• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Sebe' Sûresi 40 - 48. Ayetler

40.   Ve o günki, onları hep toplanılmış oldukları hâlde haşredecektir, sonra meleklere derki: Ya şunlar size mi tapar olmuşlardır?

41.   Melekler de diyeceklerdir ki, Yarabbi! Seni tenzih ederiz. Bizim velîmiz, onlar değil sensin. Hayır... Onlar cinlere tapar olmuşlardı. Onların birçokları onları imân ediciler idi.

42.   Artık bugün bazınız bazınıza ne bir faideye ve ne de bir zarara sahip olamaz ve zulüm etmiş olanlara deriz ki: O âteşin azabını tadınız ki, siz onu inkâr eder olmuştunuz.

43.   Ve onlara karşı bizim açık açık ayetlerimiz okunduğu vakit, dediler ki: Bu, başka değil, bir adamdır ki, sizi atalarınızın ibâdet ettikleri şeyden men etmek istiyor. Ve dediler ki: Bu Kur'an başka değil, sırf uydurulmuş bir iftiradır. Ve kâfir olanlar, hak için kendilerine geldiği vakit dediler ki: Bu apaçık bir sihirden başka değil.

44.   Halbuki, onlara ders alacakları kitaplardan vermemiştik ve onlara senden evvel azap ile bir korkutucu göndermemiştik.

45.   Ve onlardan evvelkiler de yalanlamışlardı. Halbuki, onlar, ötekilerine verdiklerimizin onda birine ermemişlerdir. Resûllerimizi yalanladılar. Artık bak, benim onları inkârım nasıl oldu.

46.   Deki: Size ancak birşey ile öğüt veririm: Şöyle ki: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkarsınız, sonra da güzelce düşünürsünüz, sizin arkadaşınızda cinnetten bir eser yoktur, o sizin için şiddetli azabın önünde bir korkutucudan başka değildir.

47.   Deki: ben sizden ücret adına birşey istersem o sizin içindir. Benim mükâfatını ise ancak Allah'a âittir ve o, herşey üzerine şahittir.

48.   Deki: Muhakkak Rabbim hakkı ortaya koyar, bütün gayıptan tamamiyle bilendir.

Sebe' Sûresi 49 - 54. Ayetler

49.   De ki : Hak geldi, bâtıl (ise bir şeyi) ne bidâyeten vücuda getirebilir ve ne de iade edebilir

50.   Deki: Eğer ben sapıtmış isem şüphe yok ki, kendi şahsını aleyhine sapıtır olurum ve eğer doğru yola ermiş isem bu da Rabbimin bana vahy ettiği şey sebebiyledir. Muhakkak ki, O Rabbim işiticidir, pek yakındır.

51.   Görecek olsan telâşa düştükleri zaman ne garip bir manzara görmüş olursun artık kurtuluş yok ve onlar yakın bir yerden yakalanmışlardır.

52.   Ve demiş olurlar ki, ona imân ettik. Fakat onlara uzak bir yerden el sunmak nerede?

53.   Halbuki, onu evvelce inkâr etmişlerdi ve gayba uzak bir yerden taş atıyorlardı.

54.   Artık kendileriyle arzu ettikleri şey arasına bir ayrılık girmiştir. Nasıl ki, evvelce onların benzerleri hakkında da yapılmıştı. Muhakkak ki, onlar şüpheye düşüren bir tereddüt içinde idiler.

Fâtır Sûresi 1 - 3. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer ve üçer ve dörder kanat sahibi elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini arttırır. Şüphe yok ki, Allah herşey üzerine hakkıyla kadirdir.

2.     Allah, insanlara rahmetten neyi açarsa sonra onun için tutacak yoktur ve neyi tutarsa artık bundan sonra onu salıverecek yoktur. Ve azîz hakîm olan O'dur.

3.     Ey insanlar! Allah’ın üzerinizde olan nimetini hatırlayınız. Allah'tan başka sizi göklerden ve yerden rızıklandıran bir Hâlık var mıdır? O'ndan başka ilâh yoktur. O hâlde nereden döndürülmüş oluyorsunuz?

Fâtır Sûresi 4 - 11. Ayetler

4.     Ve eğer seni tekzib ediyorlarsa muhakkak ki, senden evvel de Peygamberler tekzib edilmişlerdi. Ve bütün işler Allah'a döndürülecektir.

5.     Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah’ın vâdi, haktır. Artık sizi bu dünya hayatı aldatmasın ve şeytan da sizi Allah ile onun affına güvendirerek aldatmasın.

6.     Şüphe yok ki, şeytan sizin için bir düşmandır. Artık siz de onu bir düşman tutun. O muhakkak ki, kendi etrafında toplananları dâvet eder ki, alevli cehennemin yâran'ından oluversinler.

7.     O kimseler ki, kâfir oldular, onlar için pek şiddetli bir azap vardır. Ve o kimseler ki, imân ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular onlar için de bir yarlığama vardır ve pek büyük bir mükâfat vardır.

8.     Ya o kimse ki, ona kötü ameli süslü gösterilmiş de onu güzel görmüştür. O hiç iyi kimseler gibi olabilir mi? Muhakkak ki, Allah dilediğini şaşırtır ve dilediğini doğru yola iletir. Artık nefisin onların üzerine teessüflerle geçip gitmesin. Şüphe yok ki, Allah onların neler işlediklerini tamamiyle bilendir.

9.     Ve Allah O zât tır ki, rüzgârları göndermiştir. Sonra onlar bulutu harekete getirir, derken onu bir ölmüş beldeye sevketmişizdir. Sonra onunla yeri öldükten sonra hayata kavuşturmuşuzdur. İşte ölüleri diriltmek de böyledir.

10.   Her kim izzet şeref ve şan istiyorsa bilsin ki bütün izzet kuvvet ve hakimiyet Allah'ındır. Pâk söz ona yükselir, güzel ameli de O yükseltir ve o kimseler ki, hilekârca bir şekilde günahları işlerler, onlar için de pek şiddetli bir azap vardır. Ve onların o hiyleleri mahvolur gider.

11.   Ve Allah sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı ve sonra sizleri çiftler kıldı ve O'nun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe olamaz ve doğuramaz ve bir yaşatılan yaşatılmış olmaz ve onun öldüren kİsaltılmak da olmaz ki, illâ kitapta yazılmıştır. Şüphe yok ki, O, Allah göre pek kolaydır.

Fâtır Sûresi 12 - 18. Ayetler

12.   Ve iki deniz eşit olmaz. Bu çok temizdir, pek tatlıdır, kolayca içilir. Şu da çok tuzludur, acıdır. Hepsinden tertemiz bir et yersiniz ve kendisini giyeceğiniz bir ziynet çıkarırsınız ve onun fadlından arayasınız ve umulur ki, şükredesiniz için bunun içinde gemileri yarar yarar bir hâlde gider görürsünüz.

