• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

A'raf Sûresi 44 - 51. Ayetler

44.   Ve cennet ashabı, cehennem ehline nidâ edip: Rabbimizin bize vâd ettiğini biz şüphe yok ki hak bulduk, siz de Rabbinizin vâd ettiğini hak buldunuz mu? Diye soracaklar. Onlar da: Evet... Diyecekler. Derken aralarında bir çağırıcı: Allah Teâlâ'nın lâneti zâlimlerin üzerinedir, diye nidâ etmiş olacaktır.

45.   Öyle zâlimler ki, Allah’ın yolundan men ederlerdi. Ve o yolun eğri büğrü olmasını isterlerdi. Ve onlar âhireti inkâr eden kimseler idi.

46.   Ve onların arasında bir perde vardır. Ve A'raf üzerinde de birtakım adamlar vardır ki, hepsini de alâmetleriyle tanırlar. Cennet ehline Selâmünaleyküm diye nidâ ederler. Ve bunlar ümit var oldukları halde henüz cennete girmemiş bulunurlar.

47.   Ve onların gözleri ateş ehli tarafına çevrildiği zaman da: Rabbimiz! Bizi zâlimler topluluğu ile beraber kılma derler...

48.   Ve A'raf ehli simalarındaki tanıdıkları bir takım kişilere de nidâ ederek derler ki: Size ne çokluğunuz ve ne de taslamakta olduğunuz büyüklük bir fâide vermiş olmadı.

49.   Ya o kimseler mi idi ki, Allah onları rahmetine kavuşturmaz, diye yemin ediyordunuz! Cennete giriniz, size ne bir korku vardır ve ne de siz mahzun olacaksınız.

50.   Ve ateş ehli, cennet ehline nidâ ederek: Suyunuzdan veya Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden bizim üzerimize döküveriniz diye yalvaracaklar. Onlar da: Şüphe yok ki, Allah Teâlâ bunları kâfirler üzerine haram kılmıştır diyecekler.

51.   O kimseler ki, dinlerini bir eğlence ve bir oyun edindiler ve onları dünya hayatı aldatmış oldu. Artık onlar bu günlere yetişeceklerini unuttukları gibi ve bizim âyetlerimizi inkâr eder oldukları gibi biz de onları bugün unutacağız.

A'raf Sûresi 52 - 57. Ayetler

52.   Muhakkak onlara bir kitap getirdik. İşte onu imân edecek bir kavim için bir yol gösterici ve rahmet olarak tam bir ilim üzere ayrıntılı olarak zikredtik.

53.   Onlar onun te'vilinden başkasını beklerler mi? Onun te'vîli geldiği gün ise onu evvelce unutmuş olanlar diyecektir ki: Muhakkak Rabbimizin Peygamberleri hakkı getirmişlerdir. İmdi bizim için şefaatçilerden kimse var mıdır ki, bize şefaat ediversinler veyahut geri döndürülür müyüz ki, yaptığımız şeylerin başkasını yapıverelim. Şüphe yok ki, onlar nefislerini ziyâna uğratmışlardır. Ve o iftira ettikleri şey de onlardan çıkıp gitmiştir.

54.   Muhakkak Rabbiniz o Allah'tır ki gökleri ve yeri altı gün içinde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ buyurdu. Geceyi gündüze örtüverir, onu çabuk çabuk arar, takib eder. Güneşi de, ayı da, yıldızları da emrine boyun eğmiş olarak yaratmıştır. İyi bilmelidir ki, yaratmak da emir de ona mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ pek yücedir.

55.   Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Şüphe yok ki, o haddi aşanları sevmez.

56.   Ve yeryüzünde ıslah edilmesinden sonra bozgunculuk yapmayın ve ona korkarak ve umarak dua edin. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ'nın rahmeti iyilik edenlere pek yakındır.

57.   Ve o bir Yüce Yaratıcıdır ki, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderir. Nihâyet rüzgârları ağır ağır bulutları yüklenince biz onu bir ölmüş ülkeye şevketmiş oluruz. Derken onunla su indirmiş, sonra da onunla her çeşit meyveleri meydana çıkarmış oluruz. İşte böylece ölüleri de çıkarırız. Gerektir ki, siz düşünüp ibret alasınız.

A'raf Sûresi 58 - 67. Ayetler

58.   Ve temiz bir beldenin ekinleri Rabbinin izniyle çıkar meydana gelir kötüsünün ise çıkmaz. İsterse, külfetle, meşakkatle olsun işte biz âyetleri şükreden bir kavim için böylece tekrar tekrar beyan ederiz.

59.   Andolsun ki, Nuh'u kavmine Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin için ondan başka bir ilâh yoktur. Muhakkak ki, ben sizin üzerinize büyük bir günün azâbından korkuyorum.

60.   Kavminden ileri gelen bir cemaat dedi ki: şüphe yok biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.

61.   Dedi ki: Ey kavmim! Ben de hiç bir sapıklık yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından bir Peygamber'im.

62.   Size Rabbimin vahyettiklerini dinine ait hükümleri tebliğ ediyorum ve sizin için öğüt veriyorum ve ben Allah Teâlâ'dan sizin bilmediklerinizi biliyorum.

63.   Yoksa size Rabbiniz tarafından sizden olan bir zat vâsıtasıyle sizi korkutmak için ve sizin de sakınmanız ve rahmete erebilmeniz için bir zikrin gelmesine mi şaştınız?

64.   Bunun üzerine onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanı da suda boğduk. Çünkü onlar bir kör kavim olmuşlardı.

65.   Âd kavmine de kardeşleri Hud'u Peygamber gönderdik dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin sizin için ondan başka bir ilâh yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?

66.   Onun kavminden kâfir olan bir cemaat dedi ki: Muhakkak biz seni beyinsizlik içinde görüyoruz. Ve biz seni herhalde yalancılardan sanıyoruz.

67.   Dedi ki: Ey kavmim! Bende hiçbir beyinsizlik yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Peygamberim.

A'raf Sûresi 68 - 73. Ayetler

68.   Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve ben sizin için bir güvenilir öğüt vericiyim.

