• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Meryem Sûresi 26 - 38. Ayetler

26.   Artık ye ve iç ve gözün aydın olsun, imdi insanlardan bir kimseyi görürsen de ki: Ben Rahman için oruç adadım, artık bugün hiç bir insan ile asla konuşmayacağımdır.

27.   Artık onu yüklenerek kavminin yanına getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Doğrusu pek büyük, çirkin birşey ile gelmiş oldun.

28.   Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir şahıs değildi ve anan da iffetden mahrum bulunmuş değildi.

29.   Bunun üzerine ona çocuğa İsaret etti. Dediler ki: Biz daha beşikte bir çocuk bulunan ile nasıl konuşabiliriz?

30.   O çocuk dedi ki: Ben şüphe yok Allah’ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir Peygamber kıldı.

31.   Ve beni nerde olsam mübarek kıldı ve bana hayatta olduğum müddetçe namaz ile ve zekât ile emretti.

32.   Ve beni valideme itaatkâr kıldı ve beni bir zorba, isyankâr kılmadı.

33.   Ve selâm benim üzerimedir, doğduğum günde ve öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım günde.

34.   İşte hak olan söze göre bu, kendisinde ihtilâfta bulundukları Meryem'in oğlu İsa'dır.

35.   Allah için asla tasavvur olunamaz ki, kendisi için bir çocuk edinmiş olsun. O münezzehtir, hangi bir şeyi vücuda getirmek dileyince ona ancak ol der, o da hemen oluverir.

36.   Ve şüphe yok ki, Allah benim de Rabbimdir, Sizin de Rabbinizdir. Artık yalnız ona ibadet ediniz. Bu, dosdoğru bir yoldur.

37.   Sonra gruplar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık görülecek günün en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler içindir.

38.   Bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler göreceklerdir! Fakat o zalimler bugün pek zahir bir sapıklık içindedirler.

Meryem Sûresi 39 - 51. Ayetler

39.   Ve onların hasret günü ile her emrin bitirilmiş olduğu vakit ile korkut. Onlar ise gaflettedirler ve onlar imân etmezler.

40.   Biz, şüphe yok ki biz, yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara vâris olacağız ve bize döndürüleceklerdir.

41.   Kitapta İbrahim'i de zikred. Şüphe yok ki, o pek sadık bir Peygamber idi.

42.   Bir vakit ki, babasına demişti: Ey babacığım! Ne için işitmez, görmez ve seni hiçbir ihtiyaçtan kurtaramaz bir şeye taparsın?

43.   Ey atacağım! Muhakkak ki, ilimden sana gelmeyen bana gelmiştir. Artık bana tâbi ol, seni bir doğru yola eriştireyim.

44.   Ey babacığım! Şeytana ibadet etme, şüphe yok ki: Şeytan, Rahmana isyan eder olmuştur.

45.   Ey babacığım! Ben muhakkak korkarım ki, sana Rahman tarafından bir azap İsabet eder de artık şeytana bir yar olmuş olursun.

46.   Âzer dedi ki: Ey İbrahim! Yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin? And olsun ki, eğer buna son vermez isen elbette seni taşlarım ve benden uzun bir müddet uzaklaş.

47.   Hazreti İbrahim de dedi ki: Sana selâm olsun. Senin için Rabbime elbetteki, istiğfarda bulunacağım, şüphe yok ki, o benim için çok ikram etmektedir.

48.   Ve sizi ve Allah'tan başka tapındıklarınızı bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua ile bedbaht olmam.

49.   Vaktaki onlardan ve Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden çekilip gitti, ona İshak'ı ve Yakub'u ihsan ettik ve hepsini birer Peygamber kıldık.

50.   Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip kıldık.

51.   Ve kitapta Musa'yı da an. Şüphe yok ki, o ihlâs ile vasıflanmış idi ve bir resûl, bir peygamber olmuş idi.

Meryem Sûresi 52 - 64. Ayetler

52.   Ve ona Tur'un sağ tarafından seslendik ve onu münacat eder bir halde yaklaştırdık.

53.   Ve ona rahmetimizden olarak kardeşi Harun'u bir peygamber olmak üzere ihsan ettik.

54.   Ve kitapta İsmail'i de an, şüphe yok ki, o vaadinde sadık idi ve bir resûl, bir nebi idi.

55.   Ve hanedanına namaz ve zekât ile emir ederdi ve Rabbinin katında rızaya nail olmuştu.

56.   Ve kitapta İdris'i de zikred. Şüphe yok ki, o, bir sıddık, bir Peygamber idi.

57.   Ve onu yüksek bir makama kaldırdık.

58.   İşte bunlar ki, Allah Teâlâ'nın kendilerine ihsan buyurmuş olduğu Peygamberlerdendir, Adem'in zürriy etinden ve Nuh ile beraber gemiye yüklemiş olduklarımızdandır ve İbrahim ve İsrail'in zürriyyetindendir ve hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Kendilerine rahmanın âyetleri okunduğu zaman secde eder ve ağlar oldukları halde yere kap anırlardı.

59.   Sonra arkalarından bir taife onlara halef oldu ki, namazı zâyi ettiler ve şehvetlere tâbi oldular. Artık yakında cehennem deresine yetişeceklerdir.

60.   Ancak tövbekâr olan ve imân eden ve iyi amelde bulunan kimseler müstesnâ. Çünkü onlar cennete girerler ve bir şey ile zulüme uğratılmış olmazlar.

61.   Adn cennetleri ki, Rahman kullarına gıyaben va'd buyurmuştur. Şüphe yok ki, onun va'di vücuda getirilmekte bulunmuştur.

62.   Orada faidesiz lakırdı işitmezler, ancak selâm işitirler ve onlar için orada sabah ve akşam rızıkları da vardır.

63.   O, o cennettir ki, ona kullarımızdan takva sahibi olanları vâris kılarız.

64.   Ve Cibril'i Emin demiştir ki Biz inemeyiz, ancak Rabbin emri ile ineriz. Ve önümüzde ve ardımızda ve bunların arasında ne varsa hepsi o'nun içindir ve Rabbin unutkan değildir.

Meryem Sûresi 65 - 76. Ayetler

65.   Göklerin ve yerin ve onların arasında olanların Rabbidir. Binaenaleyh o'na ibadet et, o'nun ibadeti için sabr ve sebat eyle. Sen o'nun için hiçbir benzer bilir misin?

