• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Rûm Sûresi 25 - 32. Ayetler

25.   Ve o'nun ây etlerindendir. O'nun emriyle göğün ve yerin durması, sonra sizi bir çağırışla çağırdığı zaman derhal yerden çıkacaksınızdır.

26.   Ve onun içindir, göklerde ve yerde kim varsa, hepsi de o'na itaatkârdırlar.

27.   Ve o zât dır ki, halkı bidâyeten yaratır, sonra onu iade eder. Bu, o'na göre pek kolaydır ve o'nun için göklerde ve yerde en yüksek şan vardır. Ve o, azizdir, hakimdir.

28.   Sizin için kendi nefislerinizden misâl irâd etti. Sizi rızıklandırdığımız şeyde sizin için sağ ellerinizin mâliki olduğu köle ve cariye gibi şeylerden ortak olanları var mıdır ki, onda siz müsavi olasınız? Kendi nefislerinizden korktuğunuz gibi onlardan da korkasınız? İşte böyle âyetleri akılıca düşünen bir kavim için tafsilatlı olarak bildiririz.

29.   Fakat zulmedenler, bilmeksizin kendi hevalarına tâbi oldular. Artık Allah’ın dalâlete düşürdüğünü kim hidayete erdirebîlir? Ve onlar için yardım edecekler de yoktur.

30.   Artık yüzünü çevirerek nezih bir müvehhit olarak dine" Allah’ın yaradışına tut ki, insanları onun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaradışı için değişiklik yoktur. İşte müstakim olan din o'dur. Velâkin insanların çokları bilmezler.

31.   Hep o'na dönünüz ve o'ndan korkunuz ve namazı doğruca kılınız ve müşriklerden olmayınız.

32.   O kimselerden ki, dinlerini parçaladılar ve fırka fırka oldular. Onlardan her tâife, kendi yanlarında olan ile sevinicidirler.

Rûm Sûresi 33 - 41. Ayetler

33.   Ve insanlara bir ziyan dokunduğu vakit Rab'lerine dönerek o'na duada bulunurlar. Sonra onlara ondan bir rahmet tattırıverince o vakit onlardan bir güruh Rablerine ortak koşarlar.

34.   Onlara verdiklerimize nankörlük yapsınlar için öyle şirke düşerler İmdi faidelenip durunuz, artık yakında bileceksiniz.

35.   Yoksa biz onlara apaçık bir delil mi indirdik de o'na ortak koşmalarını bu mu söylüyor?

36.   Ve insanlara ne zaman bir rahmet tattırdı isek onunla sevinivermişlerdir. Ve işledikleri günah sebebiyle kendilerine bir kötülük İsabet edecek olursa o vakit de onlar ümitsizliğe düşerler.

37.   Görmediler mi ki, muhakkak Allah Teâlâ dilediği kimse için rızkı yayar ve daraltır. Şüphe yok ki, bunda inanan bir kavim için elbette ibretler vardır.

38.   Artık akrabana hakkını ver yoksula da, yolcuya da. Bu Allah’ın cemâlini dileyenler için pek hayırlıdır ve işte kurtuluşa erecek olanlar da onlardır.

39.   İnsanların mallarında artsın diye faiz kabilinden verdiğiniz şey Allah indinde gelişip artmaz ve Allah'ın rızasını dilediğimiz hâlde verdiğiniz zekât ise böyle değildir. İşte mallarını kat kat arttıranlar ancak onlardır.

40.   Allah o yüce zat dır ki, sizi yarattı, sonra sizi rızıklandırdı. Sonra sizi öldürür, sonra da diriltir. Hiç sizin Allah'a ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapan var mıdır? Allah Teâlâ onların ortak koştuklarından münezzehtir ve çok yüksektir.

41.   İnsanların ellerinin kazandığı şey sebebiyle karada ve denizde fesat meydana geldi. Onlara yaptıkları şeylerin bazısını tattırsın için. Gerek ki, onlar dönüverirler.

Rûm Sûresi 42 - 50. Ayetler

42.   De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da bakınız ki, bundan evvelkilerin âkıbeti nasıl olmuştur. Onların ekserisi müşrik kimseler idi.

43.   İmdi yüzünü o müstakim dine çevir. Allah tarafından bir günün gelmesinden evvelki, o günü reddedecek yoktur. O gün fırka fırka olacaklardı.

44.   Kim kâfir olursa küfrü kendi aleyhinedir ve kim salih amelde bulunursa kendi nefisleri için konaklarını hazırlamış olurlar.

45.   Tâki, imân edenleri ve salih salih amellerde bulunanları fazlından mükâfatlandırsın, şüphe yok ki, o, kâfirleri sevmez.

46.   Ve onun âyetlerindendir. Rüzgârları müjdeciler olarak göndermesi ve size rahmetinden tattırması için ve emriyle gemilerin akması için ve onun fazlından arayıp kazanmanız için ve olaki şükredesiniz diye.

47.   Celâlim hakkı için senden evvel, kavimlerine Peygamberler gönderdik de onlara açık açık deliller ile gelmişlerdi. Artık günahkâr olanlardan intikam almış idik. Müminlere yardım etmek ise bizim üzerimize bir hâk olmuştur.

48.   Allah o Kerem sahibi yaratıcıdır ki, rüzgârları gönderir de bir bulut kaldırır, sonra onu gökte dilediği gibi yayar ve onu parça parça da eder. Artık görürsün ki, aralarından yağmur çıkıyor nihayet onu kullarından dilediğine kavuşturunca onlar hemen sevinirler.

49.   Halbuki, onların üzerlerine indirilmeden evvel ondan evvelce elbette ümitsizliğe düşmüşlerdir.

50.   Artık Allah’ın rahmet eserlerine bak, yeri ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturuyor. Şüphe yok ki, o, ölüleri elbette diriltecektir ve o, herşey üzerine fazlasıyla gücü yeter.

Rûm Sûresi 51 - 60. Ayetler

51.   Andolsun eğer, bir rüzgâr göndersek de onu o rüzgâr ile ekinleri sararmış solmuş görseler, elbette ki, onun ardından nankörlüğe başlarlar.

52.   Çünkü sen o dâveti ölülere duyuramazsın ve arkalarına dönüp giderlerken sağırlara da duyuramazsın.