13.   Geceyi gündüzün içine girdirir, gündüzü de gecenin içine girdirir ve güneşi ve ay'ı itaatkâr kılmıştır. Herbiri muayyen bir müddete kadar akar gider. İşte bunları böyle yaratan Rabbiniz olan Allah'tır ki, mülk O'na mahsustur. O'ndan başka kendilerine ibadet ettikleriniz ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip olamazlar.

14.   Eğer onlara duâ etseniz duânızı işitemezler ve işitebilseler bile sizin için cevap veremezler ve kıyamet gününde de sizin ortak koşmanızı inkâr ederler ve sana hakkıyla haber veren gibi bir haber veren olamaz.

15.   Ey insanlar! Sizler Allah'a muhtaç fakirlersiniz. Allah ise O zengin, övülmeye lâyıktır.

16.   Eğer dilerse sizi giderir ve yeni bir halk vücuda getirir.

17.   Ve o. Allah'a göre bir zor şey değildir.

18.   Ve hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez ve eğer ağır yüklü bir kimse, onu taşımaya çağıracak olsa ondan hiçbir şey yükletilemez isterse, o çağırılan akraba olsun. Sen ancak Rablerinden gıyaben korkar olanları ve namazı dosdoğru kılanları korkutursun ve her kim temizlenirse ancak kendi nefisi için temizlenmiş olur. Ve nihayet dönüş Allaha'dır.

Fâtır Sûresi 19 - 30. Ayetler

19.   Ve kör ile gören eşit olamaz.

20.   Ve karanlıklar ile aydınlık da eşit değildir.

21.   Ve gölge ile sıcak da eşit bulunmaz.

22.   Ve hayatta olanlar ile ölmüşler de eşit olamaz. Şüphe yok ki, Allah dilediğine işittirir ve sen kabirlerde bulunanlara işittirici değilsin.

23.   Sen başka değil, ancak bir korkutucusun.

24.   Şüphe yok ki, seni bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik ve hiçbir ümmet yoktur ki, illâ içlerinde bir korkutucu gelip geçmiştir.

25.   Ve eğer seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvelkiler de kendi Peygamberlerini muhakkak ki, tekzip etmişlerdi. Onlara Peygamberleri açık deliller ile ve yazılı sahifeler ile ve aydınlatan kitaplar ile gelmişlerdir.

26.   Sonra ben o küfr edenleri tutup yakaladım, artık benim onlar hakkındaki cezam nasıl oldu? Bir düşünülsün.

27.   Görmedin mi ki, muhakkak Allah gökten bir su indirdi de onunla renkleri farklı meyveler çıkardık ve dağlardan da yollar vardır ki, beyazdırlar ve kırmızıdırlar, renkleri muhteliftir ve siyah siyah kayalar da vardır.

28.   Ve insanlardan ve yürür hayvanlardan ve davarlardan da böylece renkleri muhtelif olanlar vardır ve Allah'tan, kulları arasında ancak ilim sahipleri olanlar korkar. Şüphe yok ki, Allah galiptir, yarlığayıcıdır.

29.   Muhakkak o kimseler ki, Allah'ın kitabını daima okurlar ve namazı dosdoğru kılarlar ve bizim kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizlice ve âşıkâra olarak harcamada bulunmuş olurlar, işte onlar hiç zevâl bulmayacak bir kazanç umarlar.

30.   Tâki, Allah Teâlâ onlara mükafatlarını tamamen ödesin ve onlara fazlından ziyâdesini de versin şüphe yok ki O, çok yarlıgayıcıdır, çok mükâfat verendir.

Fâtır Sûresi 31 - 38. Ayetler

31.   Ve sana kitaptan vahy ettiğimiz, kendisinden evvelkileri tasdik edici olarak haktır. Şüphe yok ki, Allah kullarından tamamiyle haberdardır ve herşeyi görücüdür.

32.   Sonra o kitabı kullarımızdan seçip ayırt ettiklerimize miras kıldık. İmdi onlardan nefisine zulüm eden vardır ve onlardan mutedil olan vardır ve onlardan Allah’ın izni ile hayırlarda ileri geçen vardır. İşte bu, en büyük bir keremdir.

33.   Adn cennetleridir ki, onlara giriverirler. Orada altundan bilezikler ile ve İnciler ile süsleneceklerdir. Orada libasları da ipektir.

34.   Ve diyeceklerdir ki, Hamd O Allah'a olsun ki, bizden üzüntüyü giderdi. Şüphe yok ki, bizim Rabbimiz, çok yarlığayıcı ve şükrü kabul edicidir.

35.   Öyle bir kerem sahibi Rab ki, bizi lutfundan bir ikametgâh olan yurda kondurdu. Burada bize bir yorgunluk dokunmayacaktır ve burada bize hiçbir usanç dokunmay acaktır.

36.   Ve o kimseler ki, kâfir oldular, onlar için cehennem âteşi vardır. Aleyhlerine hükm olunmaz ki, ölüversinler ve onlardan O'nun azabı da hafifletilmez. İşte bütün nankörleri böyle cezalandırırız.

37.   Ve onlar orada feryat ederler ki, Ey Rabbimiz! Bizi çıkar, yapar olduğumuzdan başka sâlih amelde bulunalım, onlara denilir ki: Ya sizi düşünüp anlayacak kimsenin kendisinde düşünebileceği bir müddet kadar yaşatmadık mı? Ve size korkutucu geldi, şimdi azabı tadın, artık zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

38.   Şüphe yok ki, Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Muhakkak ki O, sinelerde gizli olanları tamamiyle bilendir.

Fâtır Sûresi 39 - 44. Ayetler

39.   O, O Yüce zat dır ki, sizi yeryüzünde halifeler kıldı. Artık kim kâfir olursa küfrü kendi aleyhinedir ve kâfirlere küfrlerî Rablerinin katında gazaptan başka birşey arttırmaz ve kâfirleri küfrü, kendilerine ziyandan başka birşey getirmez.

40.   Deki: Gördünüz mü? Allah'tan başka kendilerine ibâdet ettiğiniz ortaklarınızı! Bana gösteriniz, yerden neyi yaratmışlardır? Yoksa onlar için göklerde bir ortaklık var mıdır? Yoksa onlara bir kitap vermişiz de, artık onlar, ondan bir delil üzerine mi bulunuyorlar? Hayır o zalimlerin bazısı bazısına aldatmadan başka bir vaadde bulunmazlar.

41.   Şüphe yok ki, Allah, gökleri ve yeri nizamları bozulmasın diye tutup koruyor. Ve andolsun ki, eğer onların nizamları bozulacak olsa, ondan sonra onları hiçbir kimse tutamaz. Muhakkak ki, O halimdir, çok bağışlayıcıdır.