69.   Yoksa sizi korkutmak için size Rabbiniz tarafından bir zikrin sizden bir kişi vâsıtasıyle gelmesine şaştınız mı? Hatırlayınız ki, sizi Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılışta fazla bir kuvvete güce erdirdi. Artık Allah Teâlâ'nın nimetlerini hatırlayınız ki, kurtuluş bulabilesiniz.

70.   Dediler ki: Sen bize yalnız bir tanrıya tapanın ve babalarımızın tapmakta olduklarını terketmemiz için mi geldin? Haydi eğer sen doğru sözlü kimselerden isen bizi korkuttuğun şeyi bize getir bakalım.

71.   Dedi ki: Üzerinize şüphe yok ki Rabbiniz tarafından bir azap ve bir gazâb indi. Kendinizin ve babalarınızın takmış olduklarınız bir takım adlar hakkında benimle mücadelede mi bulunuyorsunuz? Allah Teâlâ onlara dâir hiçbir delil indirmiş değildir. Artık bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

72.   Bunun üzerine onu ve kendisiyle beraber olanları bizden bir rahmet olarak kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanların ve imân etmiş olmayanların ise kökünü kesiverdik.

73.   Ve Semud kavmine kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim Allah'a ibâdet ediniz. Sizin için ondan başka bir ilâh yoktur. Sizlere muhakkak ki, Rabbiniz tarafından apaçık bir delil gelmiştir. İşte Allah’ın şu devesi sizin için bir mûcizedir. İmdi onu bırakınız. Allah’ın arzında otlasın ve ona bir kötülükle dokunmayınız. Sonra sizi çok şiddetli bir azap yakalar.

A'raf Sûresi 74 - 81. Ayetler

74.   Ve o zamanı hatırlayınız ki, sizi Âd'dan sonra halifeler kıldı ve sizi yerde yerleştirdi. Onun ovalardan köşkler ediniyorsunuz ve dağları evler olarak oymakta bulunuyorsunuz. Artık Allah Teâlâ'nın nimetlerini anın ve yerde fesatçılar olarak taşkınlık yapmayın.

75.   Kavminden büyüklük taslayanlardan bir cemaat, onlardan zayıf görülenlere, onlardan imân edenlere dedi ki: Siz, Salih'i hakikaten Rabbi tarafından gönderilmiş mi bilirsiniz? Onlar da dediler ki: Biz şüphe yok, onunla gönderilmiş olan şeye inanmışlarız.

76.   Kendilerini büyük görenler ise dedi ki: Biz muhakkak sizin o imân ettiğiniz şeyi inkâr edenleriz.

77.   Sonra o dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar ve ey Salih! Eğer sen gönderilmiş Peygamberlerden isen bizi korkuttuğun şeyi bize getir dediler.

78.   Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı tutuverdi. Yurtlarında diz üstü çöküvermiş oldular.

79.   Artık onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim! Ben size Rabbimin vahyini muhakkak ki tebliğ ettim ve sizin için öğüt verdim. Ve lâkin siz öğüt verenleri sevmezsiniz.

80.   Lut'u da gönderdik o vakit kavmine dedi ki: Siz öyle bir hayâsızlık mı yaparsınız ki, onu sizden evvel alemlerden hiçbir şahıs yapmış değildir.

81.   Muhakkak ki, siz kadınlarınızı bırakıp şehvet ile erkeklere yanaşıyorsunuz. Belki siz haddi aşan bir kavimsinizdir.

A'raf Sûresi 82 - 87. Ayetler

82.   Ve kavminin cevabı, "onları kasabanızdan çıkarınız, çünkî onlar fazla temizlikte bulunan insanlardır" demekten başka olmadı.

83.   Artık biz onu ve ehlini kurtardık, zevcesi müstesna, o geriye kalıp helâk olanlardan oldu.

84.   Ve onların üzerlerine bir azap yağmuru yağdırdık. Artık bak günahkârların akibeti nasıl oldu.

85.   Ve Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i Peygamber gönderdik dedi ki: Ey kavmim! Allah Teâlâ’ya ibâdette bulunun, sizin için ondan başka Tanrı yoktur. Muhakkak ki, size Rabbinizden apaçık bir delil geldi. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın ve insanlara eşyalarını eksik vermeyin ve yeryüzünde düzeltilmesinden sonra bozgunculuk yapmayın, bu sizin için hayırlıdır, eğer siz inanan kimseler iseniz.

86.   Allah'a imân edenleri korkutarak ve Allah’ın yolundan alıkoyarak ve onun için eğriliği isteyerek her bir caddede oturmayınız. Ve hatırlayınız ki, siz pek az idiniz, sonra sizi çoğalttı ve bakınız ki, bozguncuların sonu nasıl oldu.

87.   Ve eğer sizden bir gurup, kendisiyle gönderilmiş olduğum şeye inanmışlar ve bir gurup da inanmamışlar ise artık Allah Teâlâ aramızda hükmedinceye kadar siz sabır ediniz. Ve o hakimlerin en hayırlısıdır.

A'raf Sûresi 88 - 95. Ayetler

88.   Onun kavminden kibirlenen bir cemaat demişti ki: Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber imân edenleri elbette yurdumuzdan çıkarırız veyahut kat'î surette bizim dinimize dönüverirsiniz. O da demişti ki: Ya biz onu istemesek de mi?

89.   Eğer Allah Teâlâ bizi ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönersek muhakkak Allah'a karşı yalan yere iftira etmiş oluruz. Bizim için ondan dönmek olamaz. Ancak Rabbim olan Allah Teâlâ dilemiş o başka. Rabbimiz herşeyi ilmiyle kuşatmıştır. Allah Teâlâ'ya tevekkül etmişizdir. Ey Rabbimiz! Bizim aramızla kavmimizin arasında hak ile hikmet ve sen hükmedenlerin en hay ırlısısın.

90.   Ve onun kavminden ileri gelen kâfirler demişti ki: Eğer Şuayb'e uyarsanız şüphesiz, siz o zaman en büyük zarara düşmüşler olursunuz.