53.   Ve sen körleri ve sapıklıklarından kurtarıp doğru yola iletici değilsin. Sen ancak âyetlerimize imân edenlere dinletebilirsin. İşte Müslüman olanlar onlardır.

54.   Allah o Büyük Yaratıcıdır ki, sizi bir zayıf şeyden yarattı, sonra zayıflık ardından bir kuvvet verdi, sonra da kuvvetin ardından zayıflık ve ihtiyarlık vücuda getirdi. Dilediğini yaratır ve o, öyle alimdir, kadirdir.

55.   Ve o gün ki, kıyamet kopar, günahkârlar dünyada bir saatten başka kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar doğru sözden böylece çevrilir kimseler olmuşlardı.

56.   Kendilerine ilim ve imân verilmiş olanlar da dediler ki: Andolsun Allah'ın kitabında yazılmış olan diriltilme gününe kadar durdunuz. İşte bu, öldükten sonra diriltilme günüdür velâkin siz bilmez kimseler oldunuz.

57.   Zulmetmiş olanlara o günde özür dilemeleri kendilerine fâide vermez ve onlardan Allah'ın hoşnutluğunu celbeden birşey de istenmeyecektir.

58.   Andolsun ki, bu Kur'an'da insanlar için her türlü mİsali getirdik. Ve muhakkak ki, onlara herhangi bir âyet getirecek olsan elbette kâfir olanlar diyeceklerdir ki, siz bozguncu kimselerden başka değilsiniz.

59.   İşte bilmeyenlerin kalplerini Allah Teâlâ öylece mühürler.

60.   Artık sen sabret. Şüphe yok ki, Allah'ın vâdi haktır ve kesin şekilde imânı olmayanlar, seni hafif görecek olmasınlar.

Lokmân Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Elîf, Lâm, Mîm.

2.     İşte bunlar, hakîm olan kitabın ayetleridir.

3.     Muhsinler için bir hidayet ve bir rahmettir.

4.     Onlar ki, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar ahirete kesin şekilde inanırlar.

5.     İşte onlar, Rab'lerinden bir hidayet üzeredirler ve işte kurtuluşa erenler de onlardır.

6.     Ve insanlardan öylesi de vardır ki, lâkırdının boş eğlencesini satın alır ki, bilgisizlikle Allah'ın yolundan sapıtsın ve o yol ile alay ediniversin. İşte onlar için hor ve hakîr edici bir azap vardır

7.     Ve ona karşı ayetlerimiz okunduğu vakit, sanki onu işitmemiş sanki iki kulağında bir sağırlık varmış gibi böbürlenerek arkasını döner. Artık onu pek acıklı bir azap ile müjdele.

8.     Muhakkak o kimseler ki, imân ettiler ve yararlı amellerde bulundular, onlar için de nimet cennetleri vardır.

9.     Oralarda ebediyyen kalıcılardır. Allah hak olarak vâd buyurmuştur. Ve o azizdir, hakimdir.

10.   Gökleri direksiz olarak yaratmıştır ki, onları görürsünüz ve yerde de sizi sarsmasın diye yüksek dağlar bırakmıştır ve orada her yürüyen hay vânlardan dağıtmıştır ve biz gökten su indirdik, artık orada her fâideli çeşitten bitkiler bitirdik.

11.   İşte bu, Allah’ın yarattığıdır. O halde bana gösteriniz ki, ondan başkaları ne yaratmıştır? Hayır... O zâlimler apaçık bir sapıklık içindedirler.

Lokmân Sûresi 12 - 19. Ayetler

12.   Yüce zatıma andolsun ki, Lokman'a Allah'a Şükret diye hikmet verdik ve her kim şükrederse ancak kendi nefisi için şükretmiş olur ve her kim de nankörlük ederse şüphe yok ki, Allah zengindir, hamde lâyıktır.

13.   Ve hatırla o vakti ki, Lokman oğluna nasihat ederek demişti ki: Allah'a ortak koşma, şüphe yok ki, şirk elbette pek büyük bir zulümdür.

14.   Ve insana ana ve babasını tavsiye ettik: Onu anası zaaf üstüne zaaf ile yüklenmişti. Onun sütten kesilmesi de iki sene içindedir. Bana şükret ve ana ile babana da. Dönüş de banadır. Dedik.

15.   Eğer kendisi hakkında hiçbir bilgin olmayan birşeyi bana ortak koşasın diye seni zorlarlarsa o vakit onlara itaat etme ve kendilerine dünyada mâruf veçhile musahip ol ve bana yönelenlerin yoluna tâbi ol. Sonra dönüşünüz banadır. Artık neler yapmış olduğunuzu size haber vereceğim.

16.   Oğulcağızım! Muhakkak ki, o yaptığın şey bir hardal tanesi ağırlığında olsa da bir kaya içinde veya göklerde veya yer içinde bulunsa Allah onu getirir, meydana çıkarır şüphe yok ki, Allah lâtiftir, habîrdir.

17.   Oğulcağızım! Namazı dosdoğru kıl ve mâruf ile emret ve münkerden nehy et ve sana gelen musibete sabr eyle. Şüphe yok ki, bu, kesinlikle gerekli işlerdendir.

18.   Ve insanlara avurdunu şişirme ve yeryüzünde çalımla yürüme, şüphe yok ki, Allah hiçbir böbürleneni, öğüneni sevmez.

19.   Ve yürüyüşünde dengeli ol ve sesini alçalt, muhakkaktır ki, seslerin en çirkini, elbette ki, eşeklerin sesidir.

Lokmân Sûresi 20 - 28. Ayetler

20.   Görmediniz mi ki: Allah Teâlâ sizin için göklerdekini ve yerde olanı musahhar kılmıştır. Ve üzerinize zâhiren ve batınen nimetlerini pek geniş surette itmam buyurmuştur. Ve insanlardan öylesi de vardır ki, ne bir ilme ve ne de bir rehbere ve ne de aydınlatan bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadelede bulunur.

21.   Onlara "Allah’ın indirmiş olduğuna tâbi olun" denildiği vakit, dediler ki: Hayır... Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz. Ya şeytan onları alevli âteşin azabına dâvet eder olsada mı? yine tâbi olacaklar.

