• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Hûd Sûresi 98 - 108. Ayetler

98.   Kıyâmet gününde kavminin önüne düşer. Derken onları ateşe götürmüş olur. Ve ne fena bir sudur, o varılmış olan su.

99.   Burada da bir lânete tâbi tutuldular, kıyâmet gününde de. Ne kötü bir yardımdır bu yapılmış olan yardım.

100. İşte bu şehirlerin haberlerindendir. Onu sana hikâye ediyoruz. Onlardan kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi) olan da.

101. Ve biz onlara zulümetmedik ve lâkin onlar kendi nefislerine zulüm ettiler. Allah Teâlâ’dan başka taptıkları tanrıları, Rabbin emri geldiği vakit onları hiçbir şeyden yararlandırmış olmadı ve onlara ziyandan başka birşey arttırmış da olmadılar.

102. Ve işte Rabbin yakalaması böyledir, şehirleri zalîm oldukları halde yakaladığı zaman, şüphe yok ki, onun yakalaması pek acıklıdır, pek şiddetlidir.

103. Şüphe yok ki, bunda âhiret azâbından korkan kimse için bir ibret vardır. O bir gündür ki, onun için insanlar toplanmış olacaktır ve o kendisinde şahitlik yapılacak bir gündür.

104. Ve biz onu ancak sayılı bir müddet için geriye bırakmış oluruz.

105. O geldiği gün hiçbir şahıs konuşamaz. Ancak onun izniyle konuşmak müstesnâ artık onlardan kimi bedbahttır, kimi de mutlu.

106. İmdi bedbaht olmuş olanlar ateştedirler. Onlar için orada şiddetli bir soluk alıp vermek ve bir hıçkırık vardır.

107. Onlar orada gökler ve yer devam ettikçe ebedî olarak kalacaklardır. Rabbin dilediği müddet müstesnâ. Şüphe yok ki, senin Rabbin dilediğini hakkıyla yapandır.

108. Ve lâkin mutlu olanlar cennettedirler. Rabbin dilediği müddetden başka gökler ve yer devam ettikçe orada ebedî kalacaklardır. Bir lütuf ki, arkası kesilmiş değildir.

Hûd Sûresi 109 - 117. Ayetler

109. Artık onların taptıkları şeyden şüphen olmasın. Onlar ibâdetde bulunmazlar, ancak evvelce babalarının taptıkları gibi tapınmakda bulunurlar. Ve biz de şüphe yok ki, onlara nasiplerini eksiksiz ödeyeceğizdir.

110. Ve yemin olsun ki; Musa'ya kitabı verdik. Derken onda ihtilâf edildi. Eğer Rabbin tarafından bir kelime geçmiş olmasa idi elbetde aralarında hüküm verilirdi. Ve muhakkak ki, onlar ondan kuşkuya düşüren şiddetli bir şüphe içindedirler.

111. Ve şüphe yok ki, Rabbin herbirine amellerinin karşılığını tamamiyle ödeyecektir. Muhakkak ki, o yapmakta olduklarından hakkıyla haberdardır.

112. Artık emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve tevbe etmiş seninle beraber bulunmuş olanlar da. Ve haddi aşmayın, şüphe yok ki, o, yapmakta olduğunuz şeyleri hakkıyla görücüdür.

113. Zulüm etmiş olanlara meyletmeyiniz. Yoksa size ateş dokunur ve sizin için Allah Teâlâ'dan başka yardımcılardan kimse yoktur. Sonra yardım göremezsiniz.

114. Ve namazı gündüzün iki tarafında ve geceden ve gündüze yakın saatlerde dosdoğru kıl. Şüphe yok ki, iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, güzelce düşünenler için iyi bir öğütdür.

115. Ve sabr et. Zira şüphe yok ki. Allah Teâlâ güzel iş yapanların mükâfatını zâyetmez.

116. Sizden evvelki asırlarda yeryüzünde bozgunculuktan alıkoyacak bir kısım fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Ancak onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz bir kısmı müstesnâ ve o zulüm edenler ise kendilerinin içinde bulundukları refaha dünya varlığına uydular ve günahkâr kimseler oldular.

117. Ve senin Rabbin ahalisi iyi kimseler oldukları halde şehirleri haksızlıkla helâk eder olmadı...

118. Ve eğer Rabbin dilese idi, elbetde bütün insanları bir tek ümmet kılardı. Fakat onlar ihtilâf eden kimseler olmaktan geri durmayacaklardır.