91.   Derken onları şiddetli bir zelzele yakaladı da yurtlarında diz üstü çöken kimseler oldular.

92.   Şuayb'i yalanlayanlar, sanki orada hiç kalmamışlar gibi oldular. Şuayb'i yalanlıyanlardır ki, en büyük zarara uğrayanlar onlar olmuşlardır.

93.   îmdi, onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim! Ben Rabbimin vahiylerini muhakkak ki, size ulaştırdım ve sizin için nasihatta bulundum. Artık kâfirler olan bir kavme karşı nasıl fazlaca acırım.

94.   Bir memlekete bir Peygamber göndermedik ki, illâ onun halkını fakirlik ile ve hastalık ile yakaladık. Tâki yalvarıp yakarsınlar.

95.   Sonra bu kötülüğün yerini güzelliğe çevirdik. Tâki çoğaldılar ve dediler ki: Muhakkak bizim babalarımıza ve sıkıntılı hâller, neşeli anlar dokunmuştur. Artık biz de onları kendileri farkına varmadıkları halde ansızın tutup yakaladık.

A'raf Sûresi 96 - 104. Ayetler

96.   Eğer o ülkelerin halkı, imân etselerdi ve sakınmış olsalar idi elbette onların üzerine gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat yalanladılar. Artık biz de onları

97.   Ya o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken azâbımızın kendilerine gelmesinden emin mi oldular?

98.   Ya o ülkelerin halkı, bizim azâbımızın onlara gündüzün oynar dururlarken geleceğinden emin mi bulundular?

99.   Ya onlar Allah Teâlâ'nın azâbından emin mi oldular? Fakat Allah Teâlâ'nın azâbından ziyâna uğrayan bir topluluktan başkası kendisini emin göremez.

100. Yere önceki sahiplerinden sonra vâris olacaklar için belli olmadı mı ki: Eğer biz dilemiş olsak onları da günahları sebebiyle musibetlere uğratırdık ve kalplerini mühürlerdik de artık onlar işitemezlerdi.

101. İşte o ülkeler, sana onların haberlerinden bazılarını hikâye ediyoruz. Muhakkak ki, onlara Peygamberlerimiz apaçık delillerle geldiler. Evvelce yalanlamış oldukları şeylere yine imân eder olmadılar. İşte Allah Teâlâ kâfirlerin kalplerini böylece mühürler.

102. Ve biz onların çoklarından sözünde durma diye birşey görmedik. Ve şüphesiz ki; biz onların çoğunu yoldan çıkmış kimseler bulduk.

103. Sonra onların ardından Musa'yı mûcizelerimizle Firavun'a ve onun kavminin büyüklerine Peygamber gönderdik. O mucizeleri inkâr ettiler. Artık bak ki, o fesatçıların akibeti nasıl oldu.

104. Ve Musa dedi ki: Ey Firavun! Şüphesiz ki, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Peygamberim.

A'raf Sûresi 105 - 120. Ayetler

105. Ben Allah Teâlâ'ya karşı Haktan başkasını söylememekte devamlı olarak sâbitim. Şüphesiz ki, ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Artık İsrail oğullarını benimle beraber gönder.

106. Dedi ki: Eğer sen bir mucize ile gelmiş isen onu getir, sen sadıklardan isen.

107. Bunun üzerine âsasını bıraktı. Âsâ hemen apaçık bir ejderha oluverdi.

108. Ve elini cebinden çıkardı, o hemen bakanlar için bembeyaz bir nur kesildi.

109. Firavun'ın kavminden ileri gelenler: "Şüphe yok ki, bu çok bilgili bir sihirbazdır" dediler.

110. Sizi yerinizden çıkarmak istiyor, o halde siz ne emredersiniz?

111. Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar yolla.

112. Her bilgin büyücüyü sana getirsinler.

113. Ve büyücüler Firavun'a geldiler. Elbette bize bir mükâfat olacaktır, eğer biz galipler olur isek değil mi? dediler.

114. Dedi ki: Evet... Ve şüphe yok siz o zaman en yakınlarımdan olacaksınız.

115. Dediler ki: Ya Musa! Ya sen âsânı atıver veya ilk evvel atıverenler bizler olalım.

116. Dedi ki: Siz atıveriniz. Vaktaki atıverdiler, insanların gözlerini büyülediler ve onları korkutmuş oldular ve büyük bir sihir meydana getirmiş oldular.

117. Ve Musa'ya vahy ettik, âsânı atıver. Hemen o âsâ da oların uydurmuş oldukları şeyleri yutuverdi.

118. Artık hak ortaya çıkmış, onların yaptıkları ise yok olup gitmişti.

119. Artık orada mağlûp oldular ve küçük düşürerek geri dönüverdiler.

120. Ve sihirbazlar secde ettikleri halde yere kapanılmış oldular.

A'raf Sûresi 121 - 130. Ayetler

121. Ve dediler ki: Alemlerin Rabbine imân ettik.

122. Musa ile Harun'un Rabbine.

123. Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden evvel ona imân etmişsiniz. Şüphe yok bu bir tuzaktır, siz bu tuzağı şehirde kurdunuz ki, halkını ondan çıkarıveresiniz. Artık yakında bileceksinizdir.

124. Elbette sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazvari keseceğim Sonra da sizi elbette hepinizi asacağım.

125. Dediler ki: Biz şüphe yok Rabbimize döniivericileriz.

126. Ve bizden intikam alman da başka değil, ancak biz Rabbimizin âyetleri geldiği zaman onlara imân ettiğimizden dolayı. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizleri Müslüman olarak öldür.

127. Firavun'un kavminden ileri gelenler, dediler ki: Musa'yı ve kavmini bırakır mısın ki, yerde bozgunculuk yapsınlar. Ve seni ve tanrılarını terkeylesinler. O da dedi ki: Elbette onların oğullarını öldüreceğiz ve kadınlarını diri bırakacağız ve şüphe yok ki, biz onları ezecek üstünlükte kimseleriz.

128. Musa kavmine dedi ki: Allah Teâlâ'dan yardım isteyiniz ve sabır ediniz. Şüphe yok ki, Yer Allah Teâlâ'nındır. Ona kullarından dilediğini vâris kılar. Sonuç ise sakınanlar içindir.