22.   Ve her kim samimi olduğu halde yüzünü Allah'a teslim ederse muhakkak ki, en sağlam kulpa sarılmıştır. Bütün işlerin âkıbeti, Allah'a dönecektir.

23.   Ve kim de küfre düşerse artık onun küfrü seni üzmesin. Onların dönüşleri bizedir. Artık onlara ne işler yapmış olduklarını haber vereceğiz. Şüphe yok ki, Allah sinelerde gizli olanı hakkıyla bilicidir.

24.   Onları biraz nimetlendiririz, sonra onları en şiddetli bir azaba atarız.

25.   Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı diye soracak olsan elbette diyeceklerdir ki: Allah. De ki: Elhamdülillâh. Hayır... Onların pek çoğu bilmez.

26.   Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Şüphe yok ki, Allah’tır, gâni, hamîd olan O’dur.

27.   Muhakkak ki: Eğer yerde olan ağaçlar kalem olsa, deniz de mürekkep olsa ona arkasından yedi deniz de yardım eylese yine Allah’ın kelimeleri yazılmakla tükenmez. Şüphe yok ki, Allah Azizdir, hakimdir.

28.   Sizin yaratılmanız da, tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek kişi yi yaratıp iâde etmek gibidir. Şüphe yok ki, Allah hakkıyla işiticidir, görücüdür.

Lokmân Sûresi 29 - 34. Ayetler

29.   Görmedin mi ki, şüphe yok Allah Teâlâ, geceyi gündüze katar ve gündüzü de geceye katar ve güneşi ve ayı da musahhar kılmıştır. Hepsi de muayyen bir vakte kadar akar gider. Ve muhakkak ki, Allah her işlediklerinizden haberdardır.

30.   Şu beyân olunanlar, şundandır ki, hak olan şüphe yok, ancak Allah Teâlâ'dır. O'ndan başka çağırdıkları hep bâtıldır. Ve muhakkak ki, Allah'tır, o çok yüce, çok büyük olan O’dur.

31.   Görmedin mi ki, muhakkak gemiler, denizde Allah'ın nimetiyle akar gider, size onun ayetlerinden göstermek için. Şüphe yok ki, bunda herbir çokça sabır eden, çokça şükür eden için ibretler vardır.

32.   Ve onları kara bulutlar gibi dalgalar sardığı zaman, onlar Allah'a dini ona tahsis ediciler olarak yalvarmaya başlamış olurlar. Sonra onları karaya selâmetle çıkardığı zaman onlardan mutedil olan vardır ve bizim âyetlerimizi ise pek çok gaddar ve pek nankör olandan başkası inkâr etmez.

33.   Ey insanlar! Rabbinizden korkunuz ve bir günden de endişe ediniz ki, bir baba evlâdından birşey ödeyemez, evlât da atasından birşey ödeyecek değildir. Şüphe yok ki, Allah'ın vâdi haktır. Artık sizi dünya hayatı sakın aldatmasın ve sizi o çok aldatıcı şeytan Allah hakkında şaşırtmasın.

34.   Şüphe yok ki, o kıyamet hakkındaki bilgi Allah indindedir ve yağmuru o indirir ve rahimlerde olanı o bilir ve hiçbir kimse, yarın ne kazanacağını kestiremez ve bir kimse hangi yerde öleceğini kestiremez. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ alimdir, habîrdir.

Secde Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Elîf. Lâm, Mîm.

2.     Bu kitabın indirilişi, bunda şüphe yok ki, âlemlerin Rabbindendir.

3.     Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? Hayır... O, Hak'tır, Rabbindendir. Bir kavmi korkutasın ki, senden evvel kendilerine korkutur bir zât gelmiş değildir. Gerektir ki, onlar hidâyete ersinler.

4.     Allah, O zâttır ki, gökleri ve yeri ve bunların aralarında bulunanları altı günde yaratmıştır, sonra da arş üzerine istivâ buyurmuştur. Sizin için ondan başka bir velî ve bir şefaatçi yoktur. Artık iyice düşünmez misiniz?

5.     Bütün işleri gökten yere kadar tedbir eder. Sonra o iş ona bir günde yükselir: O gün ün miktarı, sizin saydığınızdan bin yıl kadar bulunmuştur.

6.     İşte O'dur, görünmeyeni de, görüneni de bilen, izzetli, merhametli olan.

7.     O ki, yarattığı herşeyi güzel kıldı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.

8.     Sonra onun zürriyetini bir dölsuyundan, hakîr zayıf bir sudan yaptı.

9.     Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve sizin için işitmeyi ve gözleri ve gönülleri yarattı. Pek az şükredersiniz.

10.   Ve dediler ki: Biz yerde gaîb olduğumuz zaman mı, muhakkak biz bir yeni yaradılışta bulunacağız? Evet... Onlar rab'lerine kavuşmayı inkâr eden kimselerdir.

11.   De ki: Size müvekkel olan ölüm meleği, sizin canınızı alacaktır. Sonra da Rabbinize döndürüleceksinizdir.

Secde Sûresi 12 - 20. Ayetler

12.   Görecek olsan o vakit ki, günahkârlar Rab’lerinin huzurunda başlarını eğmiş oldukları hâlde ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, artık bizi geri çevir. Bir sâlih amel işleyelim. Şüphe yok ki, biz kat'î surette inanmışlarız, derler.

13.   Ve eğer dilemiş olsa idik her nefisi elbette hidayete erdirirdik. Fakat elbette ki, cehennemi bütün cinlerden ve insanlardan dolduracağım, sözü benden hak olmuştur.

14.   Artık tadın bu gününüze kavuşmayı unutmanız sebebiyle. İşte biz de sizi unuttuk. Ve yapar olduğunuz şeyler yüzünden ebedî âzabı tadın.

15.   Bizim âyetlerimize ancak öyle kimseler imân eder ki, onlar ile kendilerine nasihat verildiği zaman secde ediciler olarak yüzüstü yere kapanırlar ve Rab'lerini hamd ile tesbih ederler. Ve onlar büyüklük taslamazlar.

16.   Yanları yataklarından uzaklaşır ve Rab'lerine korku ve ümit ile duâ ederler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de infakta bulunurlar.

