelince, ana-babası mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk."

81.   "İstedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin."

82.   "Gelelim duvara, şehirde iki yetim çocuğun idi, altında onlar için saklanmış bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hâzineleri çıkarsınlar. Ben bunların hiç birini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur."

83.   (Resulüm!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım."

Kehf Sûresi 84 - 97. Ayetler

84.   Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona muhtaç olduğun her şey için bir yol (vasıta) verdik.

85.   O da bir yol tutup gitti.

86.   Sonunda güneşin battığı yere varınca O, onu kara bir balçıkta batar buldu. Bir de onun yanında orada bir kavme rastladı. (Bunun üzerine biz:) "Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin," dedik.

87.   O, şöyle dedi: "Kim haksızlık ederse onu cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; o da ona korkunç bir azap uygulayacak."

88.   Her kim de iman edip iyi bir iş tutarsa, onun için en güzel bir karşılık vardır. Ve ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz.

89.   Sonra (yine) bir yol tuttu.

90.   Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlar için güneşe karşı bir siper yapmamıştık.

91.   İşte böyle, onunla ilgili her şeyi biliyorduk, hepsinden haberdardık.

92.   Sonra (yine) bir yol tuttu.

93.   Sonunda iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.

94.   Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc bu memlekette bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana vergi verelim mi?"

95.   Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle yardım edin de onlarla sizin aranıza sapasağlam bir engel yapayım."

96.   "Bana demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki ucunu aynı seviyeye getirince vadiyi doldurunca "körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirince: "Getirin bana, üzerine erimiş bakır dökeyim" dedi.

97.   Artık onu, ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Kehf Sûresi 98 - 110. Ayetler

98.   (Zülkarneyn:) "Bu, Rabbimden bir rahmettir, Rabbimin va'di gelince onu yerle bir eder. Rabbimin va'di haktır," dedi.

99.   O gün (kıyamet gününde), biz bir kısmını diğerinin içinde dalgalanır bir halde bırakmışızdır. Sûra üfürülmüştür, artık onların hepsini bir araya getirmişizdir.

100. O gün, cehennemi, kafirlere öyle bir sunmuşuzdur ki, onunla yüzyüze gelmişlerdir.

101. Onlar ki, beni hatırlatan ayetlerim karşısında gözleri bir perde içerisinde idi. Dinlemeye de tahammül edemiyorlardı.

102. Kafirler, beni bırakıp ta kullarımı kendilerine dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz, cehennemi kafirlere bir konak olarak hazırladık.

103. De ki: "Size, amelleri bakımından en çok ziyana uğrayanları haber vereyim mi?"

104. "Onlar, dünya hayatındaki çabaları boşa gitmiş iken, kendilerini iyi işler yapmakta sanan kimselerdir."

105. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkâr eder, bu yüzden hayır adına yaptıkları bütün amelleri boşa giden kimselerdir. Biz, onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutturmayız.

106. İşte böyle, onların cezaları cehennemdir; çünkü inkar etmişler ve benim ayetlerimi ve peygamberlerimi alay konusu edinmişlerdir.

107. İman edip, salih ameller işleyen kimselere gelince, onlar için konak olarak Firdevs cennetleri vardır.

108. İçlerinde ebedi olarak kalırlar, onlardan çıkmak istemezler.

109. De ki: "Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsaydı, Rabbimin kelimeleri bitmeden deniz tükenirdi; bir o kadarını da getirsek bile!"

110. De ki: "Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim, ancak bana, ilahınızın bir tek ilan olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın."

Meryem Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd

2.     (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.

3.     O zaman ki, O, Rabbine gizli bir sesle niyaz etmişti.

4.     Şöyle dedi: "Rabbim! kemiklerim zayıfladı, saçım ağardı. Rabbim sana ettiğim dua sayesinde hiçbir zaman bedbaht olmadım."

5.     "Bu halimle ben arkamdan yerime geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Onun için tarafından bana bir oğul ver."

6.     "Ki hem benim mirasımı, hem de Yakup oğullarının mirasını alsın. Rabbim onu rızana layık kıl!"