66.   Ve insan der ki: Öldüğüm zaman mı ileride diri olarak çıkarılacağım.

67.   O insan hiç düşünmez mi ki; Biz onu evvelce yarattık, halbuki, o hiçbir şey değildi.

68.   Evet... Rabbine andolsun ki onları ve şeytanları elbette toplayacağızdır. Sonra da onları muhakkak ki, cehennemin etrafında dizüstü hazırlamış olacağız.

69.   Sonradan her fırkadan rahmana karşı ziyadece mütekebbir serkeş olanı muhakkak ki, şiddetle yakalayacağız.

70.   Sonra elbette ki biz, cehenneme girip yanmağa daha lâyık olanı da şüphe yok, daha ziyade biliriz.

71.   Ve sizden bir kimse yoktur ki, illâ oraya uğrayacaktır. Bu, Rabbin tarafından hüküm ve kaza buyurulmuş bir şeydir.

72.   Sonra sakınmış olanları kurtuluşa erdiririz. Zâlimleri de orada dizleri üstüne çökmüş bir halde bırakırız.

73.   Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman kâfir olanlar, imân etmiş olanlara dedi ki: İki gruptan hangisi makamca daha hayırlıdır, meclisce daha güzeldir?

74.   Halbuki, biz onlardan evvel nice asırlar ahalisini helâk ettik ki, onlar eşyaca ve manzara itibariyle daha güzel idiler.

75.   De ki: Her kim sapıklık içinde ise onun için rahman uzattıkça uzatsın onlara dilediklerini versin ne ehemmiyeti var! Ne zaman ki va'd olunduklarını, ya azabı veya kıyamet gününü görürler, artık mekânca daha şerli ve yardımcılarca daha zayıf kim olduğunu bilmiş olacaklardır.

76.   Allah Teâlâ hidayete erenlere hidayeti arttırır ve bâki olan salih ameller ise Rabbin katında sevapça da hayırlıdır, âkibetce de hayırlıdır.

Meryem Sûresi 77 - 95. Ayetler

77.   Gördün mü o kimseyi ki, bizim âyetlerimizi inkâr etti ve dedi ki: Elbette bana mal ve velet verilecektir.

78.   Gayba vâki mı olmuş, yoksa Rahmanın katında bir ahd mı edinmiş?

79.   Hayır öyle değil, ne diyeceğini elbette yazacağız ve onun için azabı arttırdıkça arttıracağız.

80.   Ve onun dediklerine biz vâris olacağız ve o bize tek başına gelecektir.

81.   Ve onlar Allah'tan başka tanrılar edindiler, kendileri için bir izzet olsun diye.

82.   Asla öyle değil, onların tapındıklarını gelecekte inkâr edecekler ve onların üzerine düşman kesileceklerdir.

83.   Görmedin mi, biz şeytanları kâfirler üzerine musallat kıldık, onları vesveseleriyle teşvik edip duruyorlar.

84.   Artık onların üzerine acelede bulunma. Muhakkak ki, biz onlar için bir sayı sayıyoruz.

85.   Hatırla o günü ki, takva sahiplerini Rahmana bir elçi cemaati halinde göndereceğiz.

86.   Ve günahkarları da cehenneme susamış olarak sevkedeceğizdir.

87.   Şefaate sahip olamıyacaklardır, ancak Rahmanın katında bir söz alan müstesnâ.

88.   Ve dediler ki, Rahman kendisine çocuk ediniverdi.

89.   Andolsun ki, pek çirkin birşey olarak meydana gelmiş oldunuz.

90.   Az daha ondan dolayı gökler çatlayacak ve yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecekti.

91.   Rahmana çocuk isnat etmelerinden dolayı.

92.   Halbuki, çocuk edinmek, rahman için lâyık olamaz.

93.   Göklerde ve yerde olan şeylerin hepsi de Rahmana kul olarak vücuda gelmiş şeylerden başka değildir.

94.   Yemin olsun ki, onları kuşatmıştır ve onları saymakla saymıştır.

95.   Ve hepsi de kıyamet günü onun huzuruna tek olarak gelecektir.

Meryem Sûresi 96 - 98. Ayetler

96.   O kimseler ki, imân ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular, muhakkak ki, Rahman, onlar için kalplerde bir sevgi vücuda getirecektir.

97.   İşte onu, Kur'an'ı senin lİsanın ile kolayca kıldık ki, onunla takva sahiplerini müjdeleyesin ve inat eden bir kavmi de korkutasın.

98.   Ve onlardan evvel nice kavimleri helâk ettik. Hiç onlardan bir şahsı görüyor musun? Veya onlar için bir gizli ses işitiyor musun?

Tâhâ Sûresi 1 - 12. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Tâ, Hâ.

2.     Kur'an'ı sana meşakkate düşesin diye indirmedik.

3.     Ancak korkar kimseler bir öğüt olmak üzere indirdik

4.     Yeri ve yüksek gökleri yaratan zat tarafından tedricen indirilmiştir.

5.     O Rahman olan zattır ki, arş üzerine hâkim olmuştur.

6.     Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa ve ikisinin arasında ne varsa ve nemli toprağın altında ne varsa hepsi onundur.

7.     Ve sen sözü izhar etsen de etmesen de eşittir. Çünkü o, şüphe yok gizliyi de daha gizlice olanı da bilir.

8.     Allah Teâlâ'dır ki, ondan başka ilâh yoktur, onun için en güzel isimler vardır.

9.     Ve sana Musa'nın kıssası gelmedi mi?

10.   O vakit ki, o bir ateş görmüş de ailesine demişti ki: Durunuz, ben şüphesiz bir ateş gördüm, belki ondan size bir aydınlık getiririm, yahut ateşin yanında bir rehber bulurum.

11.   Vaktaki, ateşin yanına geldi. Ya Musa! Diye nida olundu.

12.   Şüphe yok benim, ben senin Rabbi’ni m. İmdi pabuçlarını çıkar. Muhakkak ki, sen mübarek bir vâdide, Tuvadasın.

Tâhâ Sûresi 13 - 37. Ayetler

13.   Ve ben seni seçtim, şimdi vahyolunacak şeyi dinle.

14.   Şüphe yok ki, ben, ben Allah'ım, benden başka ilâh yoktur. İmdi bana ibadette bulun ve beni anmak için namaz kıl.