17.   Onlara yapar oldukları şeylere mükafaten gözlerin aydın olacağı şeylerden neler saklanılmış olduğunu artık hiçbir kimse bilmez.

18.   Evet... Hiç mümin olan kimse, fâsık olan kimse gibi midir? elbette ki eşit olmazlar.

19.   Evet... O kimseler ki, imân ettiler ve sâlih amellerde bulundular, artık onlar için yapmış oldukları amelleri karşılığında konak olmak üzere Me'va cennetleri vardır.

20.   Fakat o kimseler ki, fiska sapmışlardır, artık onların barınacakları yer, ateştir. Her ne vakit oradan çıkmalarını istedikçe onun içine geri döndürüleceklerdir ve onlara denilmiş olacaktır ki, o âteş azabını tadın ki, siz onu yalan saymakta idiniz.

Secde Sûresi 21 - 30. Ayetler

21.   Ve elbette onlara o en büyük azaptan önce o yakın azaptan tattıracağız, umulur ki, onlar dönüverirler.

22.   Ve daha zalim kimdir, kendisine Rabbinin âyetleriyle nasihat verilip de sonra onlardan yüz çeviren kimseden? Şüphe yok ki, biz günahkârlardan intikam alıcılarız.

23.   Andolsun ki, Musa'ya kitap vermiştik. Artık sen de ona kavuşacağından şüphede bulunma ve onu İsrailoğulları için bir hidâyet rehberi kılmıştık.

24.   Ve sabır ettikleri zaman onlardan rehberler kılmıştık ki, bizim emrimizle doğru yola sevkederlerdi ve âyetlerimize kesin olarak inanmışlardı.

25.   Muhakkak ki, senin Rabbin evet o, kendisinden ihtilâf eder oldukları şeylerde aralarını kıyamet günü hâl ve fasledecektir.

26.   Onlar için bir hidâyet vesilesi olmadımı ki, onlardan evvel nice nesilleri helâk ettik ki, onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Şüphe yok ki, bunda elbette ibretler vardır. Hâlâ dinlemeyecekler mi?

27.   Görmediler mi ki, muhakkak biz suyu çorak yere sevkederiz de onunla hemen ekinleri çıkarırız, onlardan hayvanları ve kendileri yiyiverir. Hâlâ görmezler mi?

28.   Ve diyorlar ki: Bu feth ne zamandır? Eğer siz doğru sözlü kimseler iseniz söyleyiniz bakalım!

29.   De ki: Kâfir olmuş olanlara o fetih günü imanları bir fâide vermez ve onlara mühlet de verilmez.

30.   Artık onlardan yüzçevir ve bekle. Şüphe yok ki, onlar da bekleyicilerdir.

Ahzâb Sûresi 1 - 6. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Ey Peygamber! Allah'tan korkmaya devam et ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphe yok ki, Allah alîm, hakîm bulunuyor.

2.     Ve sana Rabbinden vahy olunana tâbi ol. Muhakkak ki, Allah ne yapar olduğunuzdan haberdardır.

3.     Ve Allah'a tevekkülde bulun, vekil olmaya Allah yeter.

4.     Allah bir kişi için içerisinde iki kalp yaratmamıştır. Ve kendilerinden zıharda bulunduğunuz eşlerinizi sizin anneleriniz kılmamıştır ve evlâtlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmış değildir. O sizin ağızlarınızdaki bir lâkırdınızdır. Ve Allah hakkı söyler ve O, doğru yola irşâd buyurur.

5.     Onları babaları adına çağırınız. O, Allah katında adalete daha yakındır. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir ve dostlarınızdır. Ve sizin için kendisinde hatâ ettiğiniz şeyden dolayı bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin kastettiği şeyden dolayı günah vardır ve Allah Teâlâ çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.

6.     Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha önce gelir. Ve onun eşleri de müminlerin anneleridir. Akraba olanlar da Allah’ın kitabında birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapacak olmanız müstesnâ. Bu, kitapta yazılmış bulunmaktadır.

Ahzâb Sûresi 7 - 15. Ayetler

7.     Ve hatırla ki, biz Peygamberlerden misâklarını almıştık ve senden ve Nuh'tan ve İbrahim'den ve Musa ile Meryem'in oğlu İsa'dan da mİsak almıştık ve onlardan pek mühim bir mİsak ahd, and almış olduk.

8.     Tâki, o sadıklara sadakatlarından sual etsin ve kâfirler için de pek acıklı bir azap hazırlamıştır.

9.     Ey imân edenler! Allah’ın üzerinize olan nimetini hatırlayınız. O vakit ki, size düşmanlarınız tarafından ordular gelmişti. Biz de onların üzerlerine hemen bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Ve Allah ne yapar olduğunuzu görüyordu.

10.   O vakit ki, size hem üstünüzden gelmişlerdi hem de aşağı tarafınızdan ve o vakit ki, gözler kaymış ve yürekler gırtlaklara kavuşmuş ve Allah'a türlü türlü zanlar ile zanda bulunuy ordunuz.

11.   İşte orada müminler imtihana tutulmuşlardı ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.

12.   Ve o vakit münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar diyordu ki, Allah ve Resûlu bize bir aldatıştan başka vaad etmiş olmadı.

13.   Ve o vakit onlardan bir tâife demişti ki: Ey Yesrîb ahalisi! Sizin için bir duracak yer yok. Artık geri dönünüz ve onlardan bir zümre de Peygamberden izin isteyerek diyorlardı ki: Muhakkak evlerimiz açıktır. Halbuki, onlar açık değildi. Onlar kaçmaktan başka birşey dilemiş olmuyorlardı.

14.   Eğer onların üzerlerine her taraflarından girilse, sonra da kendilerinden fitne istenilecek olsa idi elbette onu meydana getirirlerdi ve bu hususta ancak pek az dururlardı.

15.   Halbuki, onlar geriye dönmeyeceklerine dâir evvelce Allah'a kesin olarak taahhütde bulunmuşlardı. Allah için yapılan bir taahhüt ise sorulmuş olacaktır.

Ahzâb Sûresi 16 - 22. Ayetler

16.   De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten firar ederseniz, o firar size asla fâide vermez. Ve o vakit pek azdan başka istifâde ettirilmezsiniz.