7.     (Allah şöyle buyurdu:) "Ey Zekeriya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz; onun adı Yahya'dır. Bundan önce ona kimseyi adaş yapmadık."

8.     (Zekeriya), "Rabbim!" dedi, "Benim nasıl oğlum olacak? Karım kısırdır, ben de ihtiyarlıktan ayakta duramayacak hale geldim."

9.     (Allah:) "Öyledir," dedi; Rabbin: "O bana kolaydır, daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım," buyurdu.

10.   "Rabbim!" dedi, "(çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver." (Allah:) "İşaretin, sapasağlam olduğun halde üç gün konuşmamandır," buyurdu.

11.   Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: "Sabah ve Akşam tesbih edin" diye işaret verdi.

Meryem Sûresi 12 - 25. Ayetler

12.   "Ey Yahya! Kitabı kuvvetle tut, var gücünle sarıl" (dedik) ve daha çocuk iken ona hikmet verdik.

13.   Tarafımızdan ona şefkat ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.

14.   Ana-babasına iyi davranırdı; zorba, isyankâr değildi.

15.   Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabrinden kaldırılacağı gün ona selam olsun!

16.   (Resûlüm!) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafına bir yere çekilmişti.

17.   Meryem, onlardan tarafa (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, kendisine düzgün bir insan şeklinde göründü.

18.   (Meryem) "Ben" dedi, "Senden çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer sakınan bir kimse isen (bana dokunma)."

19.   (Melek) "Ben, sana tertemiz bir erkek çocuğu vermek için sadece Rabbimin bir elçisiyim" dedi.

20.   (Meryem:) "Benim nasıl çocuğum olur? Bana bir insan dokunmadı, ben iffetsiz de değilim," dedi.

21.   (Ruh:) "Öyledir" dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki "O bana kolaydır. Çünkü onu insanlara (kudretimizin) bir delili ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız. Hem de bu, ezelde karara bağlanmış bir iştir."

22.   Böylelikle ona hamile kaldı ve karnındaki çocukla uzak bir yere çekildi.

23.   Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına (dayanmaya) götürdü. "Keşke" dedi, "Bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!"

24.   O ona altından seslendi: "Sakın üzülme! Rabbin senin altında bir su arkı vücuda getirdi."

25.   "Hurmanın dalını kendine doğru silkele ki, üzerine olgunlaşmış taze hurmalar dökülsün."

Meryem Sûresi 26 - 38. Ayetler

26.   "Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki; Ben merhametli olan Allah'a oruç adadım; onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."

27.   Böylece onu kucağında taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: "Ey Meryem! Gerçekten sen şaşılacak iğrenç bir şey yaptın!"

28.   "Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kişi değildi, annen de iffetsiz değildi."

29.   Bunun üzerine çocuğa işaret etti. Dediler ki: "Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?"

30.   Çocuk şöyle dedi: "Ben, Allah'ın kuluyum, o bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı."

31.   "Nerede olursam (olayım,) beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti."

32.   "Beni anneme saygılı kıldı; beni azgın bir zorba yapmadı."

33.   "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selam banadır."

34.   İşte, hakkında çekişip durdukları Meryem oğlu İsa (a.s.), hak söz olarak budur.

35.   Allah'ın evlat edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işin olmasına karar verdiği zaman, ona sadece "Ol" der, o da hemen olur.

36.   Şüphesiz Allah, benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.

37.   Sonra Hristiyan gruplar, kendi aralarında Hz. İsa hakkında ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkâr edenlere!

38.   Bize gelecekleri gün, neler işitecekler neler görecekler! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.

Meryem Sûresi 39 - 51. Ayetler

39.   Resûlüm, onlar gaflet içindeyken, iman etmezlerken, pişmanlık gününün ve işin bitirildiği anın dehşeti hakkında onları uyar.

40.   Elbette yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz vâris oluruz ve onlar ancak bize döndürülecekler.

41.   Kitap'ta İbrahim'i de an. Zira o, özü-sözü doğru bir peygamberdi.

42.   Bir zaman o, babasına şöyle dedi: "Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan şeylere niçin taparsın?"