15.   Şüphe yok ki, kıyamet gelecektir, az kalıyor ki, onu gizliyeyim. Ta ki, her nefis çalıştığı şey ile cezalandırılsın.

16.   Sakın ona o saate inanmayıp hevasına tâbi olan kimse, seni ondan alıkoymasın. Sonra helâk olursun.

17.   Ya Musa! Nedir o sağ elinde olan?

18.   Dedi ki: O benim âsamdır, ona dayanırım ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkerim ve benim için onda başka menfaatler de vardır.

19.   Buyurdu ki: Ey Musa! Onu elinden bırakıver.

20.   Hemen bırakıverdi, o derhal koşar bir yılan kesildi.

21.   Buyurdu ki: Onu tut ve korkma. Biz onu evvelki şekline iade ederiz.

22.   Ve elini koltuğunun altına şok, başka bir mucize olarak ayıpsız bir halde bembeyaz olarak çıkıversin.

23.   Ta ki, sana en büyük âyetlerimizden gösterelim.

24.   Firavun'a git. Muhakkak ki, o haddi aşıvermiştir.

25.   Musa dedi ki: Yarabbi! Benim göğsüme genişlik ver.

26.   Ve benim için işimi kolaylaştır.

27.   Ve dilimden düğümü çöz

28.   Sözümü iyice anlayabilsinler.

29.   Ve bana ailemden bir vezir kıl.

30.   Kardeşim Harun'u.

31.   Onunla arkamı kuvvetlendir.

32.   Ve onu işimde ortak kıl.

33.   Tâ ki, seni çokça tesbih edelim.

34.   Ve seni çokça zikir eyleyelim.

35.   Şüphe yok ki, sen bizi hakkıyla görücüsün.

36.   Buyurdu ki: Ey Musa! Sana istediğin verilmiştir.

37.   Ve andolsun ki, sana başka defada ihsanda bulunmuşuzdur.

Tâhâ Sûresi 38 - 51. Ayetler

38.   Vaktaki, annene vahyolunacak şey'i vahyetmiştik.

39.   Şöyle ki: Onu tabut içine bırak sonra onu denize at. Hemen deniz de onu sahil bıraksın da onu bana da düşman ve ona da düşman olan, alıversin. Ve üzerine tarafımdan bir muhabbet bıraktım ki, hem de nezaretim önünde yetiştirilesin.

40.   O vakit ki, kız kardeşin gidip de diyordu ki; Ona bakacak bir kimse için size yol göstereyim mi? Artık seni annene döndürdük ki gözü aydın olsun da mahzun olmasın. Ve sen bir şahsı öldürdün, sonra seni o gamdan kurtardık ve seni fitneden fitneye uğratmıştık. Sonra Medyen ahalisi arasında senelerce kaldın, sonra da Ey Musa! Mukadder olduğu üzere bu muayyen zamana geliverdin.

41.   Ve seni kendi zatım için seçtim.

42.   Sen ve kardeşin âyetlerimle git ve benim zikrimde kusur etmeyiniz.

43.   Firavun’a gidiniz. Şüphe yok ki, o haddi tecavüz etmiştir.

44.   Ona yumuşakça söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.

45.   Dediler ki: Ey Rabbimiz! Muhakkak biz korkarız ki, ya üzerimize şiddetle saldırır veya haddi tecavüz eder.

46.   Buyurdu ki: Korkmayın, şüphe yok ki, ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.

47.   Haydin ona varıp da deyiniz ki, şüphe yok biz Rabbin iki resûliyiz, artık İsrail oğullarını bizimle beraber gönder ve onlara işkence etme, biz sana muhakkak Rabbin tarafından mucize ile geldik. Selâm ise hidayete tâbi olan kimse üzerinedir.

48.   Muhakkak bize vahyolundu ki, şüphe yok azap, yalanlayan ve yüz çeviren kimse üzerinedir.

49.   Firavun dedi ki: O halde Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?

50.   Hz. Musa dedi ki: Rabbimiz o zattır ki, her şeye hilkatini vermiş, sonra da doğru yolu göstermiştir.

51.   Firavun dedi ki: Öyle ise evvelki ümmetlerin hali neden ibarettir?

Tâhâ Sûresi 52 - 64. Ayetler

52.   Hz. Musa da dedi ki: Onlara ait bilgi. Rabbimin katında bir kitaptadır ki, Rabbim hata etmez ve unutmaz.

53.   O Yüce Yaratıcı ki: Sizin için arzı bir beşik kıldı ve orada sizin için yollar açtı ve gökten bir su indirdi. Artık onunla muhtelif bitkilerden çiftler çıkardık.

54.   Yiyiniz ve hayvanlarınızı otarınız, şüphe yok ki, bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

55.   Sizi o yerden yarattık ve sizi ona döndüreceğiz ve sizi ondan diğer bir defa daha çıkaracağız.

56.   Yemin olsun ki, biz ayetlerimizin hepsini ona gösterdik. Böyle iken o yalanladı ve kaçındı.

57.   Firavun dedi ki: Ey Musa! Sen geldin mi ki, bizi sihrin ile yurdumuzdan çıkarıveresin.

58.   O halde biz de sana onun misli bir sihir elbette getireceğiz. Artık bizim aramızla senin aranda bir buluşacak vakit tâyin et ki, o bizim de senin de caymayacağımız düz bir yer olsun.

59.   Hz. Musa dedi ki: Size va'd edilen vakit, ziynet günü ve insanların toplanacağı kuşluk zamanıdır.

60.   Artık Firavun, dönüp gitti, bütün hiylesini topladı, sonra geliverdi.

61.   Musa onlara sihirbazlara dedi ki: Yazıklar olsun sizlere! Allah'a karşı yalan yere iftirada bulunmayın, sonra sizi azab ile helâk eder ve muhakkak ki, iftira eden hüsrana uğramıştır.

62.   Artık sihirbazlar aralarında işlerine dair münakaşada bulundular ve gizlice konuştular.

63.   Dediler ki: Bunlar herhalde iki sihirbaz, istiyorlar ki, sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarıversinler ve sizin en faziletli olan dininizi gidersinler.

64.   Artık bütün çarelerinizi toplayınız, sonra saf halinde geliniz. Şüphesiz ki, bugün galip gelen kurtuluşa ermiş olacaktır.