Hûd Sûresi 118 - 123. Ayetler

119. Ancak Rabbinin rahmet ettiği kimseler müstesna. Ve onun içindir ki, onları yaratmıştır. Ve Rabbinin şu sözü de tamam olmuştur ki: Elbetde cehennemi bütün cinlerden ve insanlardan dolduracağımdır.

120. Peygamberlerin bütün haberlerinden kendisiyle kalbini tesbit edeceğimiz olanlarını sana anlatıyoruz. Ve bunda sana hak ve mü'minler için bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.

121. Ve imân etmeyenlere de ki: Siz kendi gücünüz nisbetinde çalışınız, şüphe yok ki, biz de çalİsanlarız.

122. Ve siz bekleyiniz, şüphesiz ki biz de beklemekteyiz.

123. Ve göklerin ve yerin gaybı Allah içindir ve her iş de ona döndürülecektir. Artık ona ibâdet et ve ona tevekkülde bulun ve Rabbin neler yapmakta olduğunuzdan aslâ gâfil değildir.

Yûsuf Sûresi 1 - 4. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Elif, Lâm, Râ. İşte bu, apaçık kitabın ayetleridir.

2.     Şüphe yok ki, biz onu bir Arapça Kur'an olarak indirdik, umulur ki, siz güzelce anlarsınız.

3.     Biz sana bu Kur'an'ı vahy etmekle sana en güzel kıssayı anlatıyoruz. Halbuki, sen ondan evvel elbetde bilmiyenlerden idin.

4.     Bir vakit ki, Yusuf babasına demişti: Ey babacağım! Muhakkak ben rüyâmda on bir yıldız ile güneşi ve ayı gördüm, onları bana secde ederlerken gördüm.

Yûsuf Sûresi 5 - 14. Ayetler

5.     Babası dedi ki: Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine haber verme. Sonra senin için bir tuzak kurarlar. Şüphe yok ki, şeytan insan için apaçık bir düşmandır.

6.     Ve işte öylece Rabbin seni seçecek ve sana rüyâların tabirinden bilgi verecek ve nimetini senin ve Yâkub hanedanının üzerine tamamlayacak, nasıl ki, onu evvelce ataların İbrahim ve İshak üzerine de tamamlamıştı. Şüphe yok ki, senin Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.

7.     And olsun ki, Yûsuf ta ve kardeşlerinde isteyenler için bir nice ibretler var idi.

8.     O vakit ki, demişlerdi: Elbetde Yûsuf ile kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki, biz birbirine bağlı kuvvetli bir cemaatiz. Şüphe yok ki, bizim babamız, elbetde apaçık bir hata içindedir.

9.     Yûsuf'u öldürün veya onu bir yere atınız ki, babanızın yüzü yalnız size kalsın ve siz ondan sonra sâlihler olan bir cemaat olursunuz.

10.   Onlardan biri dedi ki: Yusuf'u öldürmeyin ve onu kuyunun dibine atıverin, onu kervanlardan birisi alıverir, eğer siz yapacak kimselerden iseniz böyle yapınız.

11.   Dediler ki: Ey babamız! Sana ne oluyor ki, Yûsufu bize inanmıyorsun? Ve halbuki, biz onun için elbetde iyilik sever kimseleriz...

12.   Onu yarın bizimle beraber gönder, bol bol meyve yesin ve oynasın. Ve şüphe yok ki, biz onu elbetde koruruz.

13.   Dedi ki: Onu alıp götürmeniz şüphesiz ki, beni üzer. Ve siz ondan habersiz bulunduğunuz halde onu kurdun yemesinden korkarım.

14.   Dediler ki: Biz kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde onu eğer kurt yerse artık şüphesiz ki, biz elbetde âcizliğe düşmüş kimseleriz.

Yûsuf Sûresi 15 - 22. Ayetler

15.   Vaktâki, Yûsuf ile beraber gittiler ve onu kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdiler. Biz de ona şöyle vahy ettik: And olsun ki, sen onlara hiç farkında olmadıkları halde bu işlerinden elbetde haber vereceksin.

16.   Ve babalarına akşam vakti ağlayarak geldiler.

17.   Dediler ki: Ey babamız! Biz hakikaten bir yarış ederek gittik. Yûsuf'u da eşyamızın yanında bıraktık, hemen onu kurt yemiş ve sen bize doğru sözlü kimseler olsak da inanmazsın.