17.   De ki: Sizin için bir fenalık dilerse veya sizin için bir rahmet dilerse sizi Allah'tan saklayacak olan kimdir? Ve onlar kendileri için Allah'tan başka bir veli ve bir yardımcı bulamazlar.

18.   Muhakkak ki, Allah içinizden sizi geri bırakanları ve kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri bilir. Halbuki onlar savaşa gelmezler, bir azı müstesnâ!

19.   Size karşı pek cimridirler. Sonra korku gelince onları görecek olursun ki, sana bakıveriyorlar, ölümden üstüne baygınlık çökmüş kimse gibi gözleri döner bir hâlde bulunur. Vaktaki, korku gitmiş olur, hayra karşı cimriler olarak keskin keskin dilleriyle size şiddetli sözler söylerler. İşte onlar imân etmediler. Artık Allah da onların amellerini mahvetmiştir ve bu, Allah'a göre kolay olmuştur.

20.   Sanırlar ki, düşman orduları gitmemiştir. Ve eğer o ordular gelecek olsa arzu ederlerdi ki: Çölde bedeviler içinde bulunup size âit haberleri soruversinler. Ve eğer sizin aranızda bulunacak olsalar, pek azdan başka savaşta bulunmazlar.

21.   Andolsun ki, sizin için Rasûlullah'da bir güzel örnek vardır, Allah'ı ve ahiret gününü uman ve Allah'ı çokça zikireden zât için.

22.   Vaktaki, müminler, orduları gördüler, dediler ki: Bu, bize Allah'ın ve onun Resulunun vaadettiğidir ve Allah ve Resûlu doğru buyurmuştur. Ve onlar için başka değil, imânı ve teslimiyeti arttırmış oldu.

Ahzâb Sûresi 23 - 30. Ayetler

23.   Müminlerden bir kısım erler vardır ki, Allah'a karşı üzerine muahedede bulundukları şeyde sâdık oldular. Artık onlardan öylesi vardır ki, adağını ödedi ve onlardan öylesi de vardır ki, gözetiyor. Hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.

24.   Tâki, Allah sâdıkları sadakatları sebebiyle mükâfatlandırsın. Münafıkları da dilerse cezalandırsın veya onlara tövbe nasib etsin. Şüphe yok ki, Allah çok yarlıgayıcıdır, çok merhametlidir.

25.   Ve Allah, kâfir olan kimseleri öfkeli oldukları halde geri çevirdi, bir hayra kavuşamadılar. Ve Allah, müminlere savaşta muvaffak olmaları için kâfi oldu. Ve Allah Teâlâ pek kuvvetlidir, pek galiptir.

26.   Ve ehli kitaptan olup da onlara yardımda bulunanları kal'alarından indirdi ve kalplerine korku düşürdü. Bir tâifeyi öldürüyordunuz, bir tâifeyi de esir alıyordunuz.

27.   Ve sizi onların yerlerine ve yurtlarına ve mallarına ve daha kendisine ayak basmadığınız bir yere vâris kıldı ve Allah Teâlâ herşey üzerine tamamiyle kadir bulunmaktadır.

28.   Ey Peygamber! Eşlerine de ki: Eğer siz dünya hayatını ve ziynetini diliyorsanız haydi geliniz, size boşanma bedelinizi vereyim ve sizi bir güzelce salıvermekle salıvereyim.

29.   Ve eğer siz, Allah'ı ve Resûlünü ve ahiret yurdunu diliyor iseniz elbette ki, Allah sizlerden güzel amellerde bulunanlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

30.   Ey Peygamberlerin eşleri! Sizden hangi biri haddizatında açık bir kötülüğü meydana getirirse onun için azap, iki katlanır. Ve o, Allah'a kolay olmuştur.

Ahzâb Sûresi 31 - 35. Ayetler

31.   Ve kim ki, sizden Allah için ve Peygamberi için itaat ederse ve güzel amelde bulunursa ona mükâfatını iki defa veririz ve onun için bol bir rızk hazırlamışızdır.

32.   Ey Peygamberin eşleri! Siz kadınlardan hangi biri gibi değilsinizdir, eğer takva sahibi bulunuyor iseniz. Lâkırdıyı yumuşakça yapmayınız, sonra kalbinde bir fesat bulunan tamaa düşer ve güzel söz söyleyin.

33.   Ve hânelerinizde oturunuz ve evvelki cahiliye zamanındaki açılış gibi açılıvermeyiniz ve namazı dosdoğru kılınız ve zekâtı veriniz ve Allah'a ve Peygamberine itaat ediniz ve ey ehli beyt! Allah sizden ancak kiri götürmek ve sizi tertemiz kılmak dilemektedir.

34.   Ve hânelerinizde Allah'ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları hatırlayınız. Şüphe yok ki, Allah herşeyin iç yüzünü bilendir.

35.   Şüphe yok ki, İslâmiyet'i kabul eden erkekler ve İslâmiyet'i kabul eden kadınlar ve imân eden erkekler ve imân eden kadınlar ve itaate müdavim, erkekler ve itaate devam eden kadınlar ve sadakatli erkekler ve sadakatli kadınlar ve sabırlı erkekler ve sabırlı kadınlar ve hak için mütevazi erkekler ve tevazuda bulunan kadınlar ve sadaka veren erkekler ve tesaddukta bulunan kadınlar ve oruç tutan erkekler ve oruçlu kadınlar ve namuslarını koruyan erkekler ile muhafaza eyleyen kadınlar ve Allah Teâlâ'yı çokça zikireden erkekler ve zikireyleyen kadınlar var ya onlar için Allah Teâlâ bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

Ahzâb Sûresi 36 - 43. Ayetler

36.   Ve bir mümin ve bir mümine için sahih değildir ki, Allah ve Resûl bir işe hükmettiği vakit onlar için kendi işlerinden dolayı o İlâhî hükme karşı bir seçme hakkı olsun. Ve her kim Allah'a ve Peygamberine isyân ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.

37.   Ve hatırla o zaman ki: O kendisine Allah’ın nimet verdiği ve senin de kendisine ihsan ettiğin kimseye "eşini kendin için tut ve Allah'tan kork" diye diyordun ve kendi içerinde Allah'ın açığa çıkaracağı sesi gizliyordun ve insanlardan korkuyordun. Halbuki, korkmaya en fazla lâyık olan Allah'tır. Sonra Zeyd, o kadından alâkasını sona erdirince onu seninle evlendirdik. Tâki: Oğulluklarının alâkalarını eşlerinden kestikleri zaman o eşlerde müminler üzerine bir darlık bir günâh olmasın ve Allah’ın emri yerine getirilmiş oldu.