Tâhâ Sûresi 65 - 76. Ayetler

65.   Dediler ki: Ey Musa! Ya sen atıver, veyahut ilk atan biz olalım.

66.   Dedi ki: Hayır siz atınız. Hemen onların ipleri ve sopaları sihirlerinden dolayı koşuyormuş gibi ona görünür oldu.

67.   Musa, içerisinde hemen bir korku hisseder oldu.

68.   Dedik ki: Korkma, şüphe yok, üstün olan sensin, sen.

69.   Ve elinde olanı bırakıver, onların yaptıklarını yutuverir. Şüphe yok ki, onlar ne yaptılar ise bir sihirbaz hiylesinden ibarettir. Sihirbaz ise her nerede olsa felâha eremez.

70.   Nihayet sihirbazlar, secde eder oldukları halde yerlere atıldılar. Harun ile Musa'nın Rabbine imân ettik, dediler.

71.   Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden evvel siz ona imân ettiniz. O sizin büyüğünüzdür ki, size sihri öğretmiştir. Artık sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama olarak elbette keseceğim ve elbetteki, sizi hurma dallarına asacağım ve elbetteki, bileceksinizdir ki, hangimiz azapça daha şiddetli ve daha devamlıdır.

72.   Dediler ki: Ellbette seni bize gelen âyetlere ve bizi yoktan var etmiş olana tercih edemeyiz. Artık sen, ne ile hüküm edecek isen hüküm et. Sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.

73.   Muhakkak biz Rabbimize imân ettik ki, bizim için hatalarımızı ve bizi üzerine zorladığın sihirden dolayı yarlığasın. Ve Allah hayırlıdır ve ebedîdir.

74.   Şüphe yok ki, her kim Rabbine inkârcı olarak gelirse elbetteki, onun için cehennem vardır. Orada ne ölür ve ne de dirilir.

75.   Her kim de güzel güzel ameller işlemiş olduğu halde ona mümin olarak gelirse işte onlar için en yüksek dereceler vardır.

76.   Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar, orada ebediyen kalıcılardır ve bu, temizlenmiş olan kimsenin mükâfatıdır.

Tâhâ Sûresi 77 - 87. Ayetler

77.   Ve andolsun ki, Musa'ya şöyle vahyettik. Kullarım ile beraber geceleyin yürü ve onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve endişe de etme.

78.   Derken Firavun ordusuyla onların arkasına düştü. Artık kendilerini Firavun ile ordusunu denizden saran sarıverdi.

79.   Ve Firavun kavmini sapıklığa düşürdü ve onları doğru bir yola götüremedi.

80.   Ey İsrail oğulları! Sizi muhakkak ki, düşmanınızdan kurtardık ve size Tur'un sağ tarafını va'd ettik ve sizin üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

81.   Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyiniz ve onda aşırı gitmeyiniz, sonra üzerinize gazabım iner ve kimin üzerine gazabım inerse artık helâk olmuş olur.

82.   Ve şüphe yok ki, ben tövbe eden ve imân eyleyen ve güzel amelde bulunan, sonra da doğru yolda sebat gösteren kimse için çok yarlıgaycıyım.

83.   Ya Musa! Seni kavminden ayırıp aceleye düşüren nedir?

84.   Dedi ki: Onlar da beni takibetmektedirler. Ve Rabbim ben senin için acele ettim ki, benden razı olasın.

85.   Buyurdu ki: Biz senden sonra kavmini fitneye düşürdük ve onları Samiri saptırdı.

86.   Artık Musa, kavminin yanına gazaplı bir halde mahzun olarak döndü. Dedi ki: Ey kavmim! Size Rabbiniz güzel bir va'd ile va'd etmiş değil mi idi? Yoksa üzerinize zaman mı uzadı? Yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazap inmesini mi arzu ettiniz ki, bana olan va'dinize muhalefette bulundunuz?

87.   Dediler ki: Biz sana olan va'de kendimize sahip olarak muhalefette bulunmuş olmadık. Velâkin biz kavmin ziynetinden bir takım ağırlıkları yüklenmiştik, onları ateşe atıverdik. İşte Samiri de öyle atı verdi.

Tâhâ Sûresi 88 - 98. Ayetler

88.   Derken onlara bir buzağı, böğürmesi olan bir ceset çıkardı. Dediler ki: Bu sizin ilahınızdır ve Musa'nın ilâhıdır, fakat unutmuş.

89.   Görmüyorlar mı idi ki, onlara ne bir söz iade edebiliyordu ve ne de onlar için bir zarara ve bir faideye sahip bulunuyordu.

90.   Ve muhakkak ki, Harun onlara daha evvel demişti ki: Ey kavmim! Siz bunun ile fitneye düşürülmüş oldunuz ve şüphe yok ki, sizin Rabbiniz Rahmandır. Artık bana tâbi olunuz ve benim emrime itaat ediniz.

91.   Dediler ki, bize Musa dönüp gelinceye kadar biz buna buzağıya sürekli olarak tapmaktan geri duracak değiliz.

92.   Dedi ki: Ey Harun! Onların sapıklığa düştüklerini gördüğün zaman seni ne men etti.

93.   Ki, benim ardımca gelmedin? Emrime isyan mı ettin?

94.   Dedi ki: Ey anamın oğlu! Ne sakalımı ve ne de başımı tutma. Ben muhakkak senin. İsrail oğullarının aralarını dağıttın ve benim sözümü gözetir olmadın, diyeceğinden korktum.

95.   Musa Aleyhisselâm dedi ki: Ey Samiri! O acayip işi yapmaktaki maksadın ne idi?

96.   Samiri de dedi ki: Onların görmediklerini ben gördüm. Artık Resulün izinden bir avuç toprak aldım da onu attım ve nefisim bana öylece hoş göstermiş oldu.

97.   Hz. Musa da dedi ki: Çık git. Çünkü artık sana hayatta bulundukça takdir edilmiş olan dokunma yok demektir. Ve muhakkak ki, senin için bir va'de mahalli de vardır ki, ondan asla ayrılmayacaksındır. Ve kendisine tapınıp durduğun tanrına da bak. Biz onu elbette ki, yakacağız, sonra da onu denizde parça parça edip savuracağız.

98.   Sizin ilahınız ancak o Allah’tır ki, ondan başka ilâh yoktur. Her şeyi ilmen kuşatmıştır.

Tâhâ Sûresi 99 - 113. Ayetler

99.   İşte böylece geçmişlerin haberlerinden bir kısmını sana hikâye ediyoruz ve sana kendi tarafımızdan bir kitap da vermişizdir.