43.   "Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Gel bana uy da seni düz yola çıkarayım."

44.   "Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah'a âsi oldu."

45.   "Babacığım! Gerçekten ben, Rahman tarafından sana azap dokunup da şeytanın dostu olmandan korkuyorum."

46.   (Babası:) "Ey İbrahim!" dedi; "Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki eğer vazgeçmezsen, seni taşlarım, uzun bir zaman benden uzaklaş, git!"

47.   (İbrahim:) "Selâm sana, (esen kal)" dedi, "Senin için Rabbimden bağışlama dileyeceğim; çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır."

48.   "Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp uzaklaşırım ve Rabbime dua ederim. Umulur ki Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam."

49.   Nihayet İbrahim, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.

50.   Onlara rahmetimizden ihsanda bulunduk ve hepsine dillerde yüksek bir şöhret verdik.

51.   Kitap'ta Musa'yı da an; çünkü o, ihlâs sahibi idi ve gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.

Meryem Sûresi 52 - 64. Ayetler

52.   Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu yakarış makamında yakınlık mertebesine erdirdik.

53.   Rahmetimizden ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.

54.   Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o, sözüne sâdıktı ve gönderilmiş bir peygamberdi.

55.   Halkına namazı ve zekâtı emrederdi ve Rabbinin nezdinde rızaya nail olmuştu.

56.   Kitapta İdris'i de an. Çünkü o, doğru bir kişi bir peygamberdi.

57.   Biz onu yüksek bir makama yücelttik.

58.   İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub)'in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçtiğimiz kimselerdendir. Kendilerine çok merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

59.   Sonra arkalarından (bozuk) bir nesil geldi, namazı bıraktılar ve şehvetleri peşine düştüler. Bunlar da gayya'yı boylayacaklar.

60.   Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Çünkü bunlar, zerre kadar haksızlığa uğratılmaksızın cennete girecekler.

61.   Çok merhametli olan Allah'ın, kullarına vâdettiği Adn cennetlerine girecekler! Şüphesiz O'nun vadi yerini gelir.

62.   Orada boş söz işitmezler, sadece selam(ı işitirler). Orada sabah-akşam rızıkları da vardır.

63.   Kullarımızdan takvâ sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet, işte budur.

64.   Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Rabbin, seni unutmuş değildir.

Meryem Sûresi 65 - 76. Ayetler

65.   (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette sebat edip sabırlı ol. Hiç O'na adaş olan birini biliyor musun? Asla benzeri yoktur.

66.   Böyle iken İnsan diyor ki: "Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak çıkarılacak mıyım?"

67.   İnsan, hiçbir şey değil iken, biz kendisini yarattığımızı düşünmez mi?

68.   Rabbine andolsun ki, onları da, şeytanları da, mutlaka mahşerde toplayacağız, sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin etrafında hazır bulunduracağız.

69.   Sonra her grupdan, çok merhametli olan Allah'a karşı azgınlık gösterme bakımından en şiddetli olanı ayıracağız.

70.   Sonra, biz cehenneme girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.

71.   İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbinin vacip kıldığı kesin bir hükümdür.

72.   Sonra Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak bırakırız.

73.   Kendilerine âyetlerimiz, apaçık okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: "Bu iki topluluğun hangisi makam bakımından daha iyi, meclis bakımından daha güzeldir?" dediler.

74.   Halbuki biz, onlardan önce eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helak ettik.

75.   De ki: "Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona istediği kadar mühlet versin, nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azab veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu bileceklerdir."

76.   Allah, doğru yolda gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan salih ameller, Rabbinin nezdinde sevapça daha hayırlı, sonuç bakımından da daha iyidir.

Meryem Sûresi 77 - 95. Ayetler

77.   Resûlüm, şu âyetlerimizi inkâr eden ve "Muhakkak bana mal ve çocuk verilecek" diyen adamı gördün mü?

78.   O, gaybı mı bildi, yoksa çok merhametli olan Allah'ın katından bir söz mü aldı?

79.   Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.