38.   Allah'ın kendisi için mukadder kıldığı bir şeyde Peygamber üzerine bir güçlük yoktur. Evvelce gelip geçmiş olanların haklarındaki İlâhî sünnet gibi ve Allah’ın emri yerine getirilmiş bir kader bulunmaktadır.

39.   Onlar ki, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve ondan korkarlar ve Allah'tan başka bir kimseden korkmazlar ve hesap görücü olmaya da Allah kâfidir.

40.   Muhammed Aleyhisselâm sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir ve lâkin Allah’ın Resulüdür ve Peygamberlerin sonuncusudur ve Allah herşeyi tamamen bilendir.

41.   Ey imân etmiş olanlar! Allah'ı çokça zikir ile zikrediniz.

42.   Ve O'na sabah ve akşam tesbihte bulunun.

43.   O Yüce Yaratıcıdır ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet buyurur, melekleri de. Ve müminler için pek merhametli bulunmaktadır.

Ahzâb Sûresi 44 - 50. Ayetler

44.   Ona kavuşacakları gün duâları, selâmdır ve onlar için pek şerefli bir mükâfat hazırlamıştır.

45.   Ey Peygamber! Şüphe yok ki, biz seni bir şâhit ve bir müjdeci ve bir korkutucu olarak göndermişizdir.

46.   Ve Allah'a izni ile bir dâvet edici ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.

47.   Ve müminleri müjdele, muhakkak ki, onlar için elbette Allah tarafından pek büyük ihsan vardır.

48.   Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların ezâlarını bırak ve Allah'a tevekkülde bulun ve Allah seni koruyucu olmaya kâfidir.

49.   Ey imân etmiş olanlar! İmân sahibi olan kadınları nikâh ettiğiniz, sonra da onları daha kendilerine temas etmeden evvel boşadığınız vakit, artık sizin için onların üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. O halde onları fâidelendiriniz ve onları güzelce bir şekilde salıveriniz.

50.   Ey Peygamber! Şüphe yok ki, biz sana helâl kıldık, mehrlerini verdiğin eşlerini ve Allah’ın sana ganimet olarak verdiğinden elinin altında bulunan cariyeleri ve seninle beraber hicret etmiş bir amcanın kızlarını ve halan kızlarını ve dayın kızlarını ve teyzen kızlarını ve bir de imân etmiş bir kadın eğer nefisini Peygambere bağışlarsa Peygamber de onu nikâhı altına almak isterse o da diğer müminlere değil Ey Peygamber sana mahsus olmak üzere helâl kılınmıştır. Onların diğer müminlerin üzerine eşleri ve sağ ellerinin mâlik olduğu cariyeleri hakkında ne farzetmiş olduğumuzu elbette bilmişizdir. Sana bu böyle bir âile teşkilini helâl kıldık tâki senin üzerine bir darlık olmasın. Ve Allah yarlığayıcı, bağışlayıcı bulunuyor.

Ahzâb Sûresi 51 - 54. Ayetler

51.   Onlardan dilediğini geri bırakırsın ve dilediğini kendi yanına alabilirsin. Geri bıraktığından da kimi istersen yanına alabilirsin, bunda sana bir günâh yoktur, böyle senin reyine bırakılması gözlerinin aydın olmasına ve üzgün olmamalarına ve kendilerine verdiğinden razı olmalarına en yakın olandır. Ve Allah, kalplerinizde olanı bilir. Ve Allah bilen, hilim sahibi bulunmaktadır.

52.   Bundan sonra sana başka kadınlar helâl olmaz ve bunları başka eşler ile değiştirmek de helâl olmaz, isterse, güzellikleri pek hoşuna gidecek olsun. Ancak sağ elinin sahip olduğu müstesnâ. Ve Allah herşey üzerine nâzır olmuştur.

53.   Ey imân etmiş olanlar! Peygamberin hanelerine bir yemeğe dâvet olunmadan girip yemek pişmesini beklemeyin. Meğer ki, size izin verilmiş olsun. Fakat öyle dâvet olunduğunuz vakit giriniz. Yemeği yedikten sonra lâfa dalmaksızın dağılınız. Çünkü o, şüphe yok ki, Peygamber'e eziyet verir, o da sizden utanır. Fakat Allah hakkı bildirmekten çekinmez. Ve onlardan bir lüzumlu şey soracağınız vakit de onlardan bir perde ardından sorunuz bu sizin kalpleriniz için ve onların kalpleri için daha temizdir ve Allah’ın Resûlüne sizin eziyet vermeniz doğru değildir ve ondan sonra zevcelerini nikâh etmeniz de ebediyyen câiz değildir şüphe yok ki, o, Allah katında çok büyük bir günâh bulunmaktadır.

54.   Eğer birşeyi açıklar veya onu saklar iseniz, şüphe yok ki, Allah herşeyi hakkıyla bilici bulunmaktadır.

Ahzâb Sûresi 55 - 62. Ayetler

55.   Onların üzerlerine bir vebâl yoktur, ne babalarında ve ne oğullarında ve ne kardeşlerinde ve ne kardeşlerinin oğullarında ve ne kız kardeşlerinin oğullarında ve ne kendi kadınlarında ve ne de ellerinin sahip olduklarında. Bunlar ile görüşebilirler. Ve Allah'tan korkun. Şüphe yok ki, Allah herşey üzerine bir şahittir.

56.   Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine selâtta bulunurlar. Ey imân etmiş kimseler! Onun üzerine selâtta, teslimiyetle selâmda bulunun.

57.   Şüphe yok ki, o kimseler ki, Allah'a ve Peygamberine ezâda bulunurlar onlara Allah Teâlâ dünyada ve ahirette lânet etmiştir ve onlar için pek hakaretli bir azap hazırlamıştır.

58.   Ve o kimseler ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmamış oldukları birşey sebebiyle ezâda bulunurlar, artık muhakak ki, pek mühim bir iftirayı ve bir açık günâhı yüklenmiş olurlar.

