• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Yûnus Sûresi 1 - 6. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Elif, Lâm, Ra. İşte onlar, hikmetli olan kitabın ayetleridir.

2.     İnsanları uyar ve imân edenleri müjdele ki, şüphesiz onlar için rabbleri katında yüksek bir doğruluk makamı vardır, diye onlardan bir erkeğe vahy etmiş olmamız insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, kâfirler, bu şüphe yok ki bir apaçık sihirbazdır, dediler.

3.     Muhakkak ki. Rabbiniz o Allah Teâlâ'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istiva buyurdu. Her işi idare ediyor. Hiçbir şefaat edici yoktur, ancak onun izninden sonra. İşte sizin Rabbiniz O'dur. Artık ona ibâdet ediniz, siz hiç düşünmez misiniz?

4.     Dönüşünüz cümleten O'nadır. Bu, Allah Teâlâ'nın kesin olan vadidir. Şüphe yok ki, O mahlûkatı önce meydana getirir, sonra da geriye çevirir ki, imân etmiş ve salih amellerde bulunmuş olanları adâletle mükâfata kavuştursun. Kâfir olanlar için de küfretmekle oldukları şeyler sebebiyle kızgın sudan bir içki ve pek acıklı bir azap vardır.

5.     O, O Yüce Yaratıcıdır ki: Güneş'i bir ışık, Ay'ı da bir nur kıldı. Ve ona menziller tâyin etti ki, senelerin sayısını ve hesabı bilesiniz. Allah Teâlâ bunları ancak hak ile yarattı. Bilen bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak beyan buyuruyor.

6.     Şüphe yok ki, gece ile gündüzün birbirini takib etmesinde ve Allah Teâlâ'nın göklerde ve yerlerde yaratmış olduğu şeylerde sakınan bir kavim için elbette âyetler vardır.

Yûnus Sûresi 7 - 14. Ayetler

7.     O kimseler ki, bize kavuşacaklarını ümit etmezler ve dünya hayatına razı olmuşlar ve onunla mutmain olmuşlardır ve o kimseler ki onlar bizim âyetlerimizden gafillerdir.

8.     İşte onların varacakları yer, kendi kazanmış oldukları şey sebebiyle ateştir.

9.     O kimseler ki, imân ettiler ve salih amellerde bulundular, muhakkak ki, onları imân etmiş olmaları sebebiyle Rableri hidayete erdirir, nimet dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.

10.   Orada duaları: Sübhanekâllahümme = Ya İlâhî! Seni tesbih ve tenzih ederiz'dir. Orada sağlık temennileri de: "selâm = selâmette olunuz" dur. Dualarının sonu da: Elhamdülillâhî Rabbi lâlemin = Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'ya mahsustur.

11.   Eğer Allah Teâlâ, insanlara hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de alelâcele verecek olsa idi elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Artık bize kavuşmalarını ummay anları kendi azgınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakırız.

12.   Ve insana bir sıkıntı dokununca da yanı üzerine yatarken veya otururken veya ayakta iken bize dua eder. Fakat, ondan o sıkıntıyı kaldırınca sanki kendisine dokunmuş olan bir sıkıntıdan dolayı bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte haddi aşanlar için yapmakta oldukları şeyler böyle süslenmiştir.

13.   Andolsun ki, biz sizden evvelki nice nesilleri zulümettikleri zaman helâk ettik. Halbuki, onlara Peygamberleri mucizeler ile gelmişlerdi. Onlar ise imân eder olmadılar. İşte günahkâr kavimleri biz böyle cezalandırırız.

14.   Sonra onları müteakip sizi yeryüzünde halifeler yaptı ki, nasıl amelde bulunacağınıza bakalım.

Yûnus Sûresi 15 - 20. Ayetler

15.   Onlara bizim açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bize kavuşacaklarını ummayanlar dedi ki: Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir. De ki: Onu kendi tarafımdan değiştirmek benim için doğru olamaz. Ben ancak bana vahy olunana tâbi olurum, başkasına değil. Şüphe yok ki, ben Rabbime isyan edersem büyük bir günün azâbından korkarım.

16.   De ki: Eğer Allah Teâlâ dilese idi onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Muhakkak ki, ben ondan evvel sizin aranızda bir ömür sürmüştüm. Siz hiç akıllıca düşünmez misiniz?

17.   Artık Allah Teâlâ'ya karşı yalan yere iftirada bulunandan veya onun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Şüphe yok ki, suçlular kurtuluşa eremezler.

18.   Ve onlar. Allah Teâlâ'yı bırakıp kendilerine ne zarar ve ne de fayda veremiyecek olanlara ibâdet ederler ve derler ki: Bunlar Allah Teâlâ'nın yanında bizim şefaatçilerimizdir. De ki: Allah Teâlâ'ya ne göklerde ve ne de yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O Yüce Yaratıcı onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.

19.   Ve insanlar bir ümmetten başka değildir. Sonra ihtilâfa düştüler. Eğer Rabbin tarafından geçmiş bir kelime bulunmasa idi onların arasında ihtilâfa düştükleri şey huşunda elbette ki derhal hükmolunurdu.

20.   Ve derler ki: Ona Rabbi tarafından bir mucize indirilmeli değil midir? De ki: Gayıp ancak Allah içindir. Artık siz bekleyiniz, şüphe yok ki, ben de sizinle beraber bekley enlerdenim.

Yûnus Sûresi 21 - 25. Ayetler

21.   İnsanlara kendilerini kaplayan bir sıkıntıdan sonra bir rahmet taddırdığımız zaman bizim ayetlerimiz hakkında onların derhal bir kötü hareketleri vardır. De ki: Allah Teâlâ'nın tuzağı daha çabuktur. Şüphe yok ki, bizim elçilerimiz, kurduğumuz tuzakların hepsini yazarlar.

22.   O, o Yüce Yaratıcı dır ki, sizi karada ve denizde yürütür. Vaktaki gemilerde bulunursunuz, onlar da yolcular ile beraber lâtif bir rüzgâr ile akıp gider ve onunla ferahlanırlar, derken onlara şiddetli esen bir rüzgâr gelir ve onlara her taraftan dalgalar hücuma başlar ve kendilerinin bununla tamamen kuşatılmış olduklarını zan eder. Allah Teâlâ'ya dinde ihlaslı kimseler olarak duada bulunurlar "eğer bizi bundan kurtarır isen elbette biz şükredicilerden oluruz" derler.