80.   Söylediği şeylerin hepsini elinden alacağız; o, bize tek başına gelecek.

81.   Kendilerine izzet ve kuvvet olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.

82.   Hayır! Onların taptıkları, ibadetlerini inkar edecekler ve onlara hasım olacaklar.

83.   (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini kaynatıp-oynatıp kıvrandıran şeytanlar gönderdik.

84.   Onlar hakkında acele etme, biz onlar için (günleri) tek tek sayıyoruz.

85.   Takva sahiplerini, heyet halinde, çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplayacağımız gün,

86.   Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.

87.   Çok merhametli olan Allah'ın katında bir söz almış olan kimseden başkaları şefâata sahip olamayacaklardır.

88.   "Rahmân evlat edindi" dediler.

89.   Andolsun ki siz, çok ağır, çok çirkin bir cesarette bulundunuz.

90.   Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir.

91.   Rahmân'a çocuk isnadında bulundular diye, böyle olacaktı.

92.   Halbuki çocuk edinmek Rahmân'a yakışmaz.

93.   Göklerde ve yerde olan herkes, Rahmân'a kul olarak gelecektir.

94.   Andolsun ki, onların hepsini kuşatmış ve hepsini sayı olarak saymış bulunmaktadır.

95.   Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

Meryem Sûresi 96 - 98. Ayetler

96.   İman edip de Salih amellerde bulunanlara gelince, çok merhametli olan Allah onlar için (gönüllerde) bir sevgi oluşturacaktır.

97.   Biz Kur'an'ı, senin dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık ki, Allah'tan sakınanları müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.

98.   Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik, sen, her hangi birinden bir varlık emaresi hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?

Tâhâ Sûresi 1 - 12. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Tâ. Hâ.

2.     Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekmen için indirmedik,

3.     Ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye (indirdik).

4.     Kur'an, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.

5.     O Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.

6.     Göklerde, yerde, bu ikisi arasında ve toprağın altında olanların tümü O'nundur.

7.     Eğer sen sözü açıktan söylersen, (bilesin ki) O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

8.     Allah'tan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.

9.     (Resûlüm!) Musa'nın kıssası sana ulaştı mı?

10.    Hani o, bir ateş görmüştü de ailesine: "Durun! Bir ateş gördüm. Belki ondan size bir kor getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum" demişti.

11.   Oraya vardığında kendisine tarafımızdan "Ey Musa!" diye seslenildi.

12.   "Gerçekten ben, ben senin Rabbinim! Hemen ayakkabılarını çıkar; çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın."

Tâhâ Sûresi 13 - 37. Ayetler

13.   "Ben seni seçtim. Şimdi vahyedileni dinle."

14.   "Hakikaten benim, ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."

15.   "Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceğim ki, herkes harcadığı çabanın karşılığını bulsun."

16.   "Ona inanmayıp kendi hevasına uyan kimse, sakın seni kıyamete inanmaktan alıkoymasın, sonra helak olursun."

17.   "Sağ elindeki nedir, ey Musa?"

18.   "O, benim asamdır," dedi, "ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır."

19.   (Allah:) "Bırak onu, ey Musa!" buyurdu.

20.   Onu hemen bıraktı. Bir de ne görsün, o hızla sürünen bir yılan (oluvermiş).

21.   Allah buyurdu: "Tut onu! Korkma; biz onu ilk haline sokacağız."

22.   "Bir de elini koynuna sok ki, bir başka mucize olarak o, lekesiz ve bembeyaz bir halde çıksın."

23.   "Ta ki, sana, böylece en büyük âyetlerimizden (bazılarını) gösterelim."

24.   "Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı."

25.   (Musa:) "Rabbim!" dedi, "göğsüme genişlik ver."

26.   "İşimi bana kolaylaştır."

27.   "Dilimden şu düğümü çöz.

28.   "Ki sözümü iyi anlasınlar."

29.   "Bana ailemden bir de yardımcı ver."

30.   "Kardeşim Harun'u ver."