42.   Ve Allah'a en kuvvetli yeminleriyle yemin ettiler ki, eğer onlara bir korkutucu Peygamber gelecek olursa elbette ki, kendileri herhangi bir ümmetten daha fazla hidayete ermiş olacaklardır. Ne zaman ki, kendilerine bir korkutucu geldi, onlara nefretten başka birşey arttırmış olmadı.

43.   Bu da yerde böbürlenmekten ve kötü tuzaklar kurmaktan doğmuştur ve kötü bir tuzak, kendi ehlinden başkasına ârız olmaz. O halde evvelkilerin kanunundan başka ne bekliyorlar? Artık sen Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. Ve Allah’ın sünnetinde bir sapma da bulamazsın.

44.   Yeryüzünde hiç dolaşıp da bakmazlar mı ki, kendilerinden evvelkilerin âkibetleri nasıl olmuştur. Halbuki, onlar, bunlardan kuvvetçe daha şiddetli idiler. Ve Allah'ı ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey âciz bırakamaz. Şüphe yok ki, O, bilendir, güçlüdür.

Fâtır Sûresi 45. Ayet

45.   Ve eğer Allah insanları yaptıkları şey yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı mahlûk bırakmazdı. Fakat onları belli bir müddete kadar tehir buyuruyor. Nihayet ecelleri gelince haklarında amellerine göre muamele yapılacaktır çünki Allah Teâlâ kullarını hakkıyla görücü bulunmaktadır.

Yâsîn Sûresi 1 - 12. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Yâsîn.

2.     Kur'an'ı Hakim'e yemin ederim.

3.     Şüphe yok ki, sen, elbette Peygamber gönderilmiş olanlardansın.

4.     Doğru yol üzere bulunmaktasın.

5.     O Kur’an üstün ve çok merhametli olan Allah Teâlâ tarafından indirilmiştir.

6.     Tâki, bir kavmi korkutasın ki, onların ataları korkutulmamıştır. Artık onlar gâfil kimselerdir.

7.     Andolsun ki, onların birçokları üzerine o söz o azap emri hak olmuştur. Artık onlar imân etmezler.

8.     Şüphe yok ki, biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişizdir tâki onların çenelerine kadar dayanmıştır. Artık onlar başlarını yukarı kaldırılmış, gözleri aşağıya çevrilmiş kimselerdir, birşey görüp anlayamazlar.

9.     Ve biz onların önlerinde bir sed ve arkalarında bir sed meydana getirdik, öylece onları sarıverdik. Artık onlar göremezler.

10.   Ve onları korkutmuş olsan da, korkutmasan da onlar için birdir, imân etmezler.

11.   Sen ancak zikire uyan ve rahmandan henüz görmeksizin korkan kimseyi korkutursun. Artık onu bir mağfiret ile ve pek şerefli bir mükâfat ile müjdele.

12.   Şüphe yok ki, biz ölüleri diriltiriz ve onların yaptıkları her işi ve eserlerini yazarız. Ve zâten herşeyi pek apaçık bildirilen bir levh-i mahfuzda yazmışızdır.

Yâsîn Sûresi 13 - 27. Ayetler

13.   Ve onlara O inkârcılara o şehir ahalisini bir misâl olarak zikred, o vakit ki onlara o gönderilmiş olan elçiler gelmişti.

14.   O vakit ki, onlara iki elçi yi göndermiştik. Hemen onları yalanlayıverdiler. Sonra bir üçüncü ile kuvvetlendirdik. Dediler ki: Muhakkak biz sizlere gönderilmiş elçileriz.

15.   O inkarcılar da dediler ki: Siz bizim gibi bir insandan başka birşey değilsiniz. Ve rahman hiçbir şey indirmedi. Siz başka değil, ancak yalan söyliyenlersiniz.

16.   O elçiler de dediler ki: Rabbimiz bilir ki, muhakkak bizler sizin için elbette gönderilmiş elçileriz.

17.   Bizim üzerimize gereken ise apaçık bir tebliğden başka birşey değildir.

18.   O inkarcılar da dediler ki: Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. And olsun ki, eğer vazgeçmez iseniz elbette sizi taşlayacağızdır. Ve elbette ki, bizim tarafımızdan size pek acıklı bir azap dokunacaktır.

19.   Elçiler de dediler ki: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Siz öğüt verildiğiniz halde de mi? Bunu uğursuzluk sayıyorsunuz? Hayır... Siz aşırı giden bir kavimsiniz.

20.   O şehrin en uzak bir tarafından bir er, koşar bir halde geldi, dedi ki: Ey kavmim! O gönderilmiş olanlara tâbi olun.

21.   O zâta tâbî olunuz ki, sizden bir ücret istemiyor. Onlar doğru yola ermiş kimselerdir.

22.   Ve bana ne mâni var ki, beni yaratmış olana ibadette bulunmayayım? Ve halbuki, O'na döndürüleceksinizdir.

23.   Ben hiç O'ndan başta tanrılar edinir miyim ki, eğer o Rahman benim için bir kötülük dilese onların şefaatleri benim için fayda verici olamaz ve onlar beni aslâ o kötülükten kurtaramazlar.

24.   Muhakkak ki, ben o vakit apaçık bir sapıklıkta bulunmuş olurum.

25.   Şüphe yok ki, ben sizin Rabbinize imân ettim. Artık bunu benden işitiniz.

26.   Denildi ki: Cennete giriver. Dedi ki: Keşke kavmim bilselerdi.

27.   Rabbimin beni mağfirete eriştirdiğini ve beni ikram edilmişlerden kıldığını.

Yâsîn Sûresi 28 - 40. Ayetler

28.   Ve onun kavmi üzerine ondan sonra gökten hiçbir ordu indirmedik ve biz indirecek de olmadık.

29.   O bir korkunç sesten başka birşey olmadı. O anda onlar hemen sönüvermiş kimseler oldular.

30.   Ey o kullar üzerine yönelecek hasret! Tam zamanın Onlara bir Resûl gelmezdi ki illâ onunla alay etmeye kalkışırlardı.

31.   Görmediler mi ki, onlardan evvel ne kadar kavimleri helâk ettik. Şüphe yok ki, onlar, bunlara dönüp gelmiyorlar.

32.   Ve hepsi de bizim katımızda hesap vermek için topluca huzura getirilmişlerdir.

33.   Ve onlar için ölmüş yer bir ibrettir. Onu hayata kavuşturduk ve ondan daneler meydana çıkardık da ondan yiyiverirler.

34.   Ve orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bostanlar vücuda getirdik ve orada su kaynaklarından suları akıtıverdik.