23.   Fakat onları kurtarınca onlar derhal yeryüzünde haksız yere taşkınlıklarda bulunurlar. Ey insanlar! Şüphe yok ki; sizin taşkınlığınız kendi şahıslarınızın aleyhinedir. Dünya hayatı bir meta’dır. Sonra dönüşünüz bizedir. Artık bizde size neler yapmış olduklarınızı elbette haber vereceğiz.

24.   Şüphe yok ki, dünya hayatının durumu, bir su gibidir ki, onu biz gökten indirdik. Derken onunla insanların ve davarların yiyecekleri şeylerden olan yeryüzünün otları birbirine karışmış oldu. Vaktaki, yeryüzü ziynetini aldı ve bezendi ve onun ahalisi onun üzerine kadir olduklarını sandılar, hemen ona emrimiz geceleyin veya gündüzün geliverdi, onu sanki bir gün evvel yokmuş gibi kökünden biçilmiş bir halde kıldık. İşte âyetleri düşünen bir kavme böyle genişçe beyan ederiz.

25.   Ve Allah Teâlâ selâmet yurduna dâvet ediyor ve dilediğini doğru bir yola hidâyet buyurur.

Yûnus Sûresi 26 - 33. Ayetler

26.   İhsanda bulunanlar için güzellik ve bir ziyâdelik vardır ve onların yüzlerini ne karalık ve ne de bir alçaklık kaplamaz. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebediyen kalıcılardır.

27.   Ve o kimseler ki, kötülükleri kazandılar. Kötülüğün cezası da kendi misli iledir. Ve onları bir alçaklık kaplar. Onlar için Allah'tan koruyacak bir şey yoktur. Onların yüzleri sanki geceden karanlık bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar ateşin yarân'ıdır. Onlar onun içinde ebedî surette kalacak kimselerdir.

28.   Ve o günü ki, hepsini mahşere toplarız. Sonra ortak koşmuş olanlara deriz ki: Siz de koştuğunuz ortaklar da yerlerinizde durunuz. Artık aralarını ayırmışızdır. Ve onların koştukları ortaklar der ki: Siz bizlere tapınır değil idiniz.

29.   İmdi Allah Teâlâ, bizim aramızla sizin aranızda şahit olmak için yeter. Muhakkak ki, biz sizin tapınmanızdan elbette habersiz idik.

30.   Orada her nefis, evvelce yapmış olduğundan haberdar olacaktır. Ve gerçek sahipleri olan Allah Teâlâ'ya döndürülmüş bulunacaklardır. İftira eder oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitmiş bulunacaktır.

31.   De ki, sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ve o işitme kuvvetine ve gözlere sahip olan kimdir? Ve kimdir ki, ölüden diriyi çıkarır ve diriden de ölüyü çıkarır. Ve kimdir işleri tedbir eden? Derhal diyeceklerdir ki: "Allah". Artık de ki: Siz korkmaz mısınız?

32.   İşte sizin hak olan Rabbiniz, o Allah Teâlâ'dır. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? O halde nasıl çevriliyorsunuz?

33.   İşte fıska düşmüş olanların aleyhine Rabbin kelimesi şöylece gerçekleşmiştir ki, şüphe yok onlar imân etmezler.

Yûnus Sûresi 34 - 42. Ayetler

34.   De ki: Sizin koştuğunuz ortaklardan halkı ilk kez var eden, sonra da onu iade eyleyen bir kimse var mıdır? Allah Teâlâ ise halkı ilk kez yaratır, sonra da onu iade eder. Artık siz nereden sapıttırılıyorsunuz?

35.   De ki: Sizin koştuğunuz ortaklardan Hak'ka hidâyet edecek bir kimse var mıdır? De ki: Allah Teâlâ Hak'ka hidâyet eder. Artık Hak'ka hidâyet eden zat mı uyulmaya daha lâyıktır, yoksa hidâyet olunmadıkça kendi kendine hidâyete eremiyecek kimse mi? Artık sizin için ne var? Nasıl hükmediyorsunuz?

36.   Onların ekserisi zandan başka bir şeye tâbi olmaz. Zan ise şüphe yok ki, hiçbir şey ile hakkın yerini tutmaz. Allah Teâlâ ise muhakkak ki, ne yaptıklarını tamamiyle bilicidir.

37.   Ve bu Kur'an, Allah'tan başkasına isnad edilerek iftirada bulunulamaz. Velâkin o kendisinden önce olanı bir tasdiktir ve kitabın bir açıklamasıdır. Onda bir şüphe yoktur. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

38.   Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer siz doğru sözlü kimseler iseniz, onun benzeri bir sûre getirin ve Allah'tan başka gücünüz yettiği kimseyi de çağırınız.

39.   Hayır... Onlar ilmini kuşatamadıkları ve daha tevili kendilerine gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan evvelkiler de böylece yalanlamada bulunmuşlardı. Artık bak ki, zalimlerin sonu nasıl olmuştur.

40.   Ve onlardan kimisi ona imân eder ve onlardan kimisi de ona imân etmez. Ve Rabbin bozguncuları pek ziyâde bilendir.

41.   Ve eğer seni yalanlarlarsa artık de ki: Benim amelim banadır, sizin ameliniz de sizedir. Siz benim işleyeceğimden berisiniz, ben de sizin işleyeceğiniz şeylerden beriyim.

42.   Ve onların içinde senin sözlerini işitmek isteyenler de vardır. Fakat sağırlara mı işittireceksin? Eğer akılları da kesmez kimseler bulunmuş ise.

Yûnus Sûresi 43 - 53. Ayetler

43.   Ve onlardan sana bakanlar da vardır. Ya sen körlere göremez kimselerde olsalar doğru yolu gösterebilir misin?

44.   Şüphe yok ki. Allah Teâlâ insanlara hiç bir şey ile zulümetmez. Velâkin insanlar kendi nefislerine zulüm ederler.

45.   O gün ki onları mahşere toplayacaktır. Sanki dünyada gündüzün bir saat kadar kalmış gibi olacaklardır. Birbirlerini tanıyacaklardır. Allah Teâlâ'ya çıkacaklarını yalan sayanlar, muhakkak ki hüsrana uğramışlardır. Ve doğru yola ermiş olmamışlardır.