100. Her kim ondan yüz çevirirse şüphe yok ki, o kıyamet günü bir ağır günah yükü yüklenecektir.

101. Orada ebediyyen kalıcılardır ve onlar için kıyamet gününde o ne fena bir yük olmuştur.

102. O gün ki, sur'a üfürülür ve o gün suçluları gök gözlü olarak haşr ederiz.

103. Aralarında gizlice konuşurlar ki: dünyada on günden ziyade kalmış olmadınız.

104. Biz onların ne diyeceklerini daha iyi biliriz, o vakit ki, onların daha olgunca görüş sahibi olanları diyecektir ki, siz bir günden başka kalmış olmadınız.

105. Ve sana dağlardan sorarlar. Binaenaleyh de ki: Onları Rabbim darmadağın edip savuracaktır.

106. Artık onları dümdüz, bomboş bir halde bırakacaktır.

107. Orada ne bir eğrilik ve ne de bir yumruluk göremezsin.

108. O gün çağırana tâbi olurlar. Onun için bir eğrilik yoktur ve sesler Rahman için bir korku ile kısılmıştır. Artık en hafif bir sesten başkasını işitemezsin.

109. O gün şefaat fâide vermez, ancak Rahman kime izin verirse ve kim için söylemeğe razı olursa o müstesnâ.

110. Onların ilerisinde olanı da, gerilerinde olanı da bilir. Onlar ise onu ilmen kuşatamazlar.

111. Ve yüzler Hayyı kayyum için zelilce bir vaziyet almışlardır ve zulümü yüklenmiş olan, muhakkak ki, hüsrana uğramıştır.

112. Ve her kim mümin olduğu halde güzel amellerden işlerse artık o ne zulüme uğramaktan ve ne de sevabının eksilmesinden korkmaz.

113. Ve böylece o'nu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve o'nda tehditlerden mükerrer şeyler açıkladık. Belki korunurlar, yahut onlar için bir öğüt vücuda getirmiş olur.

Tâhâ Sûresi 114 - 125. Ayetler

114. Artık şüphe yok ki, gerçek hükümdar olan Allah Teâlâ pek yücedir. Ve sana vahyedilmesi tamam olmadan evvel Kur’an'ı okumakta acele etme ve de ki: Yarabbi! Benim için ilmi artır.

115. Yemin olsun ki, bundan evvel Âdem'e de tavsiyede bulunmuştuk. O ise unuttu ve onun için bir azim de bulmadık.

116. Ve o vakti ki, Meleklere dedik. Âdem'e secde ediniz. Onlar da hemen secde ediverdiler. İblis müstesna, o kaçındı.

117. Biz de demiştik ki: Ey Âdem! Bu şüphesiz senin için ve eşin için bir düşmandır. Sizi cennetten çıkarmasın, sonra meşakkate düşmüş olursun.

118. Muhakkak ki, senin için orada acıkmak da yoktur, çıplak kalmak da yoktur.

119. Ve şüphesiz ki, sen orada susamazsın ve güneşin hararetine uğramazsın.

120. Sonra ona şeytan vesvesede bulundu, dedi ki: Ey Âdem, sana ebedilik ağacını ve son bulmayacak bir mülkü göstereyim mi?

121. Artık ikisi de ondan yediler, hemen ikisi için avret mahalleri açılıverdi. Üzerlerine cennetin yaprağından yapıştırmağa başladılar. Ve Âdem Rabbine âsi oldu da şaşırdı kaldı.

122. Sonra onu Rabbi seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve onu doğru yola muvaffak buyurdu.

123. Buyurdu ki: Bazınız, bazınıza düşman olarak hepiniz oradan ininiz ne vakit size benden bir hidayet gelir de kim hidayete tâbi olursa artık sapıklığa düşmez ve bedbahtlığa uğramaz.

124. Ve her kim benim zikrimden kaçınırsa artık şüphe yok ki, onun için pek dar bir geçim vardır ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.

125. Der ki: Yarabbi! Ne için beni kör olarak haşrettin ve halbuki, ben görücü idim.

Tâhâ Sûresi 126 - 135. Ayetler

126. Allah Teâlâ da buyuruyor ki: Öyledir. Sana ayetlerimiz geldi, sen hemen onları unutuverdin. Bugün de sen öylece unutulursun.

127. Ve israf eden ve Rabbi’nin âyetlerine imân etmeyen kimseyi böylece cezalandırırız ve ahiretin azabı ise elbette ki, daha şiddetlidir ve daha kalıcıdır.

128. Onlar için hidayet vesilesi olmadımı ki, onlardan evvel nice asırlar ahalisini helâk ettik. Onların yurtlarında yürüyorlar. Şüphe yok ki, bunda güzel akıl sahipleri için büyük ibretler vardır.

129. Ve eğer Rabbinden önceden verilmiş bir söz ve tâyin edilmiş bir müddet olmasa idi elbette büyük bir azap lâzım gelirdi.

130. Artık onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından evvel ve batmasından evvel Rabbine hamd ile tesbihte bulun. Ve gece saatlerinde de tesbih et ve gündüzün etrafında da. Tâki sen hoşnut olasın.

131. Ve gözlerini uzatma, o şeye ki: Onunla kâfirlerden bazı zümreleri dünya hayatının bir ziyneti olmak üzere faidelendirmişizdir, onları o şeyde imtihana tâbi tutmak için ve Rabbin rızkı ise hayırlıdır ve daha devamlıdır.

132. Ailene namazı emret ve sen de onun üzerine sabret, biz senden bir rızk istemiyoruz, seni biz rızıklandırırız. Akibet ise takva içindir.

133. Ve dediler ki: Rabbinden bize bir âyet getirmeli değil mi idi? Onlara evvelki sahifelerde olanın beyanı gelmiş değil midir?

134. Ve eğer biz onları ondan evvel bir azab ile helâk etmiş olsa idik, elbette diyeceklerdi ki: Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber göndermeli değil mi idin ki, bir zillete ve rüsvaylığa düşmeden evvel senin âyetlerine tâbi olsa idik?

135. De ki: Hepsi gözlemektedir. Artık siz de gözleyiniz. Yakında bileceksinizdir ki, doğru yol sahipleri kimlerdir ve hidayete ermiş olanlar kimlerdir.