59.   Ey Peygamber! Eşlerine ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına deki, üzerlerine ferâcelerini sıkı örtsünler. Bu, onların tanınmalarına ve ezâ edilmemelerine en yakın en uygun bir sebepdir. Ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır.

60.   Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunan kimseler ve şehirde kötü haberler yayanlar, bu hâllerine son vermezlerse elbette seni onların üzerlerine musallat ederiz. Sonra sana orada ancak pek az komşu olabilirler.

61.   Nerede bulunurlarsa lânetlenmişler olarak tutulurlar ve öldürülmekle öldürülürler.

62.   Bu Allah'ın daha evvel gelip geçenler hakkındaki kanunudur ve elbette ki, sen Allah’ın kanunu için bir tebdil bulamazsın.

Ahzâb Sûresi 63 - 73. Ayetler

63.   İnsanlar, sana kıyametten sorarlar. Deki: Ona bilgi. Allah katindadır. Sana onu ne şey bildirir? Umulur ki, kıyamet yakınlaşmış olacaktır.

64.   Şüphe yok ki, Allah kâfirlere lânet etmiştir ve onlar için bir şiddetli âteş hazırlamıştır.

65.   Orada ebediyyen kalmalar takdir edilmiştir, ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

66.   O günde yüzleri âteş içinde çevrilip durur. Derler ki: keşke biz Allah'a itaat etse idik ve Peygamber'e itaat etse idik.

67.   Ve demiş olacaklardır ki; Yarabbi! Muhakkak biz reislerimize ve büyüklerimize, itaat ettik. Artık onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.

68.   Ey Rabbimiz! Onlara azaptan iki katını ver ve onları pek büyük bir lânet ile lânete uğrat.

69.   Ey imân eden zâtlar! Siz Musa'ya ezâda bulunan kimseler gibi olmayınız. Allah onu onların dediklerinden uzak tuttu ve Allah’ın katında yüksek bir değer sahibi oldu.

70.   Ey müminler zümresi! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.

71.   Tâki, sizin için amellerinizi ıslâh etsin ve sizin için günahlarınızı yarlığasın ve her kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse muhakkak ki, pek büyük bir zafere ermiş olur.

72.   Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik, onlar onu yüklenmeden hemen çekindiler ve ondan korkuya düştüler ve onu insan yüklendi. Şüphe yok ki, o, çok zâlim, çok bilgisiz oldu.

73.   Allah, münafık erkekler ile münafık kadınları ve şirke düşmüş erkek ile şirke düşmüş kadınları cezalandırması ve Allah imân sahibi olan erkekler ile imân sahibesi olan kadınların da tövbelerini kabul buyursun için öyle bir teklifte bulunmuştur ve Allah Teâlâ çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.

Sebe' Sûresi 1 - 7. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hamd o Allah'a ki, göklerde ne varsa ve yerde ne varsa ona âittir ve ahirette de hamd ona'dır. Ve o hikmet sahibidir, haberdardır.

2.     Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor ve gökten ne iniyor ve onda ne yükseliyor, hepsini de bilir ve o râhimdir, gafurdur.

3.     Ve kâfir olanlar dedi ki: Bize o kıyamet gelmeyecektir. Deki, hayır gaybı bilen Rabbime andolsun ki, elbette size gelecektir. Ondan ne göklerde ve ne de yerde bir zerre miktarı ve ondan daha küçük ve daha büyük birşey uzaklaşamaz hepsi de ancak apaçık gösteren bir kitaptadır.

4.     Tâki, imân eden ve güzel güzel amellerde bulunanları mükâfatlandırsın. İşte onlar için bir bağış ve bir şerefli rızk vardır.

5.     Ve o kimseler ki, ayetlerimiz hakkında bizi acze düşürmeleri için koşup durmuşlardır. İşte onlar için de pek fena, pek elem verici bir azap vardır.

6.     Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyor ki, sana Rabbinden indirilmiş olan o Kur'an sırf hakikattir ve aziz, hamîd olanın yolunu göstermektedir.

7.     Ve kâfir olanlar dedi ki: Size bir adam gösterelim mi ki, size haber veriyor ki: Siz büsbütün darmadağın olduğunuz vakit muhakkak siz yeni bir yaradılışta bulunacaksınızdır.

Sebe' Sûresi 8 - 14. Ayetler

8.     Allah'a karşı iftira mı etmiş oluyor? Yoksa onda bir cinnet mi var? Hayır... O ahirete inanmayanlar, azap içinde ve pek uzak bir sapıklık içindedirler.

9.     Bakmazlar mı, gökten ve yerden önlerinde neler ve arkalarında neler olduğuna! Eğer dilesek onları yere geçiririz yâhut üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphe yok ki, bunda Hak'ka dönen her kul için elbette açık bir alâmet vardır.

10.   Şanım hakkı için biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet vermiştik, ey Dağlar! Onunla beraber tesbihte bulunun dedik? kuşlara da böyle emrettik ve O'nun için demiri yumuşattık.

11.   Geniş, uzun zırhlar yap ve zırh halkalarını güzelce tanzim et ve iyi amel işleyin. Şüphe yok ki, ben ne yapar olduklarınızı görücüyüm.

12.   Süleyman'a da rüzgârları Musahhar kıldık sabahtan öğleye kadar gidişi bir aylık ve öğleden akşama kadar gidişi de bir aylık yol kadar idi. Ve onun için bakır madenini sel gibi akıttık. Ve onun önünde Rabbinin izniyle çalışan bazı cinler de var idi ve onlardan her kim bizim emrimizden sapmış olursa ona da âteş azabından tattırmış olduk.

13.   Onun için pek yüksek binalardan ve heykellerden ve büyük havuzlar gibi çanaklardan ve sâbit sâbit kazanlardan ne isterse onu yapıverirlerdi. Ey Davud'un hanedanı Şükür için çalışın ve benim kullarımdan şükreden azdır.

14.   Sonra vaktaki, onun üzerine ölüm ile hükmettik, onun vefat etmiş olduğuna asâsından yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası onlara delâlet etmiş olmadı. O vakit ki, yere düşüverdi, cin taifesi anlamış oldu ki, eğer gaybı bilmiş olsalar idi o ihânetli azap içinde kalmış olmazlardı.