46.   Onlara vâd ettiğimiz şeyin bazısını sana göstersek de veya henüz göstermeden senin ruhunu alsak da herhalde onların dönüşü bizedir. Sonra Allah Teâlâ onları ne yapacakları üzerine şahittir.

47.   Her ümmet için bir Peygamber vardır. Artık onlara Peygamberleri geldiği vakit aralarında adâletle hükmedilmiş olur ve onlar zulüm olunmazlar.

48.   Ve derler ki: Eğer siz doğru kimseler iseniz bu vâd ne zamandır?

49.   De ki: Ben kendi nefisim için Allah Teâlâ'nın dilediğinden başka ne bir zarara ve ne de bir faideye mâlik olamam. Her ümmet için bir ecel vardır. Ecelleri geldiği vakit artık ne bir saat geri kalabilirler ve ne de ileri gidebilirler.

50.   De ki: Bana haber veriniz! Eğer size onun azâbı geceleyin veya gündüzün gelirse günahkârlar ondan neyi acele ediveriyorlar?

51.   O azap, vâki olduktan sonra mı ona imân etmiş olacaksınız? Şimdi mi? Halbuki, siz onu acele ediveriy ordunuzya.

52.   Sonra zulüm etmiş olanlara denilecektir ki, İmdi ebedî azâbı tadınız. Siz başkasıyle değil, ancak kazanmış olduğunuz şey sebebiyle cezalandırılırsınız.

53.   Ve senden haber almak istiyorlar ki, o doğru mudur? De ki: Evet... Ve Rabbime and olsun ki, doğru bir hakikattir ve siz onu bertaraf edecek kimseler değilsinizdir.

Yûnus Sûresi 54 - 61. Ayetler

54.   Eğer zulümetmiş olan her şahıs için bütün yerde bulunanlar olsa idi elbette onları feda ederdi ve azâbı gördükleri zaman için için pişmanlıkta bulunmuş oldular. Ve onların arasında adâletle hükmolunmuş olur ve onlar zulüm olunmazlar.

55.   Uyanınız! Şüphe yok ki, göklerde de ve yerde de her ne var ise Allah Teâlâ'nındır. Uyanık olunuz! Allah Teâlâ'nın vadi elbette ki, gerçektir, fakat onların çoğu bilmezler.

56.   O diriltir ve öldürür ve ona döndürüleceksinizdir.

57.   Ey insanlar! Muhakkak ki, size Rabbinizden bir öğüt ve gönüllerden olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve bir rahmet geliştir.

58.   De ki: Allah Teâlâ'nın lûtfu ile ve rahmeti ile. İşte yalnız onunla ferahlansınlar. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.

59.   De ki: Bana haber veriniz! Allah Teâlâ sizin için rızktan neler indirdi ve siz ondan bir haram birde helâl kıldınız. De ki: Allah Teâlâ mı size izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?

60.   Allah Teâlâ'ya karşı yalan yere iftirada bulunanların kıyâmet günü hakkındaki zanları neden ibarettir. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, velâkin onların çokları şükretmezler.

61.   Ve sen bir işte bulunmazsın ve ondan, Kur’ân’dan birşey okumazsın ve sizler de amelden birşey yapmazsın ki, illâ biz sizin üzerinize o işe daldığınız zaman şahitleriz. Ve Rab'bînden ne yerde ve ne de gökte zerre ağırlığınca birşey gaip bulunmaz ve ondan ne daha küçük ve ne de daha büyük birşey yoktur ki, illâ apaçık olan bir kitapta yazılıdır.

Yûnus Sûresi 62 - 70. Ayetler

62.   Haberiniz olsun ki, muhakkak Allah Teâlâ'nın dostları için bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

63.   Onlar ki, imân etmişlerdir ve sakınır olmuşlardır.

64.   Onlar için dünya hayatında da ve âhirette de tam bir müjde vardır. Allah Teâlâ'nın kelimeleri için değişmek yoktur. İşte en büyük kurtuluş budur.

65.   Ve onların lâkırdıları seni üzmesin. Şüphe yok ki, bütün izzet, Allah Teâlâ'nındır. O kemâl ile işiticidir ve bilicidir.

66.   İyi bilin ki, göklerde kim var ise ve yerde kim var ise şüphe yok ki. Allah Teâlâ'nındır. Allah Teâlâ’dan başkasına tapanlar da ortakların ardına düşmüş olmazlar. Onlar zandan başka birşeyin ardına düşmüş olmuyorlar ve onlar yalan söyleyen kimselerden başkası değildirler.

67.   O, o zattır ki, sizin için geceyi kılmıştır ki, onda istirahat edesiniz. Gündüzü de gösterici aydınlık kılmıştır. Şüphe yok ki, bunda işiten bir kavim için elbette âyetler vardır.

68.   Dediler ki: Allah Teâlâ kendisine çocuk edindi. Hâşâ, o bundan münezzehtir. O'nun ihtiyacı yoktur. Göklerde olanlar da ve yerde olanlar da onundur. Sizin yanınızda buna dair hiçbir delil yoktur. Allah Teâlâ'ya karşı bilmeyeceğiniz birşeyi mi söylersiniz?

69.   De ki: O kimseler ki. Allah Teâlâ'ya karşı yalan söylemek kasdında bulunurlar. Şüphe yok ki, kurtuluşa eremezler.

70.   Onlar için dünyada cüz'i bir varlık, (olabilir) sonra dönüşleri bizedir. Sonra onlara, inkâr etmekte oldukları şeylerden dolayı şiddetli azâbı tattıracağızdır.

Yûnus Sûresi 71 - 78. Ayetler

71.   Ve onlara Nuh'un haberini oku. Hani: Kavmine demişti: Ey kavmim! Eğer sizin üzerinize benim aranızda duruşum ve Allah’ın âyetleriyle size öğüt verişim ağır geliyorsa imdi ben Allah Teâlâ'ya tevekkül ettim, artık işinizi ve ortaklarınızı toplayınız. Sonra sizin üzerinize işiniz gizli kalmasın. Sonra hakkımda hükmünüzü veriniz ve bana göz açtırmayınız.

72.   Artık siz, yüz çevirir iseniz, zaten ben sizden bir mükâfat istemiş değilim. Benim mükâfatını ancak Allah Teâlâ'ya aittir. Ve bana Müslümanlardan olmam emrolundu.

73.   Yine onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtuluşa erdirdik ve onları halifeler kıldık. Bizim âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Artık bak! Uyarılanların âkıbetleri nasıl oldu.