129. Dediler ki: Biz senin bize gelmenden evvel de ve bize geldiğinden sonra da bize işkence edildi. Umulur ki, dedi, Rab'bîniz düşmanlarınızı helâk eder de sizi yerde onların yerine hâkim kılar. Tâki nasıl amel edeceğinize baksın.

130. Ve andolsun ki, Firavun'un kavmini senelerce kıtlık ve pahalılığa ve mahsul noksanlığına uğrattık, düşünüp de ders almış olsunlar diye.

A'raf Sûresi 131 - 137. Ayetler

131. Fakat onlara güzellik gelince bu bizim hakkımızdır dediler. Onlara bir kötülük isâbet ederse Musa ve onunla berâber olanları uğursuz sayarlardı. Haberiniz olsun ki, onların uğursuzluğu ancak Allah tarafındandır. Fakat onların pek çokları bilmezler.

132. Ve dediler ki: Kendisiyle bize sihir etmek için bize her ne mucize getirirsen getir, biz sana imân edecek değiliz.

133. Artık biz onların üzerine ayrı ayrı mucizeler olmak üzere tufanı, çekirgeleri, böcekleri, kurbağaları ve kanı gönderdik. Yine böbürlendiler ve günahkâr bir kavim oldular.

134. Ne zaman ki onların üzerlerine azap çöktü. Dediler ki: Ya Musa! Bizim için Rabbine dua et, sana verdiği söz hürmetine eğer bizden azâbı kaldırırsa andolsun ki, sana elbette imân ederiz ve elbette seninle beraber İsrail oğullarını göndeririz.

135. Ne zaman ki onların erişecekleri bir müddete kadar kendilerinden azâbı kaldırdık. Onlar derhal yeminlerini bozar oldular.

136. Artık biz de olardan intikam aldık, onları derin denizde boğduk, onlar âyetlerimizi yalanladıkları ve onlardan gâfil bulundukları için.

137. Ve zayıf, hor görülen o kavmi kendisinde feyiz ve bereket meydana getirmiş olduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Ve Rabbin güzel kelimesi İsrail oğulları üzerine sabretmeleri sebebiyle tamam oldu. Ve Firavun ve kavminin yaptıkları şeyleri ve yükseltmekte oldukları binaları tamamen helâk ettik.

A'raf Sûresi 138 - 143. Ayetler

138. Ve İsrail oğullarını denizden geçirdik. Kendilerine ait bir takım putlara ibâdette bulunan bir kavme uğradılar. Dediler ki: Ya Musa! Bize de put yap, nasıl ki, onların putları vardır. Dedi ki: Muhakkak siz câhillik eden bir kavimsiniz.

139. Şüphe yok ki, bunların içinde bulundukları şey helâke uğramıştır. Ve amel ettikleri şey de bâtıldır.

140. Dedi ki: Sizin için Allah Teâlâ'dan başka bir ilâh mı taleb ederim? Halbuki o sizi âlemlere üstün kıldı.

141. Ve hatırlayınız ki Sizi Firavun'un elinden kurtarmıştık. Size azabın en şiddetlisini tattırıyorlardı. Oğullarını katlediyorlardı, kadınlarınızı da diri bırakıyorlardı. Ve bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan var idi.

142. Ve Musa ile otuz geceye sözleştik ve onu bir on ile tamamladık, artık Rabbinin tayin ettiği vakit tam kırk gece oldu. Ve Musa kardeşi Harun'a dedi ki: Sen kavmimin içinde benim yerime geç ve onları düzeltmeye çalış ve bozguncuların yoluna tâbi olma.

143. Ne zaman ki, Musa bizim tayin ettiğimiz vakte geldi ve Rabbi onunla konuştu, dedi ki: Ey Rabbim! Bana varlığını göster sana bakayım. Cenab'ı Hak da buyurdu ki: Sen beni katiyyen göremezsin. Fakat dağa bir bak, eğer yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin. Hemen Rabbi dağa tecelli edince onu parça parça etti. Musa da baygın bir halde düşüp kaldı. Vaktaki, ayıldı, dedi ki: Seni tenzih ederim, sana tövbe ettim ve ben imân edenlerin ilkiyim.

A'raf Sûresi 144 - 149. Ayetler

144. Buyurdu ki: Ya Musa! Muhakkak ben seni risâletlerimle ve sözlerimle insanların başına seçtim. İmdi sana verdiğimi al ve şükr edicilerden ol.

145. Ve onun için levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her bir şeyi uzun uzadıya açıkladık. Artık onun kuvvetle tut ve kavmine emret, onu en güzeliyle tutsunlar. Elbette sizlere yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.

146. Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri elbette âyetlerimden çevireceğim. Ve her bir âyeti görecek olsalar ona imân etmezler. Ve eğer hidâyet yolunu görseler onu bir yol edinmezler ve eğer dalâlet yolunu görecek olsalar onu yol tutuverirler. Bu da onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gâfil bulunduklarından dolayıdır.

147. Ve o kimseler ki, âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlamışlardır. Onların amelleri boşa çıkmıştır. Başkasıyla değil, ancak kendi yaptıkları amelleriyle cezalandırılacaklardır.

148. Ve Musa'nın kavmi ondan sonra ziynet takımlarından bir buzağı, böğürmesi olan bir heykel edindiler. Onlar görmediler mi ki, o kendileriyle konuşamaz ve onlara bir yol gösteremezdi. Onu ilâh edindiler ve zâlimler oluverdiler.

149. Ne zaman ki pişmanlığa düştüler ve kendilerinin hakikaten doğru yoldan çıkmış olduklarını gördüler, dediler ki: Eğer bize Rabbimiz merhamet etmezse ve bizi bağİslamazsa elbette büyük bir ziyâna uğramışlardan olacağız.

A'raf Sûresi 150 - 155. Ayetler

150. Ne zaman ki, Musa kavmine kızgın, pek üzüntülü bir halde döndü, dedi ki: Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini acele mi ediverdiniz? Ve levhaları bıraktı ve kardeşinin başından tutarak kendisine doğru çekiverdi, kardeşi de dedi ki: Anam oğlu! Bu kavim muhakkak ki beni zayıf saydılar ve az kaldı beni öldürüyorlardı. Artık benimle düşmanları sevindirme ve beni zâlimler olan kavim ile beraber kılma.