35.   Tâki, onun mahsulünden ve kendi ellerinin imal ettiklerinden yiyiversinler. Hâlâ şükretmeyecekler midir?

36.   O İlâhî zât noksanlardan münezzehtir ki, yerin bitirdiklerinden ve insanların kendi nefislerinden ve bilmedikleri şeylerden nice çiftleri, onların hepsini yaratmıştır.

37.   Ve onlar için gece de bir ibrettir. Ondan gündüzü yüzüp ayırırız. Hemen onlar, karanlıklara girmişler olurlar.

38.   Güneş de kendisine mahsus karargâhında akar gider. İşte bu, O azîz, alîm'in takdiridir.

39.   Biz ay'a da menziller takdir ettik. Nihayet hurma salkımının eski kurumuş eğri dalı gibi bir hâle dönmüş olur.

40.   Ne güneş için lâyık olur ki, o ay'a yetişmiş olsun. Ne de gece için lâyıkdır ki, gündüzü geçmiş bulunsun ve hepsi de birer felekte yüzerler.

Yâsîn Sûresi 41 - 54. Ayetler

41.   Ve onlar için bir alâmettir, onların çoluk çocuklarını dolmuş bir gemiye muhakkak bizim yükletmiş olmamız.

42.   Ve onlar için bunun gibi binecekleri şeyleri de yarattık.

43.   Ve eğer dilersek onları boğarız, artık onlar için ne bir imdada koşan vardır ve ne de onlar kurtarılabilirler.

44.   Ancak bizden bir rahmet olarak ve bir zamana kadar yararlandırmak için dilersek onları kurtarırız.

45.   Onlara belki merhamet olunursunuz, önlerinizde olandan ve arkanızda olandan sakınınız, denildiği zaman onlar yüz çevirirler

46.   Ve onlara Rablerinin ayetlerinden bir âyet gelmez ki, illâ ondan yüz çevirmişlerdir.

47.   Ve onlara "Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz" denildiği vakit kâfir olanlar, imân edenlere dediler ki: Biz mi doyuracağız, o kimseyi ki, eğer Allah dilese idi onu doyururdu. Siz başka değil, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.

48.   Ve derler ki: O tehdit ne zaman? Eğer siz sadıklar oldunuz iseniz.

49.   Onlar, birbirleri ile çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak olan korkunç bir sesten başkasını gözetmezler.

50.   Artık ne bir vasiyet yapmaya güç yetirebilirler ve ne de ailelerine, dönebilirler.

51.   Ve Sûr'a üfürülmüş olacakdır. Artık onlar o zaman kabirlerinden kalkıp Rablerine doğru koşarak giderler.

52.   Demiş olurlar ki, eyvah bize! Bizi kim uyuduğumuz yerden kaldırdı? İşte bu Rahman'ın vaadettiğidir ve gönderilmiş olanlar, doğru söylemişler.

53.   Olan müthiş bir sesten ibarettir, hemen onlar o anda huzurumuzda hazır bulunurlar.

54.   Artık bugün hiçbir şahıs birşey ile zulüme uğratılmaz ve sizler de, yapmış olduğunuz şeylerden başkasıyla cez alandırılmaz siniz.

Yâsîn Sûresi 55 - 70. Ayetler

55.   Şüphe yok ki, o gün cennetlikler bir eğlence içinde safâ sürerler.

56.   Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerine dayanıp durmuşlardır.

57.   Onlar için orada taze yemişler vardır ve onlar için ne isterlerse vardır.

58.   Merhametli olan Rabbin söylediği bir selâm da vardır.

59.   Ve ey günahkârlar! Bugün siz ayrılıp yalnız kalınız.

60.   Ey Âdem oğulları!, size tavsiye etmedim mi ki, şeytana ibadet etmeyiniz. Şüphe yok ki, o sizin için apaçık bir düşmandır.

61.   Ve bana ibadet ediniz. İşte doğru yol budur.

62.   Andolsun ki, sizden birçok toplulukları sapıklığa düşürdü. Siz akıl erdiriyor olmadınız mı?

63.   Bu sizin o vâd olunmuş olduğunuz cehennemdir.

64.   O inkâr eder olduğunuzdan dolayı bugün ona giriveriniz.

65.   Bugün onların ağızları üzerine mühür basarız ve bize elleri söyler ve neler kazanır olduklarına dâir ayakları şahitlikte bulunur.

66.   Ve eğer dilese idik gözlerini büsbütün mahvederdik de yola koşar dururlardı. Artık nereden görebilecekler?

67.   Ve eğer dilese idik onları en kuvvetli bulundukları yerde mahvederdik. Artık ne geçip gitmeğe ve ne de geri dönmeğe güç yetiremezlerdi.

68.   Ve her kimi de çokça yaşatıyor isek onu yaratılışda baş aşağı ediyoruz. Daha akıllıca düşünemiyorlar mı?

69.   Ve biz ona şiiri öğretmedik ve onun için lâyık da olmaz. O, başka değil bir öğüttür ve apaçık bir Kur'an'dır.

70.   Hayat sahibi olan kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın gerçekleşmesi için O Kur'an'ı indirdik.

Yâsîn Sûresi 71 - 83. Ayetler

71.   Görmediler mi ki, muhakkak biz onlar için kudret ellerimizin yaptıklarından dörder ayaklı hayvanlar yarattık artık onlar bunlara sahiptirler.

72.   Ve onlara bunları musahhar itaatkâr kıldık. Artık bunlardan onların binecekleri Hayvanlar vardır ve bunlardan yiyiverirler.

73.   Ve onlar için bunlar da menfaatler ve içilecekler vardı. Hâlâ şükretmiy ecekler mi?

74.   Onlar, belki yardım olunurlar diye Allah'tan başkasını mabut edindiler.

75.   Onlara yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar ise bunlar için hazırlanmış yardımcı erlerdir.

76.   İmdi onların lâkırdıları seni üzmesin. Şüphe yok ki, biz, onların neleri gizlediklerini ve neleri açığa vurduklarını biliyoruz.

77.   İnsan görmedi mi ki, muhakkak biz onu bir nutfeden yarattık, sonra o, bir apaçık düşman kesilmiştir.

78.   Ve kendi yaradılışını unuttu da bize bir misâl getirmeye kalkıştı, dedi ki: Kemikleri kim diriltebilir ki, onlar çürümüşlerdir.

79.   Deki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecektir. Ve o, bütün yaratılmışları tamamiyle bilendir.

80.   O Yüce Yaratıcı ki: Sizin için yemyeşil ağaçtan bir âteş vücuda getirmiştir de şimdi siz ondan yakıveriyorsunuz.

81.   Gökleri ve yeri yaratmış olan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir. Ve o hakkıyla bilen yaratandır.