74.   Sonra onu müteakip kavimlerine Peygamberler gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Onlar ise evvelce yalanlamış oldukları şeylere imân eder olmadılar. İşte haddi aşanların kalplerini biz böylece mühürleriz.

75.   Sonra onların ardından Musa'yı ve Harun'u Firavun'u ve onun toplumuna mucizelerimizle gönderdik. Fakat böbürlendiler ve günahkârlar olan bir kavim oldular.

76.   Vaktaki onlara bizim tarafımızdan hak geldi, şüphe yok ki: Bu elbette apaçık bir sihirdir dediler.

77.   Musa dedi ki: Size geldiği zaman hak için bu sihirdir, der misiniz? Bu bir sihir midir? Halbuki, sihirbazlar kurtuluşa eremezler.

78.   Dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çevresinde yeryüzünde ululuk ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanacak değiliz.

Yûnus Sûresi 79 - 88. Ayetler

79.   Ve Firavun dedi ki: Bütün bilgin sihirbazları bana getiriniz.

80.   Vaktaki: Sihirbazlar geliverdiler. Onlara Musa: "Siz ne atacak iseniz atınız" dedi.

81.   Vaktaki onlar atıverdiler, Musa dedi ki: Sizin getirmiş olduğunuz şey, sihirdir. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ onu iptâl edecektir. Muhakkak ki. Allah Teâlâ bozguncuların işini düzeltmez.

82.   Ve Allah Teâlâ, Hakkı sözleriyle açığa çıkarır, isterse günahkârlar hoşlanmasınlar.

83.   Artık Musa'ya imân etmedi, ancak kavminden bir zürriyet kendilerinin Firavun'dan ve onların cemaatinden bir belâya uğrayacaklarından korkar oldukları halde imân etmiş oldular. Firavun ise muhakkak ki, o yerde ululuk taslayan (biri) idi ve şüphe yok ki, o haddi aşanlardan idi.

84.   Musa da dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a imân etmiş iseniz eğer O'na teslim olmuş iseniz artık O'na itimad ediniz.

85.   Onlar da dediler ki: Allah Teâlâ'ya itimat ettik. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma.

86.   Ve rahmetin ile bizi o kâfirler olan kavimden kurtar.

87.   Ve Musa ile kardeşine vahy ettik ki. Mısır'da kavminiz için evler hazırlayınız ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapınız ve namazı dosdoğru edâ ediniz ve mü'minleri müjdele.

88.   Musa da dedi ki: Ey Rabbimiz! Şüphe yok ki, sen Firavun'a ve onun cemaatine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye. Ey Rabbimiz! Onların mallarını mahvet ve kalplerinin üzerini şiddetle mühürle. Tâki: Onlar acıklı azâbı görünceye kadar imân etmesinler.

Yûnus Sûresi 89 - 97. Ayetler

89.   (Allah) Buyurdu ki, ikinizin de duası kabul olunmuştur. Artık doğruluğa devam ediniz ve bilmez olanların yoluna tâbi olmayınız.

90.   Ve İsrail oğullarını denizden geçirdik. Firavun ile askerleri ise zulümetmek ve saldırmak üzere onların arkalarına düşmüşlerdi. Nihayet ona boğulmak yetişince dedi ki: Ben İsrail oğullarının imân etmiş olduklarından başka ilâh olmadığına muhakkak ki, imân ettim ve ben de Müslümanlardanım.

91.   Şimdi mi? Ve sen muhakkak ki, evvelce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuş idin.

92.   Artık bugün senin cesedini kurtaracağız, tâki, senden sonra geleceklere bir ibret olasın. Ve şüphe yok ki, insanlardan birçokları bizim âyetlerimizden elbette gafillerdir.

93.   Ve and olsun ki, İsrail oğullarını salih = doğru bir yurda yerleştirdik. Ve onlara tertemiz şeylerden rızık verdik. Sonra kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphe yok ki, Rabbin onların arasında ihtilâfa düştükleri şeyler hakkında kıyâmet günü hükmedecektir.

94.   Eğer sen, sana indirmiş olduğumuz şeylerden kuşkuda isen senden evvel kitap okumakta olanlardan sor. And olsun ki, sana hak Rabbinden gelmiştir. Artık şüphe edenlerden olma.

95.   Ve sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan olma. Sonra ziyana uğramışlardan olursun.

96.   Muhakkak o kimseler ki, aleyhlerinde Rabbin sözü tahakkuk etmiştir, onlar imân etmezler.

97.   İsterse, onlara her âyet gelsin. Pek acıklı azâbı görünceye kadar küfrlerinde devam ederler.

Yûnus Sûresi 98 - 106. Ayetler

98.   Hiç bir şehir ahalisi yoktur ki, ümitsizlik halinde imân etmiş olsun da bu imânı ona fâide versin. Yunus kavmi ise müstesnâ. Ne zaman ki imân ettiler, onlardan dünya hayatında rüsvaylık azâbını kaldırdık ve kendilerini bir müddete kadar faydalandırdık.

99.   Ve eğer Rabbin dilese idi elbette yeryüzünde kim varsa hepsi de cümleten imân ederlerdi. Artık o halde inanmaları için sen mi insanları zorlayacaksın?

100. Hiçbir şahıs için Allah Teâlâ'nın izni olmaksızın imân etmek mümkün değildir. Ve murdarlığı, akıllıca düşünmez kimselerin üzerine kılar.

101. De ki: Bakınız! Göklerde ve yerde olanlar nelerdir? Fakat inanmayan bir kavim için âyetler ve uyarıcılar bir fâide vermez.

102. Artık onlar beklemezler, ancak kendilerinden evvel geçmiş olanların günlerinin benzerlerini beklerler. De ki: Bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

103. Sonra biz Peygamberlerimizi ve imân etmiş olanları kurtarırız. Böylece bizim üzerimize bir hakdır ki, mü'minleri kurtarırız.

104. De ki: Ey insanlar! Eğer siz benim dinimden şüphede iseniz, haberiniz olsun ki ben Allah Teâlâ'dan başka taptığınız şeylere ibâdet etmem. Ve lâkin ben o Allah Teâlâ'ya ibâdet ederim ki, sizlerin canlarını alıverir ve ben emrolunmuşumdur ki, mü'minlerden olayım.