151. Dedi ki: Ey Rabbim! Beni de kardeşimi de bağışla ve bizi rahmetine kabul et. Ve sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.

152. Şüphe yok ki, o buzağıyı tanrı edinenlere elbette Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Ve işte iftiracıları böyle cezâlandırırız.

153. Ve o kimseler ki, kötülükleri işlemişler, sonra onun arkasından tövbekâr olmuş ve imân etmişlerdir. Şüphe yok ki, ondan sonra Rabbin elbette onları bağışlayıcıdır, hakkıyla esirgeyicidir.

154. Ne zaman ki Musa'dan o öfke dindi. Levhaları alıverdi ve onun nüshasında: Rablerinden korkanlar için bir hidâyet ve bir rahmet olduğu yazılmış bulunuyordu.

155. Ve Musa kavminden yetmiş erkeği tayin ettiğimiz vakit için seçmişti. Ne zaman ki, onları yıldırım yakaladı, dedi ki: Ey Rabbim! Eğer dilese idin onları ve beni daha evvel helâk ederdin. Bizden bir takım beyinsizlerin yaptıkları şey sebebiyle bizi helâk eder misin? Bu ancak senin bir imtihanındır, bununla dilediğini saptırırsın ve sen dilediğini hidâyete kavuşturursun. Sen bizim dostumuzsun, artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en hayırlısısın.

A'raf Sûresi 156 - 159. Ayetler

156. Ve bizim için bu dünyada da ve âhirette de bir iyilik yaz. Biz muhakkak ki, sana döndük. Buyurdu ki: Azâbımdır. Buna dilediğimi uğratırım. Rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır. Onu sakınanlar ve zekâtlarını verenler ve bizim âyetlerimize imân edenler için elbette yazacağım.

157. O kimseler ki, Resûle, ümmî peygambere tâbi olurlar. O peygamber ki, onu yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılmış bulurlar. Onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten men eder ve onlara temiz olan şeyleri helâl kılar, onların üzerine pis şeyleri de haram kılar. Ve onlardan ağır yüklerini ve üzerlerinde bulunan bağlan kaldırır, artık o kimseler ki ona imân ederler ve ona saygı gösterir ve yardımda bulunurlar ve onunla beraber indirilmiş olan nur'a tâbi oluverirler, işte kurtuluşa erenler onlardan ibârettir.

158, De ki: Ey insanlar! Şüphe yok ki ben hepinize Allah Teâlâ'nın bir elçisiyim. Öyle Allah ki, göklerin ve yerin mülkü ona mahsustur. Ondan başka ilâh yoktur. Hem diriltir ve hem öldürür. Artık Allah Teâlâ'ya ve bir ümmî peygamber olup Allah'a ve onun kelimelerine inanan Resulüne imân ediniz ve ona tâbi olunuz ki, hidâyete erişebilesiniz.

159. Ve Musa'nın kavminden bir topluluk da vardır ki, hak ile doğru yola erdirirler ve hak ile adâlette bulunurlar.

A'raf Sûresi 160 - 163. Ayetler

160. Ve biz onları oniki'ye o kadar kabilelere; ümmetlere ayırdık ve Musa'ya kavmi kendisinden su istedikleri vakit vahy ettik ki, âsân ile taşa vur. Ondan oniki pınar kaynayıp akmaya başladı. Onlardan her kabile su içeceği yeri bildi. Ve onların üzerine bulutları gölgelik yaptık. Ve onların üzerine kudret helvası ile bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerinden yeyiniz dedik. Ve onlar bize zulüm etmediler fakat kendi nefislerine zulümettiler.

161. Ve o vakti hatırlat ki onlara denilmişti: Şu belde'de oturunuz. Ve ondan dilediğiniz yerde yeyiniz ve "bağışlanmak istiyoruz" deyiniz ve secde ettiğiniz halde kapıya giriniz ki, size hatalarınızı bağışlayalım, iyilik yapanlara mükafatlarını elbette arttıracağızdır.

162. Fakat onlardan zulüm edenler, kendilerine denilen sözü başka bir söze çevirdiler. Artık onların üzerlerine zulümettikleri şey sebebiyle gökten bir azap salıverdik.

163. Ve onlara denizin kenarında bulunan beldeden sor. O zaman ki onlar Cumartesi gününde haddi aşıyorlardı. O vakit onlara cumartesi günlerinde balıkları çokça ortaya çıkarak gelirlerdi. Cumartesinin dışındaki günlerde ise gelmezlerdi. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böylece imtihan ederiz.

A'raf Sûresi 164 - 170. Ayetler

164. Ve hani onlardan bir cemaat de dedi ki: Allah Teâlâ'nın kendilerini helâk edeceği veya şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne için nasihatta bulunuyorsunuz? Dediler ki: Rabbinize karşı mazeret beyan etmek için. Ve umulur ki, sakınırlar.

165. Ne zaman ki onlar kendilerine yapılan uyanları unuttular, kötülükten men edenleri kurtuluşa erdirdik ve zulmedenleri de yaptıkları kötülükler sebebiyle şiddetli bir azap ile yakaladık.

166. Ne zaman ki, kendilerine yasaklanan şeylerden dolayı kibirlendiler, onlara: "aşağılık maymunlar olunuz" deyiverdik.

167. Ve hatırlat onlara o vakit Rabbi bildirmiş oldu ki, elbette kıyâmet gününe kadar onların üzerine onlara en kötü azap ile işkencede bulunacak kimseler gönderecek. Şüphe yok ki, Rabbin elbette cezâyı çabuk verendir ve şüphe yok ki, o elbette çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

168. Ve onları yeryüzünde gurup gurup ümmetler kıldık. Onlardan iyi kimseler vardır. Ve onlardan bundan aşağıda olan kimseler de vardır. Ve onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik, tâki kötülüklerinden dönüversinler.