Enbiyâ Sûresi 1 - 10. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     İnsanlara hesapları yaklaştı. Halbuki, onlar gaflet içinde yüz çeviren kimselerdir.

2.     Onlara Rablerinden yeni bir ihtar gelmez ki, illâ onu alaycı bir halde dönerler.

3.     Kalpleri gaflet içinde olarak dinlemiş olurlar ve zulümetmiş olanlar, pek gizlice fısıltıda bulunurlar da derler ki bu sizin gibi bir insandan başka değil, artık siz görür kimseler olduğunuz halde sihire mi geleceksiniz?

4.     Dedi ki: Rabbim, gökteki ve yerdeki söyleneni bilir ve o, her şeyi tamamen işiticidir, bilicidir.

5.     Hayır, dediler: Karışık rüyâlardır, hayır, onu iftira etmiştir, o belki bir şairdir. İmdi bize evvelkilerin gönderilmiş oldukları gibi bir âyet getiriversin.

6.     Bunlardan evvel helâk ettiğimiz hiçbir belde ahalisi imân etmemişti, şimdi bunlar mı imân edecekler?

7.     Ve senden evvel de göndermedik, ancak kendilerine vahyeder olduğumuz bir takım erkekler gönderdik. Eğer siz bilmez kimseler oldunuz ise artık bilgin zatlardan sorunuz.

8.     Ve onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ebedî kalan kimseler de olmadılar.

9.     Sonra onlara olan va'di gerçekleştirdik de onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık ve müsrif olanları da helâk ettik.

10.   Yemin olsun ki, size bir kitap indirdik ki, sizin şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllıca düşünmez misiniz?

Enbiyâ Sûresi 11 - 24. Ayetler

11.   Ve halbuki, biz nice zulmeden beldeyi helâk ettik ve onlardan sonra başka başka birer kavim vücuda getirdik.

12.   Ne zaman ki, onlar bizim azabımızı hissettiler, onlar hemen oralardan süratle kaçınmaya başladılar.

13.   Kaçmayınız ve içinde nimetlendiğiniz yere ve meskenlerinize geri dönünüz. Umulur ki siz, sual olunacaksınızdır.

14.   Dediler ki: Vay halimize! Muhakkak ki, biz zalimler olmuş idik.

15.   Artık onların bütün çağırmaları, bundan başka olmadı. Tâki: Onları biçilmiş, sönmüş kimseler kıldık.

16.   Ve göğü ve yeri ve bunların aralarında olanları, oyuncular olarak yaratmadık.

17.   Eğer biz bir eğlence edinmek istese idik elbette onu kendi tarafımızdan edinirdik. Eğer yapacaklar olsa idik.

18.   Hayır. Biz hakkı bâtılın üzerine atarız da onu parçalar da derhal yok olup gitmiş bulunur ve şiddetli azap olsun size o tavsif ettiğiniz şeylerden dolayı.

19.   Ve göklerde ve yerde kim varsa onun içindir ve onun huzurundakiler, ona ibadette bulunmaktan asla kibirlenmezler ve yorgunluk da duymazlar.

20.   Gece ve gündüz tesbihle bulunurlar, asla fitur getirmezler.

21.   Yoksa onlar yerden bir takım tanrılar mı edindiler ki, onlar ölüleri dirilteceklerdir?

22.   Eğer o ikisinde gökler ile yerde Allah'tan başka ilâhlar olsa idi elbette ikisi de fesada uğramış olurdu. Binaenaleyh arşın Rabbi olan Allah Teâlâ, onların vasf ettikleri şeylerden yücedir.

23.   Allah Teâlâ yapacağından sual olunmaz, onlar ise sual olunurlar.

24.   Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: Delillerinizi getiriniz. İşte bu benimle beraber olanların kitabı ve benden evvelkilerin kitabı. Hayır... Onların çoğu hakkı bilmezler de onun için onlar yüz döndürücülerdir.

Enbiyâ Sûresi 25 - 35. Ayetler

25.   Ve senden evvel hiçbir Peygamber göndermedik ki, illâ ona şöyle vahyetmiştik. Muhakkak ki, benden başka ilâh yoktur, artık bana ibadet ediniz.

26.   Ve dediler ki: Rahman evlât edindi. O, bundan münezzehtir. Hayır... onlar ikram olunmuş kullardır.

27.   Onlar, söz ile onun önüne geçmezler ve onlar onun emriyle amelde bulunurlar.

28.   Onların ilerilerindekini de gerilerindekini de bilir ve razı olduğundan başkasına şefaat de edemezler ve onlar onun mehabetinden tam bir itina ile korkar kimselerdir.

29.   Ve onlardan her kim: Şüphe yok ki, ben ondan başka bir ilâhım derse onu cehennem ile cezalandırırız. işte zâlimleri böylece cezalandıracağadır.

30.   O kâfir olanlar bilmediler mi ki, muhakkak gökler ve yer bitişik bir halde iken biz onları birbirinden yarıp ayırdık ve her diri şeyi sudan yarattık, hâlâ imân etmezler mi?

31.   Ve yeryüzünde onları çalkalar diye sabit dağları yarattık ve onlara geniş yollar açlık, tâki maksatlarına erebilsinler.

32.   Ve gökyüzünü de bir korunmuş tavan yaptık. Halbuki, onlar onun ayetlerinden yüz çeviricilerdir.

33.   Ve o Yüce Yaratıcı‘dır ki: Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ay'ı yaratmıştır. Herbiri bir felekte yüzmektedir.

34.   Ve senden evvel hiçbir insana daimî bir hayat vermedik. Şimdi sen ölür isen onlar bâki kalıcılar mıdırlar?

35.   Her nefis, ölümü tadacaktır ve sizi bir imtihân olmak üzere şer ile ve hayr ile deneriz ve bize döndürüleceksinizdir.

Enbiyâ Sûresi 36 - 44. Ayetler

36.   Ve kâfir olanlar seni gördükleri zaman, seni ancak alaya alarak: Bu mu sizin ilâhlarınıza atıp duran! Derler halbuki, onlar Rahman zikiredilince onlar hep onu inkâr edicilerdir.

37.   İnsan; aceleden yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim, artık acele istemeyin.