105. Ve yüzünü İslâmiyet'te sâbit olarak dine doğrult ve müşriklerden olma.

106. Ve Allah'tan başka sana ne fâide ve ne de zarar veremiyecek olanlara ibâdet etme. Şayet edecek olursan şüphe yok ki, sen o takdirde zalimlerden olmuş olursun.

Yûnus Sûresi 107 - 109. Ayetler

107. Ve eğer Allah Teâlâ sana bir zarar dokundurursa artık ondan başka onu bir giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse artık onun lütfunu red edecek de yoktur. Bunu kullarından dilediğine eriştirir ve o bağışlayandır, esirgeyendir.

108. De ki: Ey insanlar! Muhakkak ki, Rabbiniz tarafından size hak gelmiştir. Artık her kim hidâyeti kabul ederse kendi nefisi için hidâyete ermiş olur. Ve her kim sapıklığa düşerse şüphe yok ki, kendi nefisi aleyhine sapıklığa düşmüş olur. Ve ben sizin üzerinize bir vekil değilim.

109. Ve sana vahy olunana tâbi ol ve Allah Teâlâ hükmedinceye kadar sabret. Ve o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.

Hûd Sûresi 1 - 5. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Elif, Lâm, Ra, bir kitabdır ki, âyetleri hikmet sâhibi ve herşeyden haberdar olan Cenab'ı Hak tarafından sağlamlaştırılmış ve sonra açıklanmıştır.

2.     Şunun için ki, Allah Teâlâ'dan başkasına kullukta bulunmayın. Şüphe yok ki, ben sizin için onun tarafından bir uyarıcı ve müjdeleyiçiyim.

3.     Ve hem Rabbinizden mağfiret dileyiniz. Sonra ona tövbe ediniz ki, sizi belirlenmiş olan acele kadar güzel bir nimet ile yararlandırsın ve her fazilet sâhibine lütfunu versin. Ve eğer yüz çevirirseniz şüphe yok ki, sizin üzerinize büyük bir günün azâbından korkarım.

4.     Bütün dönüşünüz Allah Teâlâ'yadır. O ise her bir şey üzerine kadirdir.

5.     Haberdar olunuz ki, onlar şüphesiz ondan gizlenmek için göğüslerini bükerler, iyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken de o, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Şüphe yok ki, o bütün kalplerin özünü hakkıyla bilicidir.

Hûd Sûresi 6 - 12. Ayetler

6.     Ve yeryüzünde hiçbir yürüyen hayat sahibi yoktur ki, illâ onun rızkı Allah Teâlâ'ya aittir. Ve onun duracağı yeri de, emânet bırakılacak yeri de bilir. Hepsi de apaçık bir kitaptadır.

7.     Ve o, o'dur ki o Yüce Yaratıcıdır ki gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır ve onun arşı su üzerinde idi. Hanginizin amelce daha güzel olduğunuzu imtihanı için yaratmıştır ve eğer sen desen ki: Siz öldükten sonra şüphe yok ki, yine diriltileceksinizdir. Elbette ki, kâfir olanlar diyeceklerdir ki: Bu bir apaçık büyüden başka birşey değildir.

8.     Ve and olsun ki, eğer onlardan azâbı sayılı bir müddete kadar geri bırakacak olsak elbette diyeceklerdir ki: Onu men eden nedir? Haberiniz olsun ki, onlara geleceği gün kendilerinden bertaraf edilecek değildir ve kendisiyle alay ettikleri şey, onları kuşatacaktır.

9.     Ve eğer insana tarafımızdan bir rahmet tatdırır, sonra da onu ondan çekip alırsak şüphe yok ki o elbette çok ümitsizdir, nânkördür.

10.   Ve eğer ona İsabet eden bir zarardan sonra bir nimet tatdırırsak elbette der ki: Benden bütün kötülükler gidiverdi. Şüphe yok ki, o bu halde pek sevinen, çok öğünendir.

11.   Sabr edenler ve salih amellerde bulunanlar ise müstesna. İşte onlar var ya, onlar için mağfiret ve pek büyük bir mükâfat vardır.

12.   İmdi sen ihtimâl ki, "onun üzerine bir hazine indirilmeli veya onunla beraber bir melek gelmeli değil mi idi?" demelerinden dolayı sana vahy olunanların bazısını terk edeceksin ve onunla göğsün daralacaktır. Sen ancak bir uyarıcısın, Allah Teâlâ ise her şey üzerine vekildir.

Hûd Sûresi 13 - 19. Ayetler

13.   Yoksa diyorlar mı ki: Onu kendisi uydurdu. De ki: Onun gibi on sûre uydurulmuş olarak getiriniz. Allah Teâlâ'dan başka gücünüz yettiği kimseleri de davet ediniz, eğer doğru kimseler oldunuz ise.

14.   Eğer size cevap vermezlerse artık biliniz ki: O, şüphesiz Allah Teâlâ'nın ilmiyle indirilmiş ve ondan başka bir tanrı yoktur. Binaenaleyh siz Müslümanlar mısınız?

15.   Her kim dünya hayatını ve onun ziynetini dilerse onlara da dünya işlerinin karşılığını tamamen öderiz ve onlar orada bir eksikliğe uğratılmazlar.

16.   Onlar o kimselerdir ki, onlar için âhirette ateşten başka hiçbir şey yoktur. Ve işlemiş oldukları şeyler orada boşa gitmiştir ve bütün işledikleri bâtıl olmuştur.

17.   İmdi Rabbinden bir açık delil üzere olan ve onu Allah tarafından bir şahid takib eden ve kendisinden önce de Musa'nın kitabı bir rehber ve rahmet olarak bulunan zât dünya hayatını ve ziynetini dileyip duran kimse gibi olur mu? O zatlar ona imân ederler. Ve çeşitli gruplardan her kini onu inkâr ederse o kimsenin de varacağı yeri cehennemdir. Artık ondan bir şüphede bulunma. Şüphe yok ki o, Rabbinden bir haktır, velâkin insanların çoğu imân etmezler.

18.   Daha zalim kimdir, o kimseden ki: Bir yalanı Allah Teâlâ'ya iftira etmiş olur? Onlar Rab'lerine arzedileceklerdir ve şahidler de diyeceklerdir ki: İşte Rab'lerine karşı yalanlarda bulunanlar onlardır. Haberiniz olsun ki. Allah Teâlâ'nın lâneti zâlimler üzerinedir.