169. Onlardan sonra bir takım kimseler geldi, kitaba vâris oldular, bu değersiz varlığın geçici malını alır dururlar ve derler ki: Elbette biz ileride aff olunacağız. Ve onlara onun benzeri bir menfaat gelecek olsa onu da alıverirler. Onlardan Allah Teâlâ'ya karşı haktan başkasını söylemeyeceklerine dâir o kitabın mİsakı onun hükmü doğrultusunda bir ahd alınmamış mı idi! Halbuki, onlar o kitaptakini okumuşlardı. Ahiret evi ise takvâ sahipleri için hayırlıdır. Hâlâ buna akıl erdiremiyecek misiniz?

170. Ve o kimseler ki kitaba sarılırlar ve namazı dosdoğru kılmış bulunurlar. Şüphe yok ki, biz öyle iyiliğe çalİsan kimselerin mükâfâtını zâyi etmeyiz.

A'raf Sûresi 171 - 178. Ayetler

171. Ve bir zamanlar dağı sanki o bir gölgelik imiş gibi onların üstlerine koparıp kaldırmıştık. Ve sandılar ki, o hakîkaten üstlerine düşecek, onlara dedik ki: Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve onda olanı hatırlayınız. İhtimâl ki, sakınırsınız.

172. Ve o zaman ki, Rabbin âdemoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini aldı. Ve onları kendi nefisleri üzerine şâhit tuttu. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dedi, onlar da evet... şâhidiz dediler. " Bu da kıyâmet günü biz bundan muhakkak ki, gafiller idik" dememeniz içindir.

173. Veya demeyesiniz ki, muhakkak babalarımız daha evvel ortak koşmuşlardı. Ve biz isek onlardan sonra bir zürriy et olduk. Bizi iptal edenlerin yaptıkları ile helâk mı edeceksin?

174. Ve biz işte âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde beyan ederiz ve gerektir ki küfürlerinden dönüversinler.

175. Onlara o kimsenin haberini de oku ki, o kimseye âyetlerimizi vermiştik, onlardan sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendisine tâbi kıldı. Artık sapıklardan olmuş oldu.

176. Ve eğer biz dileseydik onu o âyetler ile yükseltir idik. Fakat o dünyaya meyletti ve arzusuna tâbi oldu. Artık onun durumu, o köpeğin durumu gibidir ki, üstüne varırsan dilini çıkarır solur, veya terketsen yine dilini uzatır solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumudur. Artık sen kıssaları hikâye et, belki onlar düşünüverirler.

177. O kavmin durumu ne çirkindir ki, bizim âyetlerimizi yalanladılar ve kendi nefislerine de zulümeder oldular.

178. Allah Teâlâ kime hidâyet ederse işte hidâyete eren o'dur. Kimleri de sapıklığa düşürürse işte felâkete uğrayanlar da onlardır.

A'raf Sûresi 179 - 187. Ayetler

179. Andolsun ki, cinler ve insanlardan çoklarını cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır ki, onlar ile anlayamazlar ve onların gözleri vardır ki, onlar ile göremezler ve onların kulakları vardır ki, onlar ile işitemezler. Onlar hayvanlar gibidirler, belki onlar daha sapıktırlar. İşte gâfil olanlar onlardır.

180. En güzel isimler Allah Teâlâ'ya mahsustur. Ona o isimler ile duada bulunun ve onun isimlerinde haktan ayrılan kimseleri terkediniz. Onlar işler oldukları şeylere göre cezâya uğrayacaklardır.

181. Ve yarattıklarımızdan bir ümmet de vardır ki, onlar hak ile rehberlik ederler. Ve hak ile adâletle bulunurlar.

182. Ve o kimseler ki, bizim âyetlerimizi yalanladılar, işte onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.

183. Ve ben onlara mühlet veririm. Şüphe yok ki, benim yakalamam pek şiddetlidir.

184. Onlar düşünmediler mi ki, onların arkadaşlarında bir delilik eseri yoktur. O ancak âşikâr bir şekilde bir uyarıcıdan başka birşey değildir.

185. Onlar göklerin ve yerin yüce mülkiyetine ve Allah Teâlâ'nın yarattığı herhangi birşey e ve ecellerinin yaklaşmış olabildiğine bakmazlar mı? Artık bundan sonra hangi bir söze inanacaklardır?

186. Allah Teâlâ kimi sapıklığa düşürürse artık ona hidâyet edecek bulunamaz. Ve onları kendi sapıklıklarında şaşkın bir halde bırakır.

187. Senden kıyâmet in ne zaman gelip çatacağını sual ederler. De ki: Ona ait bilgi ancak Rabbimin katindadır. Onun vaktini ondan başkası açıklayamaz. Bu göklerde ve yerde ağır muazzam bir durumdur. O sizlere ansızın geliverir, senden sorarlar, sanki sen ondan hakkıyla haberdar imişsin gibi. De ki: Ona ait bilgi ancak Allah Teâlâ'nın katindadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.

A'raf Sûresi 188 - 195. Ayetler

188. De ki: Allah Teâlâ'nın dilediğinden başka nefisim için ne bir faideye ve ne de bir zarara sâhip değilim. Ve eğer ben gaybı bilir olsa idim, elbette hayırdan daha çok şeyler yapardım ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben imân eden bir kavim için korkutucu ve müjdeleyiciden başka birşey değilim.

189. O, ulular ulusu zattır ki, sizi bir nefisten yaratmıştır ve eşini ondan yapmıştır ki onunla huzur bula. Ne zaman ki onunla ilişkide bulundu, hafif bir yük yüklendi. Bir müddet bununla gidip geldi. O zaman ki, ağırlaştı Allah Teâlâ'ya, Rablerine dua ettiler ki eğer bize bir kusursuz çocuk verir isen andolsun ki, biz elbette şükredenlerden oluruz.

190. Ne zaman ki onlara kusursuz evlât verdi. Bunlar kendilerine verdiği şeyde ona o hâlikı kerime şerikler koşmaya başladılar. Allah Teâlâ ise bunların ortak koştukları şeylerden yücedir.

191. Bir şeyyaratamayanları mı ortak koşuyorsunuz? Halbuki onlar yaratılmaktadırlar.

192. Halbuki ne bunlar için yardımda bulunmaya güç yetirebilirler. Ve ne de kendi nefislerine yardım edebilirler.

193. Ve eğer onları doğru yola dâvet etseniz size tâbi olmazlar. Siz onları dâvet etseniz de veya sükût eder olsanız da sizin için birdir.