82.   O'nun emri, birşeyi istediği zaman ancak O’na "ol" demesidir ki, o da hemen oluverir.

83.   Hakikaten noksanlardan münezzeh tesbih ve takdise lâyıkdir. O Yüce Yaratıcı ki, herşeyin tam mülkü O'nun kudret elindedir ve siz de ancak O'na O'nun mânevi huzuruna döndürüleceksinizdir.

Saffât Sûresi 1 - 24. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     İbadet için Saflar bağlayanlar hakkı için.

2.     Fenalıklardan Nehy ve men edenler hakkı için.

3.     Kur'an'ı okuyanlar hakkı için.

4.     Şüphe yok ki, sizin ilahınız birdir.

5.     O Göklerin ve yerin ve bunların aralarındakilerin Rabbidir ve doğuların Rabbidir.

6.     Muhakkak ki, biz yakın olan göğü ziynet ile, yıldızlar ile bezettik.

7.     Ve hem her isyankâr şeytandan muhafaza ettik.

8.     Onlar, en yüksek bir cemaati sözlerine kulak vererek dinleyemezler ve her taraftan kovulup atılırlar.

9.     Bir uzaklaştırılmakla uzaklaştırılmış olurlar ve onlar için bir daimi azap da vardır.

10.   Ancak bir çalıp çırpan müstesnâ. Ona da hemen bir parlak âteş parçası ulaşıverir.

11.   Şimdi onlara soruver, onlar mı yaradılışça daha kuvvetli, yoksa bizim diğer yaratmış olduklarımız mı? Şüphe yok ki, biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

12.   Evet... Sen şaşırdın, onlar ise alay ediyorlar.

13.   Ve onlara nasihat verildiği zaman, düşünüp nasihat kabul etmezler.

14.   Ve bir mucize gördükleri vakit de onunla alay eder dururlar.

15.   Ve dediler ki: Bu, bir apaçık büyüden başka değil.

16.   Ya bizler öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, bizler mi muhakkak yeniden diriltilmiş olacağız?

17.   Yoksa bizim evvelki babalarımız da mı öyle diriltilecekler?

18.   Deki: Evet... Ve sizler zeliller olarak haşrolunacaksınızdır.

19.   Çünki o, korkunç bir sesten ibarettir, onlar o zaman hemen bakar dururlar.

20.   Ve derler ki: Eyvah bizlere! İşte bu, ceza günü.

21.   İşte bu, sizin o yalan sandığınız hüküm günüdür.

22.   Toplayınız mahşere o zulüm etmiş kimseleri ve onların eşlerini ve kendilerine taptıkları şeyleri.

23.   Allah'tan başka. Artık onlara cehennem yolunu bildiriniz.

24.   Ve onları tutuklayınız. Şüphe yok ki, onlar sorguya çekilecek kimselerdir.

Saffât Sûresi 25 - 51. Ayetler

25.   Ve onlara denilecektir ki, sizin için ne oldu ki: Birbirinize yardım edemiyorsunuz?

26.   Hayır... Bu gün onlar hakir bir hâlde teslimiyette bulunmuş kimselerdir.

27.   Ve onların bazıları bazılarına yönelerek birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

28.   Tâbi olanlar derler ki: Şüphe yok ki, siz bize sağdan gelir olmuştunuz.

29.   Kendilerine tâbi olunanlar da derler ki: Hayır... Siz mümin kimse olmuş değildiniz.

30.   Bizim için sizin üzerinizde zorlayıcı bir güç bulunmuş değildir. Belki siz sapıtmış olan bir kavm olmuş idiniz.

31.   Artık hepimizin üzerine Rabbimizin sözü hak oldu. Şüphe yok ki, bizler, elbette azabı tadıcı kimseleriz.

32.   Evet... Biz sizi saptırdık, muhakkak ki, biz de sapıklığa düşmüş kimseler idik.

33.   Artık şüphesiz ki onlar o gün azapta ortak kimselerdir.

34.   Biz muhakkak ki, günahkârlara böyle yaparız.

35.   Şüphe yok ki, onlara; Allah'tan başka ilâh yoktur, denildiği vakit kibirle direnirler.

36.   Ve derler ki: Mecnun bir şair için kendi ilâhlarımızı mı terkedeceğiz?

37.   Hayır... O hak ile geldi ve Peygamberleri tasdik etti.

38.   Şüphe yok ki, siz elbette o pek acıklı azabı tadıcılarsınız.

39.   Ve siz cezalandırılmayacaksınız, ancak yaptığınız şeyler ile cezalandırılacaksınızdır.

40.   Allah'ın hâlis kulları müstesnâ.

41.   Onlar var ya, onlar için bilinen bir rızk vardır.

42.   Her nevi meyveler vardır ve onlar ikram olunmuşlardır.

43.   Naim cennetlerinde.

44.   Birbirleriyle karşı karşıya tahtlar üzerinde.

45.   Onların üzerlerine ırmaktan doldurulmuş bir bardak ile dolaşılır.

46.   Bembeyaz içenler için lezzetli.

47.   Kendisinde ne bir sersemletme vardır ve ne de onlar onda sarhoş olacaklardır.

48.   Ve onların yanlarında irice gözlü, bakışlarını kendilerine tahsis etmiş eşler de vardır.

49.   Sanki onlar, kapalı yumurtalardır.

50.   Onların O cennetliklerin bazıları bazılarına karşı yönelerek soruşturmaya başlarlar.

51.   Onlardan bir söyleyici der ki: Benim dünyada iken muhakkak bir arkadaşım var idi.

Saffât Sûresi 52 - 76. Ayetler

52.   Derdi ki: Sen de hakikaten tasdik edenlerden misin?

53.   Biz öldüğümüz ve biz toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, hakikaten biz mi tekrar hayat bulup cezalandırılanlar olacağız?

54.   Dedi ki: Siz onun halinden haberdar olmak isteyen kimseler misiniz?

55.   Derken kendisi bakar, onu o arkadaşını cehennemin ortasında görür.

56.   Der ki: Vallahi sen az kaldı elbette beni helâk edecek idin.

57.   Ve eğer Rabbimin nimeti olmasa idi, elbetteki, ben de bu ceheneme getirilenlerden olacak idim.

58.   O cennetteki zât diyecektir ki değil mi biz artık ölüler olmay acağız?

59.   İlk ölümümüz müstesnâ ve biz azap görücüler de olmayacağız değil mi?

60.   Şüphe yok ki, bu, elbette en büyük bir kurtuluştur.

61.   İşte çalİsanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışıversinler.

62.   Nasıl bu mu bir ziyafet nimeti olarak hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

63.   Şüphe yok ki, biz onu o ağacı zalimler için bir fitne kıldık.