31.   "Onunla arkamı kuvvetlendir."

32.   "Ve onu işime ortak kıl."

33.   "Ki böylece seni çok tesbih edelim."

34.   "Ve çok analım seni."

35.   "Şüphesiz sen bizi görmektesin."

36.   (Allah) buyurdu: "Ey Musa! İstediğin sana verildi. "

37.   "Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."

Tâhâ Sûresi 38 - 51. Ayetler

38.   "Bir zaman, vahyedilen şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:"

39.   "Musa'yı sandığın içine koy, (sonra) onu denize (Nil'e) bırak, deniz de onu sahile atsın, onu hem bana düşman hem ona düşman olan biri alsın. (Ey Musa!) Sevilmen ve Benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim."

40.   "Hani, kız kardeşin gidip 'Ona iyi bakacak birini size bulayım mı?' diyordu. Böylece seni, annene geri verdik ki gözü aydın olsun ve üzülmesin. Ve sen, bir adam öldürdün de seni kederden kurtardık. Seni türlü sıkıntılarla imtihan ettik. Bunun için senelerce Medyen halkı arasında kaldın. Sonra bir kader üzerine (bu makama) geldin ey Musa!"

41.   "Ben seni, kendim için elçi yetiştirdim."

42.   "Sen ve kardeşin birlikte âyetlerimi götürün. Beni anmakta gevşek davranmayın."

43.   "Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı."

44.   "Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, öğüt alır veya korkar."

45.   Dediler ki: "Rabbimiz! Biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut azgınlığını artırmasından korkuyoruz!"

46.   Buyurdu ki: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm."

47.   Haydi, ona gidin de deyin ki: "Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. Artık İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara eziyet etme! Biz, sana Rabbinden bir âyet getirdik. Selam doğruya tabi olanlaradır."

48.   Hakikaten bize şöyle vahyolundu: "Azap, peygamberleri yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."

49.   (Firavun:) "Sizin Rabbiniz kimmiş ey Musa?" dedi.

50.   (O da:) "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da doğru yolu gösterendir" dedi.

51.   (Firavun:) "Öyle ise, daha önceki nesillerin hali ne olacak?" dedi.

Tâhâ Sûresi 52 - 64. Ayetler

52.   (Musa:) "Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin katında bulunan bir kitaptadır. Rabbim, şaşırmaz ve unutmaz," dedi.

53.   "O, sizin için yeri beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Böylelikle onunla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık."

54.   "Yeyiniz, hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için âyetler vardır."

55.   Sizi ondan (topraktan) yarattık, yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha ondan sizi çıkaracağız.

56.   Andolsun biz ona (Firavun'a) delillerimizin hepsini gösterdik; öyle iken yine de o yalanladı ve diretti.

57.   Dedi ki: "Sen sihrinle bizi, yerimizden çıkarmak için mi geldin, ey Musa?"

58.   "O halde, muhakkak surette biz de sana, onun gibi bir sihir yapacağız. Şimdi sen, seninle bizim aramızda bir yerde buluşma zamanı ayarla, senin de bizim de muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yer olsun."

59.   (Musa:) "Buluşma zamanınız, bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)" dedi.

60.   Bunun üzerine Firavun tedbire girişti. Bütün hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi.

61.   Musa onlara: "Yazık olsun sizlere!" dedi, "Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur."

62.   Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.

63.   Dediler ki: "Herhalde bunlar iki sihirbazdır, sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak istiyorlar."

64.   "Siz de hilelerinizi bir araya getirin, sonra sıra halinde gelin, Muhakkak ki bugün, üstün gelen kurtulmuştur."

Tâhâ Sûresi 65 - 76. Ayetler

65.   Dediler ki: "Ey Musa! Ya sen at veya ilk atan biz olalım."

66.   "Haydi siz atın," dedi. Bir de ne görsün! Sihirlerinden dolayı ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor."

67.   Birdenbire Musa, içinde bir korku duydu.

68.   "Korkma!" dedik, "çünkü sen üstün geleceksin."