194. Allah Teâlâ'dan başka taptığınız şeylerde şüphe yok ki, sizin gibi kullardır. Haydi onları çağırınız da size cevap versinler, eğer siz doğru kimseler iseniz.

195. Onlar için kendileriyle yürüyecekleri ayakları mı, veya onlar için tutacakları elleri mi veya onlar için kendileriyle görecekleri gözleri mi veyahut onlar için kendisiyle işitecekleri kulakları mı var? De ki, haydi çağırınız ortaklarınızı, sonra bana yapacağınız hileyi yapınız, bana hiç mühlet vermeyiniz.

A'raf Sûresi 196 - 206. Ayetler

196. Şüphe yok ki, benim koruyucum, o kitabı indirmiş olan Allah Teâlâ'dır. Ve o bütün salih kullarını gözetir.

197. Ve ondan başka taptıklarınız, ne size yardım etmeğe güç yetirebilirler ve ne de kendi nefislerine yardım edebilirler.

198. Ve onları doğru yolu göstermeğe çağıracak olsanız duymazlar. Ve onları sana bakar görürsün halbuki, onlar göremezler.

199. Af yolunu tut, iyiliği emret ve câhillerden yüz çevir.

200. Ve eğer seni şeytan tarafından bir vesvese gıdıklayacak olursa hemen Allah Teâlâ’ya sığın. Şüphe yok ki, o hakkıyla işiticidir, tamamiyle bilicidir.

201. Muhakkak o kimseler ki, takvâya ermişlerdir. Onlar, kendilerine şeytan tarafından bir vesvese iliştiği zaman güzelce düşünürler. Derhal görücü kimseler olurlar.

202. Ve kardeşleri onları sapıklığa sürükler dururlar. Sonra o sapıklığı terketmezler.

203. Ve onlara bir âyet getirmediği! zaman "onu kendi tarafından uydurmalı değil miydin" derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahy olunana tâbi olurum. Bu Rabbiniz tarafından basiretlerdir ve inanan bir kavim için hidâyettir ve rahmettir.

204. Ve Kur'an okunduğu zaman onu hemen dinleyin ve sükût edin, tâki rahmete kavuşasınız.

205. Ve Rabbini içinden yalvararak ve korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabahları ve akşamları zikred ve gâfillerden olma.

206. Şüphe yok ki, Rab'bîn katında bulunanlar ona ibâdet etmekten kibirlenmezler. Ve onu tesbih ederler ve ancak onun için secdeye kapanırlar.

Enfâl Sûresi 1 - 8. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah Teâlâ'ya ve Peygamber'e aittir. Artık Allah Teâlâ’dan korkunuz. Aranızdaki hâli düzeltiniz ve Allah Teâlâ'ya ve resulüne itaat ediniz, eğer mü'min kimseler iseniz.

2.     Gerçekten mü'min olanlar, o kimselerdir ki. Allah Teâlâ zikiredildiği zaman yürekleri titrer ve onlara Cenâb-ı Hak'kın âyetleri okunduğu vakit imanlarını artırır ve Rab'lerine tevekkülde bulunurlar.

3.     Onlar o mü'minlerdir ki namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerini rızıklandırmış olduğumuz şeylerden infakta bulunurlar.

4.     İşte hakkıyla mü'minler onlardır. Onlar için Rab'lerinin katında dereceler ve mağfiret ile sonsuz bir rızık vardır.

5.     Nasıl ki, Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkarmıştı, Müminlerden bir kısmı ise şüphe yok ki, bunu hoş görmüyorlardı.

6.     Hak belirdikten sonra on'da seninle mücadelede bulunurlar. Sanki onlar bakar oldukları halde ölüme sevkolunuyorlarmış!.

7.     Ve hani Allah Teâlâ size iki taifeden birini "şüphesiz o sizindir" diye vaad etmişti. Siz ise arzu ediyordunuz ki, kuvvet sahibi olmayan sizin olsun. Halbuki, Allah Teâlâ emirleriyle hakkı izhar etmeyi ve kâfirlerin arkasını kesmeyi irade buyuruyordu.

8.     Tâki: Hakkı isbat ve bâtılı iptal etsin. İsterse, günahkâr olanlar hoşnut olmasınlar.

Enfâl Sûresi 9 - 16. Ayetler

9.     O zaman ki. Rabbinizden imdat istiyordunuz. Şüphe yok ki, size ardı ardına meleklerden bin ile imdat ediciyim, diye sizin için duanıza icâbet buyurdu.

10.   Ve Allah Teâlâ bunu ancak bir müjde olmak ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır. Ve halbuki, zafer ancak Allah tarafındandır. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ güçlüdür, hikmet sahibidir.

11.   Hatırlayınız ki, onun tarafından bir eminlik olmak için sizi bir hafif uykuya daldırmıştı. Ve gökten üzerinize su da indiriyordu. Onunla sizi temizlesin ve sizden şeytanın vesvesesini gidersin ve kalplerinize bir râbıta versin ve onunla ayakları sabit kılsın diye.

12.   Hani Rabbin meleklere vahy ediyordu ki: Şüphesiz ben sizinle beraberim. Haydin imân edenlere destek olun, kâfir olanların yüreklerine elbette korku düşüreceğim. Hemen boyunlarının üstüne vurun ve onların bütün parmaklarına vurun...

13.   Bu da onların Allah Teâlâ'ya ve Resûlüne muhalefet ettiklerinden dolayıdır. Ve her kim Allah Teâlâ'ya ve Resûlüne muhalefet ederse şüphe yok ki. Allah Teâlâ'nın cezası pek şiddetlidir.

14.   İşte gördünüz ya! Şimdi bunu tadınız. Ve şüphesiz ki, kâfirler için ateş azabı da vardır.

15.   Ey imân etmiş olanlar! Kâfir olanlara toplu bulundukları bir halde karşılaştığınız zaman onlara arkalarınızı çevirmeyiniz.