64.   Muhakkak o bir ağaçtır ki, cehennemin çukurunda meydana çıkar.

65.   Onun meyvesi sanki şeytanların başlarıdır.

66.   Artık şüphe yok ki, onlar, ondan elbette yerler ve ondan karınlarını doldururlar.

67.   Sonra muhakkak ki, onlar için onun üzerine elbette pek kaynamış bir su da vardır.

68.   Şüphe yok ki, nihayet onların dönüp gidecekleri yer cehennemdir.

69.   Muhakkak ki, onlar atalarını sapık kimseler buldular.

70.   İmdi onlar, atalarının izleri üzerine koşturuluyorlar.

71.   Andolsun ki, onlardan önce evvelkilerin çoğu da sapıtmış idi.

72.   Yemin olsun ki, onların içinde uyarıcılar göndermiş idik.

73.   Artık bak, o uyarılmış olanların âkibetleri nasıl oluverdi.

74.   Allah’ın ihlâslı kulları müstesnâ.

75.   Andolsun Nuh bize nidâ etmişti. Artık biz de duayı ne güzel kabul ederiz.

76.   Ve onu ve ailesini o pek büyük felâketten kurtardık.

Saffât Sûresi 77 - 102. Ayetler

77.   Ve onun zürriyyetini, evet onları kalıcı kıldık.

78.   Ve onun üzerine sonra gelenler arasında iyi bir nam bıraktık.

79.   Selâm Nuh'a, bütün âlemler içinde.

80.   İşte şüphe yok ki, biz iyileri böylece mükâfata nâil kılarız.

81.   Muhakkak ki, o, bizim müminler olan kullarımızdan idi.

82.   Sonra ötekilerini suda boğduk.

83.   Ve şüphe yok ki, İbrahim de onun izinden gidenlerdendir.

84.   Çünki o, Rabbine tertemiz bir yürekle geldi.

85.   O vakit babasına ve kavmine dedi ki: Siz nelere ibadet eder siniz?

86.   Bir iftira olarak mı Allah'tan başka ilâhlar diliyorsunuz?

87.   İmdi âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz neden ibarettir?

88.   Derken yıldızlara bir bakışla baktı.

89.   Sonra dedi ki: Şüphe yok, ben hastayım.

90.   Hemen ondan arkalarını çevirmişler olarak uzaklaştılar.

91.   Artık olanların putlarına gitti de alay ederek dedi ki: Yemek yemez misiniz?

92.   Size ne oluyor ki, konuşamıyorsunuz?

93.   Ve onların üzerine gizlice vararak eliyle bir vuruş vuruverdi.

94.   Bunun üzerine koşar oldukları hâlde ona yöneldiler.

95.   Dedi ki: Kendi yonttuğumuz şeye mi taparsınız?

96.   Halbuki, Allah, sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.

97.   Dediler ki: Bunun için bir binâ yapınız da bunu bir âteş içinde bırakınız.

98.   Onun için böyle bir tuzak kurmayı istediler. Artık biz de onları pek sefil kimseler kıldık.

99.   Ve dedi ki: Şüphe yok ben Rabbime gidiciyim, elbette beni doğru yola iletir.

100. Yarabbi! Bana sâlihlerden bir çocuk ihsan buyur.

101. Biz de onu pek yumuşak tabiatlı bir oğul ile müjdeledik.

102. Vakta ki onunla beraber yürümek çağına yetişti, dedi ki: Oğulcağımız! Ben, şüphe yok rüyada görüyorum ki, muhakkak seni boğazlıyorum. Artık bak, sen ne görürsün, dedi ki: Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.

Saffât Sûresi 103 - 126. Ayetler

103. Vakta ki, ikisi de boyun eğdiler ve onu alnının bir yanı üzerine yatırdı.

104. Ve O'na: Ya İbrahim! Diye nidâ ettik ki:

105. Sen muhakkak rüyâyı tasdik ettin. Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

106. Şüphe yok ki, bu, elbette apaçık bir imtihandır.

107. Ve O'na bir büyük kurbanlık bedel verdik.

108. Ve sonrakilerin arasında O'na karşı iyi bir nam" bıraktık.

109. İbrahim üzerine selâm olsun.

110. İşte iyileri böylece mükâfatlandırırız.

111. Şüphe yok ki, o mümin olan kullarımızdandır.

112. Ve onu sâlihlerden bir Peygamber olmak üzere İshak ile de müjdeledik.

113. Ve onun üzerine ve İshak üzerine bereketler verdik ve ikisinin zürriyyetinden iyi kimseler de vardır ve nefisine apaçık zulmeden de.

114. And olsun ki, Musa ve Harun üzerine de ihsanda bulunduk.

115. Ve ikisini de ve kavimlerini de pek büyük bir sıkıntıdan kurtardık.

116. Ve onlara yardım ettik. Artık galip olanlar, onlar oldular.

117. Ve ikisine de o açıkça bildiren kitabı verdik.

118. Ve ikisini de dosdoğru yola şevkettik.

119. Ve sonrakiler arasında da onlar için güzel bir nam bıraktık.

120. Musa ve Harun üzerine bizden selâm olsun.

121. Şüphe yok ki, biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.

122. Muhakkak ki, ikisi de bizim mümin kullarımızdandır.

123. Ve şüphe yok ki, İlyâs da gönderilmiş Pey gamberlerdendir.

124. O vakit, kavmine demişti ki: siz korkmaz mısınız?

125. Ba'l e mi tapınırsınız? Ve yaratıcıların en güzeline ibadeti terk mi edersiniz?

126. Sizin de Rabbiniz ve evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah'a ibadeti mi terk eylersiniz?

Saffât Sûresi 127 - 153. Ayetler

127. O vakit onu yalanladılar. Artık onlar da elbette ki, azaba götürülmüş kimselerdir.

128. Allah'ın ihlaslı kulları müstesnâ.

129. Ve ona karşı sonrakiler arasında güzel bir nam bıraktık.

130. İlyâsın üzerine selâm olsun.

131. Muhakkak ki, biz iyileri işte böyle mükâfata kavuştururuz.

132. Şüphe yok ki, O, bizim mümin kullarımızdandır.