19.   Onlar ki. Allah Teâlâ'nın yolundan insanları alıkoymaya çalışırlar. Ve onun o yol için eğrilik isterler ve onlar evet onlar âhireti inkâr edenlerdir.

Hûd Sûresi 20 - 28. Ayetler

20.   Onlar yerde (Allah'ı) âciz bırakacak kimseler değillerdir. Ve onlar için Allah Teâlâ'dan başka yardımcılar da yoktur. Onlar için azap, kat kat olacaktır. Onlar işitmeğe tahammül eder olmamışlardı ve görür kimseler de olmamışlardı.

21.   İşte onlar o kimselerdir ki, kendi nefislerine yazık etmişlerdir. Ve onlardan iftira ettikleri şeyler de kaybolup gitmiştir.

22.   Şüphe yok ki, âhiretde en çok ziyana uğrayanlar onlardır.

23.   İmân edenler ve salih salih amellerde bulunanlar ve Rablerine tam bir itaat ve tevâzu ile boyun eğenler yok mu işte şüphesiz ki onlar cennet ehlidirler, onlar orada ebediyen kalıcıdırlar.

24.   Bu iki taifenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç durum bakımından eşit olurlar mı? Artık güzelce düşünmez misiniz?

25.   Ve and olsun ki. Nuh’u kavmine gönderdik, şüphe yok ki, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım diye.

26.   Allah Teâlâ'dan başkasına ibâdet etmeyin, muhakkak ki, ben sizin üzerinize elem verici bir günün azâbından korkuyorum.

27.   Onun kavminden ileri gelen kâfirlerden bir topluluk ise dedi ki: Biz seni bizim gibi bir insandan başka bir şey görmüyoruz ve sana tâbi olanları da biz ilk bakışta bizim en aşağılarımızdan başka görmüyoruz ve sizin için bizim üzerimize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Belki sizi yalancılar zannediyoruz.

28.   Dedi ki: Ey kavmim! Bana haber veriniz, eğer ben Rabbimden açık bir delil üzere oldum ise ve kendi katından bana bir rahmet vermiş ise, sizin üzerinize ise gizli kalmış ise artık siz onu istemediğiniz halde sizi ona zorlayacak mıyız?

Hûd Sûresi 29 - 37. Ayetler

29.   Ve ey kavmim! Sizden onun üzerine bir mal istemiyorum. Benim mükâfatını ancak Allah Teâlâ'ya aittir ve ben imân edenleri kovucu değilim. Şüphe yok ki, onlar Rablerine kavuşanlardır velâkin ben sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum.

30.   Ve ey kavmim! Eğer ben onları kovar isem beni Allah Teâlâ'dan korur? Artık hiç düşünmez misiniz?

31.   Ve ben size demem ki: Benim yanımda Allah Teâlâ'nın hâzineleri vardır. Ve ben gaybı da bilmem ve ben demem ki: Ben muhakkak bir meleğim ve demem ki: Sizin sözlerinizin hor gördüğü kimselere Allah Teâlâ elbette hayr vermeyecektir. Allah Teâlâ onların nefislerinde olanı da hakkıyla bilendir. Şüphe yok ki, ben o vakit zalimlerden olmuş olurum.

32.   Dediler ki: Ey Nuh! Bizim ile muhakkak ki, mücadelede bulundun, artık mücadelemizi arttıralım. Eğer sen doğrulardan ise imdi kendisiyle bizi tehdit ettiğin şeyi getiriver.

33.   Dedi ki: Onu size ancak Allah Teâlâ dilerse getirir ve siz (Allah'ı) âciz bırakıcılar değilsinizdir.

34.   Ve benim nasihatim size fâide verecek değildir, size nasihatta bulunmak istesem de, eğer Allah Teâlâ sizi azdırmak istiyorsa, Rabbiniz o’dur ve ona döndürüleceksiniz dir.

35.   Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer onu ben uydurdum ise günahı benim üzerimedir. Halbuki, ben sizin yaptığınız günahtan uzağım.

36.   Ve Nuh’a vahy olundu ki, muhakkak kavminden imân etmeyecektir, ancak cidden imân etmiş olanlar müstesnâ. Artık yaptıkları şeyden dolayı üzülme.

37.   Gemiyi bizim nezaretimiz ve vahyimiz ile yap ve zulüm etmiş olanlar hakkında bana müracaatta bulunma. Şüphe yok ki, onlar boğulmuşlardır.

Hûd Sûresi 38 - 45. Ayetler

38.   Ve gemiyi yapıyordu ve kavminden herhangi bir topluluk yanından her geçip gidince de onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: Eğer bizim ile alay ederseniz artık şüphe yok ki, biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay ederiz.

39.   Artık ileride bileceksinizdir ki: Kendisini rezil edecek azap kime gelecektir ve sürekli bir azap kimin üzerine inecektir.

40.   Nihayet emriniz geldiği ve tandır kaynadığı vakit dedi ki: Onun için herbirinden ikişer çift ve aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında aileni ve imân etmiş olanları yükle ve maamafih pek azından başkası onunla beraber imân etmemiştir.

41.   Ve dedi ki: Onun içine yüzüp gitmesi ve durması anında da Allah Teâlâ'nın ismini anarak binin. Şüphe yok ki, Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir...

42.   Ve gemi onları dağlar gibi dalgalar içinde götürüyordu. Ve Nuh, oğluna seslendi, o ayrı bir yere çekilmişti. Ey oğlum! Bizimle beraber bin ve kâfirler ile beraber olma dedi.

43.   Dedi ki: Ben bir dağa sığınacağım, beni sudan korur. Nuh da dedi ki: Bugün Allah'ın emrinden koruyacak yoktur, onun merhamet ettiği müstesnâ. Ve ikisinin arasına dalga giriverdi de o boğulanlardan oldu.

44.   Ve denildi ki: Ey Yer! Suyunu yut ve ey gök açıl. Ve su kesildi ve iş bitirilmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine yerleşti. Ve zâlimler olan kavim için uzaklık olsun denildi.

45.   Ve Nuh Rabbine seslendi de dedi ki: Ey Rabbim! Şüphe yok, oğlum benim ailemdendir ve muhakkak ki, senin vâdin haktır ve hakimlerin hâkimi sensin.