38.   Ve derler ki, bu va'd ne zaman? Eğer siz sadıklar iseniz.

39.   Eğer o kâfir olanlar, o zamanı bir bilseler idi ki, ne yüzlerinden ve ne de arkalarından ateşi men edemiyeceklerdir ve onlar yardımda olunamayacaklardır.

40.   Belki onlara ansızın gelecek, hemen onları hayrette bırakacak, artık onu ne reddetmeye tâkat getirebileceklerdir ve ne de onlara mühlet verilecektir.

41.   Muhakkak ki, senden evvel de birçok Peygamberler ile alayda bulunulmuştur. Artık onlar ile istihzada bulunanları kendisiyle alayda bulundukları şey kuşatıverdi.

42.   De ki: Sizi gece ve gündüz o Rahmandan kim koruyabilir? Belki onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirici kimselerdir.

43.   Yoksa onlar için kendilerini azabımızdan menedecek ilâhlar mı vardır? Kendi nefislerine yardıma muktedir olamazlar ve onlar bizden dostluk da görmezler.

44.   Evet... Biz onlara ve babalarına mühlet verdik, tâki kendilerine ömürleri uzamış oldu. Görmüyorlar mi ki, biz yurtlarına varıp onu etrafından eksiltiyoruz. O halde galip olanlar onlar mı?

Enbiyâ Sûresi 45 - 57. Ayetler

45.   De ki: Ben sizi ancak vahy ile korkutuyorum. Sağır olanlar ise korkutuldukları zaman daveti işitmezler.

46.   Andolsun ki: Rabbin azabından hafif bir şey onlara dokunacak olsa elbette diyeceklerdi ki: Eyvah bizlere! Şüphe yok ki, biz zalimler olmuştuk.

47.   Ve biz kıyamet gününde adalet terazilerini koruz da artık hiçbir nefis bir şey ile zulümedilmez. İsterse bir amel bir hardal tanesi ağırlığınca olsun, onu da getiririz. Hesap görücüler olmak üzere biz kifayet ederiz.

48.   And olsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a furkan ve bir ziya ve sakınanlar için bir öğüt vermiştik.

49.   O sakınanlar ki: Rablerinden tenhada da büyük bir korku ile korkarlar ve onlar kıyametten de titreyicilerdir.

50.   Ve işte bu Kur'an bir mübarek zikirdir ki, onu biz indirdik. Artık siz mi onu inkâr edici kimselersiniz?

51.   Ve andolsun ki, İbrahim'e de bundan evvel rüşdünü vermiştik ve biz onu bilenler idik.

52.   O vakit ki, babasına ve kavmine dedi ki: Nedir bu heykeller ki, siz onlara tapınmaya devam edip duruyorsunuz?

53.   Dediler ki: Biz babalarımız! bunlara ibadet ediciler bulduk.

54.   Yemin olsun dedi: Siz de, babalarınız da pek açık bir sapıklık içinde bulunmuş oldunuz.

55.   Dediler ki: Sen bize hak ile mi geldin, yoksa sen lâtife edenlerden misin?

56.   Dedi ki: Hayır... Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır ve ben ona şahitlik edenlerdenim.

57.   Vallahi yemin ederim ki; Siz dönüp gittikten sonra elbette putlarınıza bir oyun oynayacağım.

Enbiyâ Sûresi 58 - 72. Ayetler

58.   Artık onları parça parça etti, ancak onların bir büyüğünü değil, belki kendisine müracaat ederler diye.

59.   Dediler ki: İlâhlarımıza bunu kim yaptı ise şüphe yok ki, o zalimlerdendir.

60.   Dediler ki: Kendisine İbrahim denilen bir genci işittik ki, onları anıp duruyormuş.

61.   Haydin dediler, onu insanların gözleri önüne getiriniz, umulur ki, onlar şahitlikte bulunurlar.

62.   Dediler ki: Ey İbrahim! Bizim ilâhlarımıza bunu sen mi yaptın?

63.   Dedi ki: Belki onu onların şu büyüğü yapmıştır. Haydin onlara sorunuz, eğer söyleyebilmekte iseler.

64.   Bunun üzerine kendi nefislerine döndüler dediler ki: Siz şüphe yok ki, siz zalimlersiniz.

65.   Sonra da başları üzerine döndürüldüler de dediler ki : Muhakkak sen bilmişsindir ki, onlar söz söyler değildirler.

66.   Dedi ki: O halde Allah'tan başka size hiçbir şey ile fâide veremiyecek ve zarar da veremiyecek bir şeye ibadet eder misiniz?

67.   Yuf size! Ve Allah'tan başka tapar olduğunuza! Siz hiç akıllıca düşünmiyecek misiniz?

68.   Dediler ki: Onu yakınız ve ilâhlarınıza yardım ediniz, eğer yapacak kimseler iseniz.

69.   Dedik ki: Ey Ateş! İbrahim üzerine serin ve selâmet ol.

70.   Ve ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları pek büyük hüsrana uğramış kimseler kıldık.

71.   Ve onu ve Lût'u kurtarıp bir yere kavuşturduk ki, o yerde âlemler için bereketler vermişizdir.

72.   Ve ona İshak'ı ve fazla olarak da Yakub'u ihsan ettik ve hepsini de sâlihler kıldık.

Enbiyâ Sûresi 73 - 81. Ayetler

73.   Ve onları imamlar kıldık ki, bizim emrimizle hidayet rehberi bulunurlar ve onlara hayırlı işleri yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahy ettik ve bize ibadet edenler oldular.

74.   Ve Lût'a da bir hüküm bir ilim verdik ve onu çirkince hareketlerde bulunan bir memleketten kurtardık ki, onlar hakikaten fasıklar olan bir kötü kavim idiler.

75.   Ve onu rahmetimize kabul ettik, çünkü o, şüphe yok salihlerden idi.

76.   Ve Nuh’u da hatırla! O vakit ki, o evvelce niyazda bulunmuştu. Biz de ona icabet etmiş nihayet onu da, ehlini de pek büyük bir gamdan kurtuluşa erdirmiştir.

77.   Ve bizim âyetlerimizi yalanlayan bir kavimden onu muhafaza ettik, şüphe yok ki, onlar kötülük yapan bir kavim idiler. Artık onları toptan suda boğuverdik.

78.   Ve Davûd ile Süleyman'ı da zikred ki: onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. O vakit ki, onun içinde kavmin koyunları yayılmıştı. Ve biz de onların hükümlerine şahitler olduk.