133. Ve muhakkak ki, Lût da elbette gönderilmiş Pey gamberlerdendir.

134. O vakit O'nu ve ailesini kurtardık.

135. Azap içinde kalanlar arasındaki bir kocakarı müstesnâ...

136. Sonra diğerlerini de helâk ediverdik.

137. Ve şüphe yok ki, siz elbette onların üzerlerine sabahleyin uğrarsınız.

138. Ve geceleyin de. Siz akıllıca düşünmeyecek misiniz?

139. Ve şüphe yok ki, Yûnus de elbette gönderilmiş Pey gamberlerdendir.

140. Vakta ki, O, dolu bir gemiye kaçmıştı.

141. Derken kur'a çekmişte, mağlûp olanlardan olmuştu.

142. Artık o melâmet eder nefisini kınar bir hâlde iken O'nu balık yutuverdi.

143. Eğer o çokça tesbih edenlerden olmasa idi.

144. Elbette ki, O'nun karnında tekrar dirilecekleri güne kadar kalırdı.

145. Artık O'nu kendisi hasta olduğu hâlde bir açık yere atıverdik.

146. Ve O'nun üzerine kabak nev'inden bir ağaç bitirdik.

147. Ve O'nu yüzbin ve daha çok kişiye öyle bir kavme Peygamber gönderdik.

148. Nihayet imân ettiler, artık onları bir müddete kadar geçindirdik fâidelendirdik.

149. Şimdi onlara sor, Rabbin için kızlar ve onlar için ise oğullar mı var?

150. Yoksa melekleri dişiler olarak mı yarattık? Onlar da şahitler mi idiler?

151. Dikkat edin, şüphe yok ki, onlar iftiralarından dolayı elbette derler ki:

152. Allah doğurdu! Ve şüphe yok ki, onlar elbette yalancı kimselerdir.

153. Kızları oğullar üzerine tercih mi etmiş?

Saffât Sûresi 154 - 182. Ayetler

154. Size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?

155. Hiç düşünüvermez misiniz?

156. Yoksa sizin için apaçık bir delil mi var?

157. Haydi, eğer siz sadıklar iseniz kitabınızı getiriveriniz.

158. Ve bir de Allah ile cinler arasında bir neseb iddiasında bulundular. And olsun ki, cinler bilmişlerdir ki, elbette onlar cehenneme götürülmüş kimselerdir.

159. Allah Teâlâ, onların vasıflandırdıklarından uzaktır.

160. Allah’ın ihlâsa erdirilmiş olduğu kulları müstesnâ. Onlar böyle bir vasıflandırmada bulunmazlar

161. Artık şüphe yok ki, siz ve ibadet ettiğiniz şeyler...

162. O'na karşı kimseyi fitneye düşürücüler değilsinizdir.

163. Ancak cehenneme girecek olan müstesnâ.

164. Ve bizden ise bir kimse yoktur ki, illâ O'nun için bir bilinen makam vardır...

165. Ve şüphe yok ki, bizleriz, elbette bizleriz, o sıra sıra duranlar...

166. Ve muhakkak ki, bizleriz, elbette bizleriz, o tesbih ediciler...

167. Ve elbette ki, kâfirler, evvelce diyorlardı ki:

168. Eğer bizim yanımızda evvelkilerden bir kitap bulunmuş olsa idi.

169. Elbette ki, biz Allah'ın ihlâsa kavuşmuş kullarından olur idik.

170. Fakat şimdi O’nu inkâr ettiler. Artık ileride bileceklerdir.

171. Andolsun ki, Peygamber gönderilmiş kullarım için bizim bir sözümüz geçmiştir.

172. Şüphe yok ki, onlar elbette zafere ulaşacaklar, onlardır.

173. Ve muhakkak ki, bizim ordumuz, elbette üstün gelecektir.

174. Artık sen, onlardan o muhaliflerden bir zamana kadar yüz çevir.

175. Ve onlara bak! Elbette ki, yakında göreceklerdir.

176. Ya bizim azabımızı mı aceleyle istiyorlar?

177. Fakat azap onların sahasına indiği vakit artık korkutulmuş olanların sabahı ne kadar fenâdır.

178. Ve onlardan bir zamana kadar yüz çevir.

179. Ve gör, onlar da yakında göreceklerdir.

180. Rabbin, o izzet sahibi, onların isnad ettikleri vasıflardan münezzehtir.

182. Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

Sâd Sûresi 1 - 16. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Sâd, şeref ve şan sahibi olan Kur'an hakkı için. İş o kâfirlerin dedikleri gibi değildir.

2.     Belki o kâfir olanlar, bir gurur ve bir muhalefet içindedirler.

3.     Onlardan evvel nice kavimleri helâk ettik, çağırışmaya başladılar. Artık kurtuluş vakti değildi.

4.     Ve kendilerine içlerinden bir uyancının gelmesinden dolayı hayrete düştüler ve o kâfirler dedi ki: Bu, bir yalancı sihirbazdır.

5.     İlâhları bir ilâh mı kılmış? Şüphe yok bu, elbette pek fazla tuhaf birşey.

6.     Onlardan ileri gelenler, yürüyünüz ve ilâhlarınızın üzerine sabrediniz, şüphe yok ki, istenilen şey budur. Diye çıkıp gittiler.

7.     Biz bunu son dinde de işitmedik. Bu bir uydurmadan başka bir şey değil.

8.     O Kur'an, bizim aramızda O'nun üzerine mi indirilmiştir? dediler Hayır. O inkarcılar benim vahy'imden tereddütler     içindedirler. Hayır... Azabımızı henüz tatmadılar.

9.     Yoksa onların yanında mıdır, herşeye galip, çokça bağışlayıcı olan Rabbin rahmet hâzineleri?

10.   Yoksa göklerin ve yerin ve aralarındakilerin mülkü, onlar için midir?, öyle ise sebepler içinde yükseliversinler.

11.   Onlar burada muhtelif guruplardan hezimete uğramış bir ordudur.

12.   Onlardan evvel Nûh kavmî ve Ad ve demir kazıklar sahibi olan Firavun Peygamberleri yalanlamıştı.

13.   Ve Semûd ve Lût kavmi ve Eyke ahalisi de yalanlamışlardı işte bunlar, o guruplardır.

14.   Başka değil, hepsi de Peygamberleri yalanladılar da artık azabım, hak oldu.

15.   Bunlar da ancak bir an gecikmesi olmayan korkunç bir sesten başkasını beklemiyorlar.

16.   Ve dediler ki: Ey Rabbimiz! Bizim için amel defterimizi hesap gününden evvel çabukça ver.

Sâd Sûresi 17 - 26. Ayetler

17.   Dediklerine karşı sabr et ve kulumuz kuvvet sahibi Dâvud'u hatırla, şüphe yok ki, O, çok Hak'ka yönelen bir zât idi.

18.   Muhakkak ki, dağları emrine verdik, O'nunla beraber akşamleyin ve kuşluk vakti tesbih ederlerdi.

19.   Kuşları da toplanmış olarak Ona tâbi kıldık hepsi de O'na yönelmiştir.

20.   Ve O'nun mülkünü kuvvetlendirmiştik ve O'na hikmet ve davaları, çözme kabiliyeti vermiş idik.

21.   Ve sana o davacıların haberi geldi mi? O vakit ki, mâbedin duvarına tırmanıp çıkmışlardı.

22.   O vakit ki, Dâvud'un karşısına girmişlerdi de, onlardan korkuya düşmüştü. Dediler ki: Korkma, iki davacı ki, bazımız bazısı üzerine tecavüz etmiş oldu. Artık sen aramızda hak ile hükmet, haksızlık etme ve bizi doğru yolun ortasına sevk et.