Hûd Sûresi 46 - 53. Ayetler

46.   Buyurdu ki: Ey Nuh! O muhakkak senin ailenden değildir. Şüphesiz ki o salih olmayan bir iştir. Artık hakkında bilgi olmayan bir şeyi benden sorma. Muhakkak ki, ben sana câhillerden olmayasın diye öğüt veririm.

47.   Dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan bir şeyi sormaktan şüphe yok ki, ben sana sığınırım ve eğer benim için mağfiret etmez ve beni esirgemezsen ben ziyana uğrayanlardan olurum.

48.   Denildi ki: Ey Nuh! Bizden bir selâm ile ve senin üzerine ve seninle beraber olanlardan doğacak ümmetler üzerine birçok bereketler ile gemiden in. Ve bir takım milletleri de ileride fâidelendireceğiz, sonra onlara bizden acıklı bir azap dokunacaktır.

49.   İşte bu, gayıp haberlerindendir. Bunu sana vahy ediyoruz. Bunu ne sen ve ne de kavmin bundan evvel biliyordunuz. Artık sabr et. Şüphe yok ki âkıbet sakınanlar içindir.

50.   Ad kavmine de kardeşleri Hûd'u Peygamber gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a ibâdet ediniz, sizin için ondan başka hiçbir mâbud yoktur. Sizler ise iftira edenlerden başka değilsiniz.

51.   Ey kavmim! Onun üzerine sizden bir mükâfat istemiyorum. Benim mükâfatını ancak beni yaratmış olana aittir. Siz hâlâ akıllıca düşünmeyecek misiniz?

52.   Ve ey kavmim! Rabbinizden af dileyin. Sonra ona tövbe edin ki, üzerinize semanın feyzini yağmurunu bol bol göndersin ve sizin kuvvetinizi kuvvet ilâvesiyle arttırsın ve günahkârlar olarak yüz çevirmeyiniz.

53.   Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir delil ile gelmedin ve biz de senin sözünden dolayı kendi tanrılarımızı terkedici değiliz ve sana inanan kimseler de değiliz.

Hûd Sûresi 54 - 62. Ayetler

54.   Biz demeyiz, ancak deriz ki seni tanrılarımızdan bazısı fena bir şekilde çarpmıştır. Dedi ki: Ben şüphesiz Allah Teâlâ'yı şahid tutuyorum ve siz de şahid olunuz ki, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden muhakkak uzağım.

55.   Ondan başka, artık hepiniz bana karşı istediğiniz tuzağı kurunuz, sonra bana asla mühlet vermeyiniz.

56.   Şüphe yok ki, ben, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah Teâlâ'ya tevekül ettim. Hiçbir hareket sahibi hayvan yoktur ki, illâ onun perçeminden tutan o'dur. Muhakkak ki, benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerinedir.

57.   Artık siz yüz çevirir iseniz, ben size kendisiyle gönderilmiş olduğum şeyi muhakkak ki, tebliğ ettim. Ve Rabbim sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz ona hiç bir şey ile zarar veremezsiniz. Şüphe yok ki,

Rabbim herbir şey üzerine gözeticidir.

58.   Ne zaman ki emrimiz geldi, Hûd'u ve onunla beraber imân etmiş olanları bizden bir rahmet ile kurtardık ve onları ağır bir azaptan da kurtardık.

59.   Ve işte o da Âd'dır ki. Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler ve onun Peygamberlerine âsi oldular ve her bir inatçı zorbanın emrine uydular.

60.   Ve bu dünyada bir lânete tâbi tutuldular, kıyâmet gününde de. Haberiniz olsun, şüphe yok ki Ad Rablerini inkâr ettiler. Biliniz ki, Hûd kavmi olan Ad Allah’ın rahmetinden uzak olsun.

61.   Semud’a da kardeşleri olan Salih Peygamber gönderilmiştir. Dedi ki: Ey Kavmim! Allah Teâlâ'ya ibâdet ediniz. Sizin için ondan başka bir ilâh yoktur. Sizi yerden o yarattı ve sizi orada o yaşattı. Artık ondan mağfiret dileyiniz, sonra ona tövbe ediniz. Şüphe yok ki, benim Rabbim yakındır, duaları kabul edendir.

62.   Dediler ki: Ey Salih! Sen bundan evvel bizim içimizde ümit beslenilen bir zat idin. Sen babalarımızın ibâdet ettikleri şeylere ibâdet etmekten bizi engelliyor musun? Ve şüphe yok ki, biz kendisine bizi davet ettiğin şeyden bir şek içindeyiz: Şüphedeyiz.

Hûd Sûresi 63 - 71. Ayetler

63.   Dedi ki: Ey kavmim! Bana haber veriniz, eğer ben Rabbimden açık bir delil üzere isem ve o kendisinden bana bir rahmet ihsan etmiş ise o halde ona isyan eder isem artık Allah'ıma karşı bana kim yardım edebilir? Demek ki, siz bana ziyandan başka bir şey arttırmış olmayacaksınız.

64.   Ve ey kavmim! İşte şu sizin için bir mucize olmak üzere Allah’ın bir dişi devesidir. Artık onu bırakınız. Allah'ın arzında otlasın ve ona bir kötülükle dokunmayınız, sonra sizi pek yakın bir azap yakalar.

65.   Sonra onu boğazladılar. Bunun üzerine dedi ki: Yurdunuzda üç gün daha yaşayınız. İşte bu, yalanlanmamış olan bir vaaddir.

66.   Ne zaman ki, emrimiz geldi. Salih'i ve onunla beraber imân etmiş olanları bizden bir rahmet sebebiyle kurtuluşa erdirdik, hem de o günün zilletinden kurtardık Şüphe yok ki, çok kuvvetli, çok izzet sahibi olan, ancak senin o Rabbindir.

67.   O zulüm etmiş olanları da bir korkunç ses yakaladı. Artık yurtlarında diz üstü çöküp bitmiş bir halde sabahladılar.

68.   Sanki orada      hiç ikâmet etmemişlerdi. Biliniz ki, şüphesiz Semud, Rab'lerini inkâr etmişlerdi. Haberiniz olsun ki. Semud      için Allah'ın rahmetinden bir uzaklık vardır.

69.   Ve muhakkak ki, bizim elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelmişti. Selâm dediler. O da selâmdır dedi. Sonra gecikmeden bir kızartılmış buzağı getirdi.

70.   Onların ellerinin ona uzanmadığını görünce. Onları hoşlanmadı ve onlardan gizlice korkar oldu. Dediler ki: Korkma, biz muhakkak Lût kavmine gönderildik.