16.   Ve her kim o günde onlara arkasını çevirirse, cenk için bir tarafa dönmek veya diğer bir fırkada yer almak için müstesnâ, muhakkak ki. Allah Teâlâ tarafından bir gazap ile dönmüş olur ve onun yurdu cehennemdir ve ne fena bir dönülecek yer.

Enfâl Sûresi 17 - 25. Ayetler

17.   Sonra onları siz öldürmediniz ve lâkin Allah Teâlâ öldürdü. Ve attığın vakit sen atmadın, fakat Allah Teâlâ attı. Hem de müminleri Allah tarafından güzel bir imtihan ile imtihan etmek için. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ, hakkıyla işiticidir, tam mânâsıyla bilicidir.

18.   Bu böyledir ve şüphe yok ki. Allah Teâlâ kâfirlerin hilesini iptâl edicidir.

19.   Eğer ey kâfirler fetih istiyorsanız işte size fetih gelmiştir. Ve eğer vazgeçerseniz artık o sizin için hayırlıdır. Ve eğer dönerseniz biz de döneriz. Ve elbette cemaatiniz çok olsa da size birşey ile fayda verir olamayacaktır. Ve muhakkak ki. Allah Teâlâ müminler ile beraberdir.

20.   Ey imân etmiş olanlar! Allah Teâlâ'ya ve peygamberine itaat ediniz. Ve siz işitir olduğunuz halde ondan yüz çevirmeyiniz.

21.   Ve öyle kimseler gibi olmayınız ki, onlar işittik derler ve halbuki onlar işitmezler.

22.   Şüphesiz ki. Allah Teâlâ katında canlıların en kötüsü, sağırlar ve dilsizlerdir ki, akıl erdiremezler.

23.   Ve eğer Allah Teâlâ onlarda bir hayır bilse idi elbette onlara işittirirdi. Ve eğer işittirecek olsaydı elbette onlar yine dönerlerdi. Ve onlar kaçınan kimselerdir.

24.   Ey mü'minler! Sizi kendinize hayat verecek şeylere davet ettiği vakit Allah için ve Peygamber için icâbet edin ve biliniz ki, muhakkak Allah Teâlâ kişi ile kalbi arasına girer ve şüphe yok ki, onun huzurunda toplanacaksınız.

25.   Ve bir fitneden sakınınız ki, sizden yalnız zulüm edenlere dokunmakla kalmaz ve biliniz ki, muhakkak Allah Teâlâ’nın cezası pek şiddetlidir.

Enfâl Sûresi 26 - 33. Ayetler

26.   Ve hatırlayınız ki, bir zaman siz yeryüzünde azlık idiniz, zayıf sayılan kimseler idiniz. İnsanların sizi çarpıp kapmasından korkardınız. Sonra Allah Teâlâ sizi yerleştirdi ve sizi yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı, tâki, şükredesiniz.

27.   Ey imân edenler! Allah Teâlâ'ya ve Peygambere hiyanet etmeyiniz ve emanetlerinize hiyanette bulunmayınız. Halbuki, siz bilirsiniz.

28.   Ve biliniz ki, muhakkak mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Ve şüphe yok ki. Allah Teâlâ'nın katında pek büyük bir mükâfat vardır.

29.   Ey imân edenler! Eğer Allah Teâlâ'dan korkarsanız sizin için bir furkan kılar ve sizin günahlarınızı örter ve sizin için mağfiret buyurur. Ve Allah Teâlâ pek büyük bir lütuf sahibidir.

30.   Ve hani bir zamanda o kâfirler, seni tutup bağlamaları veya seni öldürmeleri veya seni çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Ve onlar tuzak kurmaktalar. Allah Teâlâ da tuzak kuranların hayırlısıdır.

31.   Ve onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: Artık işittik, eğer dileyecek olsak elbette bunun benzerini biz de söyleyebiliriz. Bu evvelkilerin efsanelerinden başka birşey değildir.

32.   Ve bir vakit dediler ki: Ey Allah! Eğer senin tarafından hak olan bu ise hemen üzerinize gökten taşlar yağdır veya bize pek elemli bir azap getir.

33.   Ve halbuki, sen onların aralarında bulundukça Allah Teâlâ onlara azap edecek değildir. Ve onlar istiğfarda bulundukları halde de Allah Teâlâ onları azaplandırıcı değildir.

Enfâl Sûresi 34 - 40. Ayetler

34.   Ve neleri vardır ki. Allah Teâlâ onları azaplandırmasın? Ve onlar Mescid-i Haramdan men ediyorlar. Halbuki onun mütevellileri değildirler. Onun mütevellileri takvâ sahiplerinden başkası değildir. Ve lâkin onların birçokları bilmezler.

35.   Ve onların Beyti şerifteki namazları, ıslık çalmaktan ve el çarpmaktan başka değildir. Artık azabı tadınız, küfreder olduğunuzdan dolayı.

36.   Muhakkak o kimseler ki, kâfir olmuşlardır, mallarını Allah Teâlâ'nın yolundan men etmek için harcarlar. Artık onu yine harcayaklardır. Sonra onların üzerine yürek acısı olacaktır. Sonra da mağlûp olacaklardır ve kâfir olanlar cehenneme sevkolunacaklardır.

37.   Tâki, Allah Teâlâ pisi temizden ayırt etsin. Ve pis olanın bazısını bazısı üzerine kılıp hepsini toplasın. Artık onu cehenneme koysun. İşte ziyana uğramış olanlar, ancak onlardır.

38.   Kâfir olanlara de ki: Son verirlerse geçmişteki günahları onlara bağışlanır. Ve eğer yine geri dönerlerse, artık şüphe yok ki, evvelkilerin sünneti geçmiştir.

39.   Ve onlar ile bir fitne kalmayıncaya ve din tamamiyle Allah için oluncaya kadar cihatda bulunun. Bunun üzerine küfrlerine son verirlerse şüphe yok ki, Allah Teâlâ yapacak oldukları şeyleri tamamiyle görücüdür.

40.   Ve eğer yüz çevirirlerse artık biliniz ki. Allah Teâlâ muhakkak sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır.

Sayfa 7 / 26

  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
 
 
  • İLETİŞİM