Sebe' Sûresi 15 - 22. Ayetler

15.   Celâlim hakkı için Sebe' kavmi için ikametgâhlarında bir alâmet var idi. Sağdan ve soldan iki cennet ile çevrilmişti, kendilerine denilmişti ki: Rabbinizin rızkından yeyin ve ona şükredin. Tertemiz bir belde ve yarlıgayan bir Rab.

16.   Fakat onlar kaçındılar. Artık onların üzerlerine Arim selini gönderdik. Ve onların cennetlerini iki cennet ile değiştirdik ki, bu iki cennet pek acı meyve ağaçlarını ve acılığını ve biraz da Arabistan kirazı ağaçlarını içermiş bulunuyordu.

17.   İşte onları böyle nankörlükleri sebebiyle cezalandırdık ve biz nankör olanlardan başkasını cezalandırır mıyız?, elbette cezalandırmayız.

18.   Ve onların aralarında ve kendilerinde bereket vermiş olduğumuz beldeler arasında birbirine bitişik kasabalar meydana getirmiştik. Ve onlara seyri seferi takdir eylemiştik. Geceleri ve gündüzleri korkusuz olarak yürüyünüz, demiştik.

19.   Fakat onlar: "Ey Rabbimiz. Bizim seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Artık biz de onları dillere destan ettik ve onları büsbütün parçalamakla parçaladık. Şüphe yok ki, bunda her bir sabreden, şükür eyleyen için elbette ibretler vardır.

20.   Andolsun ki, şeytan onların aleyhindeki zannını tahakkuk ettirmiş oldu. Artık ona tâbi oldular. Ancak müminlerden bir zümre müstesnâ.

21.   Halbuki, onun onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktur. Fakat âhirete imân eden kimseyi onda şek içinde bulunan kimseden ayırt edelim diye öyle şeytan musallat kılınmış ve senin Rabbin herşey üzerine bir koruyucudur.

22.   Deki: Allah'tan başka o iddia ettiklerinize yalvarınız. Göklerde ve yerde bir zerre miktarına sahip olamazlar ve onlar için bunlar da bir ortaklık yoktur ve onun için de onlardan bir yardımcı yoktur.

Sebe' Sûresi 23 - 31. Ayetler

23.   Onun huzurunda şefaat fâide vermez, kendisine izin vermiş olduğu kimse müstesnâ. Sonunda kalplerinden korku giderilince derler ki: Rabbiniz ne buyurdu? Hakkı buyurdu derler ve o, çok yüce, çok büyüktür.

24.   De ki: Sizi göklerden ve yerden kim rızıklandırıyor? De ki: Allah ve muhakkak bizler mi, yoksa sizler mi bir hidâyet üzerindeyiz veya apaçık bir sapıklıktayız?

25.   Deki: Bizim işlediğimiz günâhlardan siz sorulmazsınız, biz de sizin yapar olduğunuz şeylerden mes'ul olmayız.

26.   Deki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızı hak ile açacaktır. Ve O, öyle hakimdir, öyle hakkıyla alimdir.

27.   Deki: Ona ortaklar olarak kattığınız kimseleri bana gösteriniz, hâşâ, ancak herşeye galip, yegâne hakîm olan Allah'tır.

28.   Ve seni göndermedik, ancak bütün insanlar için bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik. Fakat insanların pek çoğu bilmezler.

29.   Ve derler ki: Eğer siz doğru sözlü kimseler iseniz ne vakit bu vaad?

30.   Deki: Sizin için vaad edilmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz ve ne de ileri geçebilirsiniz.

31.   Ve kâfir olanlar dediler ki: Elbette biz ne Kur'an'a inanırız ve ne de onun önündekine. Eğer o zalimleri Rab'lerinin huzurunda tevkif edilmiş oldukları zaman görecek olsan, Pek şaşırtıcı bir manzara görmüş olursun bâzısı bazısına söz çevirir, zayıf sayılmış olanlar, kendilerini büyük görmüş olanlara derki: Eğer siz olmasa idiniz, elbette biz müminler olmuş olurduk.

Sebe' Sûresi 32 - 39. Ayetler

32.   Kendilerini büyük görmüş olanlar da zayıf sayılmış olanlara derki: Biz mi sizi hidayetten alıkoyduk, size geldiği vakit? Hayır... Siz günahkârlar idiniz.

33.   Ve zayıf sayılanlar da o büyüklük gösterenlere der ki: Hayır... Gece ve gündüzdekikiyle. O vakit ki, bize emrederdiniz ki, Allah'ı inkâr edelim ve onun için ortaklar, edinelim ve azabı gördükleri zaman hepsi de için için pişman olurlar ve kâfir olanların boyunlarına demir zincirler vurmuş olacağız. Onlar işlediklerinden başka birşey ile cezalandırılmayacaklardır.

34.   Ve hiçbir beldeye bir korkutucu zât göndermedik ki, illâ onun refah içinde yaşayanları dediler ki: Biz şüphe yok ki, kendisiyle gönderilmiş olduğunuz şeyi inkâr edicileriz.

35.   Ve dediler ki: Biz malca ve evlâtça daha çoğuz ve biz azap görecek kimseler değiliz.

36.   Deki: Şüphe yok Rabbim, rızkı dilediği kimseye genişletir ve darlaştırır. Fakat insanların çoğu bilmezler.

37.   Ve ne mallarınız ve ne de evlâdınız sizi bize yaklaştıracak yüksek mahiyete sahip değildir. Ancak kimler imân eder ve iyi amelde bulunurlarsa işte onlar için yaptıkları amelleri karşılığında kat kat mükâfat vardır ve onlar yüksek makamlarda emniyete kavuşmuş zatlardır.

38.   Ve o kimseler ki: Ayetlerimiz hakkında bizi âciz sanar oldukları hâlde koşar dururlar. Onlar azap içinde tutulmuş kimselerdir.

39.   Deki: Şüphe yok Rabbim, rızkı kullarından dildiğine genişletir ve onun için darlaştırır ve birşey den ne harcar iseniz o, onun karşılığını verir ve o, rızk verenlerin hayırlısıdır.

Sayfa 17 / 26

  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
 
 
  • İLETİŞİM