71.   Ve onun eşi ayakta bulunuyordu, gülüverdi. Artık onu İshak ile ve İshak'ın ardından da Yâkub ile müjdeledik.

Hûd Sûresi 72 - 81. Ayetler

72.   Dedi ki: Vay halime! Ben çocuk doğurabilir miyim? Ben bir koca kadınım, kocam da bir ihtiyardır. Şüphe yok ki, bu acâip bir şeydir.

73.   Dediler ki: Sen Allah’ın emrinden teaccüp eder misin? Ey ev halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketler! sizin üzerinizdedir. Şüphe yok ki, o övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.

74.   Ne zaman ki, İbrahim'den korku gidiverdi ve kendisine müjde geldi. Lût kavmi hakkında bizimle mücadelede bulunur oldu.

75.   Şüphe yok ki. İbrâhim elbetde pek yumuşak huylu, çok bağrı yanık ve kendisini Allah'a vermiş biri idi.

76.   Ey İbrahim! Bu mücadeleden vazgeç. Şüphe yok ki, artık Rabbin emri gelmiştir. Ve muhakkak ki, onlara geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir.

77.   Ne zaman ki, elçilerimiz Lût'a geldi, onların yüzünden endişeye düştü ve onlardan dolayı kalbi daraldı ve bu bir şiddetli gündür dedi.

78.   Ve ona kavmi koşarak geldî ve evvelceden kötü kötü fiilleri yapmaktaydılar. Dedi ki: Ey kavmim! İşte onlar benim kızlarımdır, onlar sizin için daha temizdirler. Artık Allah'tan korkunuz ve beni mİsafirlerimin önünde rezil etmeyiniz, sizden akıllı bir erkek yok mudur?

79.   Dediler ki: Muhakkak sen biliyorsun ki, bizim için senin kızların da bir hak yoktur. Ve şüphe yok ki, sen bizim ne istediğimizi elbetde bilirsin.

80.   Dedi ki: Keşke benim için size karşı bir kuvvet olsa idi veya şiddetli bir kaleye sığınacak olsa idim.

81.   Dediler ki: Ey Lût! Şüphe yok ki biz senin Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana elbette kavuşamayacaklardır. Artık sen âilen ile gecenin bir kısmında yürü ve sizden hiç bir kimse geri kalmasın, eşin ise müstesnâ. Şüphesiz ki, onlara isâbet edecek şey, ona da isâbet edicidir. Muhakkak ki, onlara va'dedilen zaman, sabah vaktidir, sabah vakti ise yakın değil midir?

Hûd Sûresi 82 - 88. Ayetler

82.   Ne zaman ki, emrimiz geldi, onun o yurdun üstünü altına çevirdik ve onun üzerine ateşte pişirilmiş, birbirine bitiştirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık.

83.   O taşlar Rabbin katında işâretlenmiş idi ve o zalimlerden uzak değildir.

84.   Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kullukta bulunun, sizin için ondan başka bir mâbud yoktur. Ve ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın" şüphe yok, ben sizi bir hayır içinde görüyorum. Ve ben muhakkak ki, sizin üzerinize kuşatıcı bir günün azâbından korkarım.

85.   Ve ey kavmim! Ölçüyü de, tartıyı da adâlet ile yapın ve insanlara eşyalarını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.

86.   Eğer siz imân etmiş kimseler iseniz Allah’ın geri bıraktığı sizin için hayırlıdır ve ben sizin üzerinize bir bekçi değilim.

87.   Dediler ki: Ey Şuayb! Atalarımızın ibâdet ettikleri şeyleri veya mallarımızda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emr ediyor? Şüphe yok elbetde sen, çok yumuşak huylu ve akıl sâhibisin.

88.   Dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından açık bir delil üzere isem ve beni kendi tarafından güzel bir rızk ile rızıklandırmış ise buna ne dersiniz? Ben size yasak ettiğini şey hususunda size muhâlefet etmek istemem, ben ancak gücüm yettiği kadar ıslâh isterim ve benim muvaffakiyetini ancak Allah Teâlâ iledir. Yalnız ona dayandım ve ancak ona döneceğim.

Hûd Sûresi 89 - 97. Ayetler

89.   Ve ey kavmim! Bana olan düşmanlığınız, Nuh kavmine veya Hûd kavmine veya Salih kavmine isâbet etmiş olanın benzeri gibi size de bir musibet getirmesin. Ve Lût kavmi de sizden uzak değildir.

90.   Ve Rabbinizden bağışlanma dileyiniz. Sonra o'na tövbe ediniz. Şüphe yok ki, benim Rabbim pek merhametlidir çok sever.

91.   Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinden birçoğunu iyice anlayamıyoruz. Şüphe yok ki, biz seni aramızda cidden zayıf görüyoruz ve eğer senin kabilen olmasa idi elbet de seni taslayarak öldürürdük ve sen bizden üstün değilsin.

92.   Dedi ki: Ey kavmim! Benim kabilem size göre Allah'tan daha üstün müdür? Hâlbuki o'nu arkanıza atıp unuttunuz. Şüphe yok ki, benim Rabbim, yapmakta olduğunuz şeyleri çepeçevre kuşatıcıdır.

93.   Ve ey Kavmim! Bütün kuvvetinizle dilediğinizi yapınız. Şüphe yok ki, ben de yapacağım. Yakında bilirsiniz ki, kendisini rezil edecek azap kime gelecek ve yalancı olan kim imiş. Ve bekleyiniz, muhakkak ki, ben de sizinle beraber beklemekteyim.

94.   Ne zaman ki emrimiz geldi. Şuayb'i ve onunla beraber imân etmiş olanları bizden bir rahmet ile kurtuluşa erdirdik ve zulüm etmiş olanları ise bir korkunç gürültü yakaladı. Artık yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

95.   Sanki onlar orada yaşamamışlardı. Haberiniz olsun. Semud uzaklaştığı gibi Medyen için de bir uzaklaşma olsun.

96.   Ve and olsun ki. Musa'yı ayetlerimiz ile ve apaçık bir delille gönderdik.

97.   Firavun'a ve onun ileri gelenlerine. Onlar ise Firavun'un emrine uydular. Hâlbuki Firavun'un emri doğru değildi.

Sayfa 9 / 26

  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
 
 
  • İLETİŞİM