69.   "Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları sadece bir sihirbaz hilesidir, sihirbaz ise, nereye varsa kurtulmaz."

70.   Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Harun'un ile Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.

71.   (Firavun) şöyle dedi: "Ben size izin vermeden ona inandınız öyle mi! Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde (Andolsun ki,) ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice bileceksiniz."

72.   Dediler ki: "Bize gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz! Artık ne yapacaksan yap! Senin, ancak bu dünya hayatında hükmün geçer."

73.   "Gerçekten biz, günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır."

74.   Her kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, şüphesiz onun için cehennem vardır. Onun içinde ne ölür, ne de yaşar!

75.   Kim de salih amellerde bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, onlar için üstün dereceler vardır.

76.   İçlerinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte temizlenen kimsenin mükâfatı budur.

Tâhâ Sûresi 77 - 87. Ayetler

77.   Andolsun, Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımla birlikte geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç! Yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan git."

78.   Derken Firavun ordularıyla onları takip etti, denizden onları kaplayıveren sular onları kaplayıverdi.

79.   Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi.

80.   Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tûr'un sağ tarafına gelmeniz için size vade verdik ve size kudret helvası ile bıldırcın eti indirdik.

81.   Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyiniz ve bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize iner; kimin üzerine de gazabım inerse, o hakikatten tepetaklak düşmüştür.

82.   Şüphesiz ki ben, tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunan, sonra doğru yolda giden kimseyi bağışlayacağım.

83.   Seni acele ile kavminden ayıran nedir, ey Musa ?

84.   (Musa) dedi ki: "Onlar benim peşimdeler. Ben, sana acele ile geldim ki benden hoşnut olasın ey Rabbim!"

85.   (Allah) buyurdu: "Biz senden sonra kavmini imtihan ettik, Sâmirî onları yoldan saptırdı."

86.   Derhal Musa, son derece kızgın ve üzgün olarak kavmine döndü. "Ey kavmim!" dedi, "Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Zaman mı uzun geldi, yoksa üzerinize Rabbinizin bir gazabının inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

87.   Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik. Ancak o kavmin (Mısırlıların) zinet eşyasından birtakım ağırlıklar yüklenmiştik, onları ateşe attık, aynı şekilde Sâmirî de attı."

Tâhâ Sûresi 88 - 98. Ayetler

88.   Derken bu adam onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli çıkardı. Bunun üzerine dediler ki: "İşte bu sizin de, Musa'nın da ilahıdır. Fakat o unuttu."

89.   Onun onlara bir sözle karşılık vermediğini ve kendilerine ne bir zarar, ne de bir fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

90.   Andolsun, Harun önceden onlara: "Ey kavmim! siz bununla sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz çok merhametli olan Allah'tır. Gelin bana uyun ve emrime itaat ediniz" demişti.

91.   Onlar: "Biz," dediler, "Musa, bize dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!"

92–93.  (Musa, döndüğünde) "Ey Harun!" dedi, "sana ne engel oldu da bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit peşimden gelmedin, emrime isyan mı ettin?"

94.   (Harun:) "Ey annemin oğlu!" dedi, "sakalımı başımı tutma! Emin ol ki 'Sözümü tutmadın, İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün,' demenden korktum."

95.   (Musa:) "Ya senin derdin nedir, ey Sâmirî?" dedi.

96.   (Samiri:) "Ben, onların görmediklerini gördüm. Elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevherlerin içine) attım. Nefsim bana böyle hoş gösterdi," dedi.

97.   (Musa:) "Haydi defol!" dedi, "zira sen hayatın boyunca: 'Bana dokunmayın!' diyeceksin. Hem senin için, asla kurtulamayacağın bir hesap günü var. Tapmakta olduğun ilahına bak! Biz onu mutlaka yakacağız; sonra da onu kül edip denize savuracağız!"

98.   "Sizin ilâhınız ancak o Allah'tır ki, ondan başka ilah yoktur. O, ilmi ile her şeyi kuşatmıştır."

Sayfa 13 / 27

  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
 
 
  • İLETİŞİM