79.   Onu onun hükmünü derhal Süleyman'a anlattık ve her birine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik ve Davud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve bunları yapanlar olduk.

80.   Ve sizin için sizi savaşlarınızın şiddetinden korusun diye giyilecek zırh san'atını ona Hz. Davud'a tâlim ettik. Artık sizler şükrediciler misiniz?

81.   Ve Süleyman'a da şiddetli esen rüzgârı emrine verdik ki, içinde bereketler vücuda getirmiş olduğumuz yere onun emriyle eserdi. Ve biz her şeyi bilmekteyiz.

Enbiyâ Sûresi 82 - 90. Ayetler

82.   Ve şeytanlardan onun için dalgıcılık edenleri ve ondan başka işleri yapanları da musahhar kılmıştık ve onlar için hıfzedenler biz olduk.

83.   Ve Eyyub'u da an o vakit ki, Rabbine nida etti, dedi ki: Şüphe yok, beni zarar kapladı ve sen yarabbi rahmet edenlerin en merhametlisisin.

84.   Biz de onun duasını kabul ettik de onda olan ıstırabı açıverdik ve ona ailesini ve onlar ile beraber onların bir mislini kendi tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olmak üzere verdik.

85.   Ve İsmail ve İdris ve Zülkifl'i de hatırla Hepsi de sabredenlerden idiler.

86.   Ve onları rahmetimize kabul ettik. Şüphe yok ki, onlar salihlerden idiler.

87.   Ve Zünnun'ü da an o vakit ki: Öfkeli olarak gitmişti. Bizim kendisini sorumlu tutmayacağımızı zannetmişti. Derken karanlıklar içinde kalıp niyazda bulundu ki: Yarabbi! senden başka ilâh yoktur, seni tenzih ederim şüphe yok ki, ben zalimlerden oldum.

88.   Artık biz de onun duasını kabul ettik de onu gamdan kurtardık ve müminleri de böylece kurtuluşa erdiririz.

89.   Ve Zekeriya'yı da an o vakit ki, Rabbine nidâ etti. Yarabbi! Beni yalnız bırakma, sen vârislerin hayırlısısın dedi.

90.   Biz de ona icabet ettik ve ona Yahya'yı ihsan eyledik ve onun için eşini ıslah kıldık. Muhakkak ki, onlar hayırlı işlere koşarlardı. Ve bize rağbetle ve korku ile dua ederlerdi ve bizim için mütevazi zatlar olmuşlardı.

Enbiyâ Sûresi 91 - 101. Ayetler

91.   Ve namusunu pek güzelce korumuş olanı da an ki kendisine ruhumuzdan üflemiştik. Ve onu ve oğlunu da âlemlere bir âyet kılmıştık.

92.   Şüphe yok ki bu, bir tek din olarak sizin dininizdir ve ben de sizin Rabbinizim. Artık bana ibadet ediniz.

93.   Bazı milletler din işlerinde kendi aralarında fırka fırka oldular. Hepsi de bize dönücülerdir.

94.   İmdi her kim mümin olduğu halde güzel güzel amellerden işlerse artık onun çalışması için inkâr yoktur ve şüphe yok ki, biz onun için yazıcılarız.

95.   Ve kendisini helâk ettiğimiz bir belde ahalisi için dönmemeleri imkânsızdır.

96.   Yecüc ve Mecüc açılıp da onlar her tepeden koşmaya başlayacakları zamana kadar bu kavimlerin halleri devam eder.

97.   Ve doğru olan va’d kıyamet günü yaklaştığı zaman, artık kâfirlerin gözleri muzdarip bir hale gelecek ve diyeceklerdir ki : Eyvah bizlere! Biz bundan gaflette bulunmuş olduk. Hayır... Biz zalimler olduk.

98.   Şüphe yok ki, siz ve Allah'tan başka taptığınız nesneler cehenneme atılıp yakılacak şeylersinizdir. Siz oraya varıp gireceksinizdir.

99.   Eğer onlar ilâhlar olsalar idi oraya varıp girmezlerdi. Halbuki, hepsi de orada ebediyyen kalıcılardır.

100. Onlar için orada gayet şiddetli bir nefes alma vardır ve onlar orada hiçbir şey işitemezler.

101. Muhakkak ki, kendileri için bizden bir güzellik takdir edilmiş olanlar, oradan uzak bulundurulmuşlardır.

Enbiyâ Sûresi 102 - 112. Ayetler

102. Onun hışıltısını bile duymazlar ve onlar nefislerinin hoşlandığı şeyler içinde daima kalacak kimselerdir.

103. Onları en büyük korku mahzun etmez ve onları melekler karşılarlar ve onlara derler ki: İşte bu, size va'd olunan gününüzdür.

104. Düşününüz o günü ki, kitaplar için sahifelerin dürülmesi gibi göğü düreceğiz. İlk yaradılışta başladığımız gibi onu iade edeceğiz. Üzerimize bir va’addır ki, muhakkak y apıverecekleriz.

105. Andolsun ki, Zebur'da zikirden sonra yazmıştık ki, Muhakkak yere benim salih kullarım vâris olacaklardır.

106. Muhakkak ki, bunda Kur'an'ı Kerim'de ibadet ediciler olan bir kavim için mükemmel bir öğüt vardır.

107. Ve seni başka değil, bütün âlemlere bir rahmet olmak için gönderdik.

108. De ki: Bana muhakkak vahyolunuyor ki, sizin ilahınız: Şüphe yok bir ilahtır. Artık siz İslâmiyet'i kabul etmiş kimseler misiniz?

109. Eğer yüz çevirirlerse artık deki: Size aynı şekilde bildirmiş oldum. O tehdit edilmiş olduğunuz şey, yakın mıdır, uzak mıdır ben bilmem.

110. Şüphe yok ki, sözden açığa vurulanı da gizlediklerinizi de bilir.

111. Ve ben bilmem, belki o mühlet verilmesi sizin için bir imtihandır ve bir müddete kadar bir istifadedir.

112. Dedi ki: Yarabbi! Hak ile hükmet, ve bizim çok esirgeyici olan Rabbimizdir. Ancak sizin vasfedegeldiklerinize karşı kendisinden yardım istenilecek olan zattır.

Sayfa 13 / 26

  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
 
 
  • İLETİŞİM