23.   Muhakkak ki, şu, benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu vardır. Benim için ise bir dişi koyun var. Öyle iken "onu bana bırak" dedi ve beni konuşmada mağlûp etti.

24.   Dâvud Aleyhisselâm dedi ki: Elbette senin bir koyununu kendi koy unlarına katmak istemekle sana zulüm etmiş oldu. Ve muhakkak ki, mal ortaklarından birçokları mutlaka bazıları bazısı üzerine tecavüz etmektedir. Ancak, imân edenler ve sâlih amellerde bulunanlar müstesnâ. Onlar da ne kadar az! Ve Dâvud sandı ki: Muhakkak biz onu bir imtihana tâbi tutmuş olduk. Hemen Rabbinden af dileğinde bulundu ve rükû edici olarak yere kapandı ve Hak’ka yöneldi.

25.   Artık bunun için O'nu bağışladık ve şüphe yok ki, onun için bizim katımızda elbette yüksek bir makamı ve bir âkıbet güzelliği vardır.

26.   Ey Dâvud! Şüphe yok ki, biz seni yeryüzünde halife kıldık. Artık insanlar arasında hak ile hükmet ve hevâya tâbi olma, sonra seni Allah’ın yolundan şaşırtır. Muhakkak o kimseler ki, Allah yolundan saparlar, onlar için hesap gününü unutmuş oldukları için şiddetli bir azap vardır.

Sâd Sûresi 27 - 42. Ayetler

27.   Ve göğü ve yeri ve bunların arasında olanları boş yere yaratmadık. Bu, küfre düşenlerin zannıdır. Artık küfre düşmüş olanlara ateşten, büyük bir helâk vardır.

28.   Yoksa imân edenleri ve sâlih sâlih amellerde bulunanları yeryüzünde fesada çalışıp duranlar gibi mi kılacağız? Veya korunanları günahkârlar gibi mi sayacağız?

29.   Bu bir kitaptır ki, O’nu sana indirdik, mübârektir. Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri ibret alsınlar diye.

30.   Ve Davud'a Süleyman'ı verdik. Ne güzel kul, şüphe yok ki, O daima Hak'ka yönelir idi.

31.   O vakit ki, O'na sür'atle yürüyüp duran safkan koşu atları, öğleden sonra gösterilmişti.

32.   Dedi ki: Ben Rabbim'in zikrinden dolayı hayrı severcesine o atları seviverdim. Nihayet güneş veya atlar hicap ile gizlenmiş oldu.

33.   Dedi ki: Onları bana iade ediniz. Hemen bacaklarını ve boyunlarını silip okşadı.

34.   And olsun ki, Süleyman'ı biz imtihan ettik ve tahtının üzerin bir ceset olarak bıraktık. Sonra tekrar tahtına dönüverdi.

35.   Dedi ki: Yarabbi! Beni bağışla ve bana bir mülk ver ki, benden sonra hiçbir kimseye lâyık olmasın. Şüphe yok ki, sensin çok bağışlayan sensin.

36.   Artık rüzgarı onun emrine verdik, onun emriyle dilediği yer kolayca akar giderdi.

37.   Şeytanları da, her bir binâ yapıcı ve dalgıç olanı da emrini verdik.

38.   Başkalarını da demir halkalarla bağlı oldukları halde emrin verdik

39.   Dedik ki Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine hesapsız ikram et veya tutuver.

40.   Ve şüphe yok ki, onun için bizim katımızda bir yakınlık ve bir de dönülecek güzel bir yer vardır.

41.   Kulumuz Eyyûb'u de an. O vakit ki, Rabbine seslendi: Şüphe yok ki, şeytan bana bir meşakkat ile ve bir eziyet ile dokundu, dedi.

42.   Allah tarafından da denildi ki ayağını yere vur, işte bu, soğuk yıkanılacak ve içilecek bir su.

Sâd Sûresi 43 - 61. Ayetler

43.   Ve ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir ibret olmak üzere ailesini, hem de onlar ile beraber onların bir mislini bağışladık.

44.   Ve o’na emrolundu ki: Eline otlardan bir küçük demet al, sonra onunla vur ve yeminini bozmuş olma. Muhakkak ki, biz onu sabredici bir kul bulduk. Ne güzel kul! Şüphe yok ki, O hakka yönelirdi.

45.   Ve kuvvet ve bâsiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i ve İshâk’ı ve Yakub'u da an.

46.   Şüphe yok ki, biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kılmıştık.

47.   Ve muhakkak ki, onlar bizim katımızda elbette ki, seçilmişler den, hayırlılardandırlar.

48.   Ve İsmail'i ve Elyesa ve Zülkifl'i de an ve hepsi de hayırklardandırlar.

49.   İşte bu, bir hatırlatmadır. Ve şüphe yok ki, takva sahipleri için elbette güzel bir varılacak yer de vardır.

50.   Adn cennetleridir. Onlar için kapıları açılmış olarak.

51.   Orada koltuklara yaslanıcılardır. Orada birçok meyveler ve içilecek şeyler isteyeceklerdir.

52.   Ve onların yanlarında gözlerini kocalarına dikmiş, yaşları müsavi güzeller vardır.

53.   İşte hesap günü için size va'dedilen şeyler bunlardır denilecektir.

54.   Şüphe yok ki, bu, elbette bizim rızkımızdır. Bunun için bir tükenmek yoktur.

55.   Bu, böyle ve şüphe yok ki, azgınlar için de elbette dönüp gidilecek bir yaramaz yer vardır.

56.   Cehennem vardır. Ona gireceklerdir. Artık ne kötü bir döşektir.

57.   İşte o... Artık onu tatsınlar. Son derece sıcaktır ve gövdelerden çıkan irindir.

58.   Ve onun şeklinden başkaca da çiftler vardır.

59.   Şunlar, sizinle beraber ateşe dalıvermiş bir topluluktur. Onlara bir merhaba yok muhakkak ki, onlar o ateşe gireceklerdir.

60.   Onlar da derler ki: Hayr... Sizlersiniz o bedduaya daha lâyık sizin için merhaba yoktur. Belki o küfrü, bizim için siz sundunuz. Artık ne kötü bir yerdir.

61.   Derler ki: Ey Rabbimiz! Bize bunu kim sundu ise imdi onun için ateşte azabı kat kat arttır.

Sayfa 18 / 26

  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
  • 22
 
 
  • İLETİŞİM