18.   Ve gömleği üzerinde yalancı bir kan olduğu halde gelmişlerdi. Dedi ki: Size nefisiniz belki bir işi güzel gösterdi. Artık güzel bir sabr! Ve ancak Allah Teâlâ’dır, sizin şu söylediklerinize karşı kendisinden yardım istenilecek zat.

19.   Ve bir kervan geldi, sucularını gönderdiler hemen kovasını salıverdi. Ey müjde! Bu genç bir köle dedi ve onu bir sermaye olarak sakladılar. Allah Teâlâ ise onların yapacaklarını tamamen bilicidir.

20.   Ve onu değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirhem ile satı verdiler ve onlar zâten ona değer vermemişlerdi.

21.   Ve onu satın alan Mısır'lı eşine dedi ki: Onu mevkiine güzelce riâyet et. Umulur ki, bize fâideli olacaktır veya onu evlâd ediniriz. Ve işte Yûsuf'u öylece Mısır'da yerleştirdik ve hem de ona rüyâların tabirini öğretelim diye ve Allah Teâlâ, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

22.   Ne zamanki ergenlik çağına erişti, ona bir hükm ve bir ilim verdik ve işte güzel davrananları öylece mükâfatlandırırız.

Yûsuf Sûresi 23 - 30. Ayetler

23.   Ve onu evinde bulunduğu kadın, nefisinden muradını almak için tuzağa düşürmek istedi ve kapıları kilitledi ve "haydi gelsene” dedi. Yusuf da dediki: Allah Teâlâ'ya sığınırım. Şüphe yok ki, o benim efendimdir. Benim ikâmetgâhımı güzelce kılmıştır. Muhakkak ki, zâlimler kurtuluşa ermezler.

24.   Ve hakikaten kadın ona meyletmişti. O da eğer Rabbinin delilini görmemiş olsa idi kadına meyletmişti, işte ondan fena bir niyeti ve fuhşa atılmayı uzaklaştıralım diye öyle delilimiz gösterilmiş oldu. Muhakkak ki, o, bizim ihlâslı kullarımızdandır.

25.   Ve kapıya koşuverdiler ve kadın onun gömleğini arka tarafından çekip parçaladı. Ve kadının efendisine kapının yanında rastladılar. Dedi ki: Senin ailene kötülük isteyen bir kimsenin cezası, zindana atılmasından veya acıklı bir azabtan başka nedir?

26.   Yûsuf dedi ki: O kadın benim nefisimden muradını almak istedi. Ve o kadının yakınlarından bir şahit de şahitlikte bulundu ki: Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmış ise kadın doğru söylemiştir ve o ise yalancılardandır.

27.   Ve eğer gömleği arka taraftan parçalanmış ise o halde kadın yalan söylemiştir. O ise sadıklardandır.

28.   Ne zamanki kadının kocası gömleğinin arka tarafından parçalanmış olduğunu gördü, dedi ki: Şüphesiz bu ey kadın! Sizin tuzağınızdandır. Şüphe yok ki, sizin tuzağınız pek büyüktür.

29.   Ey Yûsuf! Sen bundan bu hadiseyi söylemekten kaçın, ey kadın! Sen de günahın için af dileğinde bulun. Muhakkak ki, sen hepten günâha girmiş olanlardan oldun.

30.   Ve şehirdeki bir takım kadınlar dedi ki: Azîz'in karısı, genç kölesinin nefisinden muradını almak istiyormuş. Muhakkak ki, onun yüreğini kaplayan ince deriyi bir sevgi parçalamış. Şüphe yok ki, biz onu elbette bir apaçık sapıklık içinde görüyoruz.

Yûsuf Sûresi 31 - 37. Ayetler

31.   Ne zamanki, onların gizledikleri dedikodularını işitti, onlara bir davetçi gönderdi ve onlar için çakı ile kesilecek bir yemek sofrası hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve ey Yûsuf! Onların karşılarına çık dedi. Vaktaki onu gördüler, onu pek büyüttüler ve kendi ellerini kesiverdiler ve dediler ki: Allah Teâlâ'yı tenzîh ederiz, bu bir insan değil, bu ancak üstün bir melektir.

32.   Dedi ki: İşte bu o kimsedir ki, bundan dolayı beni kınadınız. Yemin ederim ki, ben onun nefisinden muradımı istedim de o kaçındı günâha girmek istemedi. Ve eğer benim ona emrettiğimi yapmaz ise elbetde zindana atılacaktır. Ve elbetde zillete düşmüş olanlardan olacaktır.

33.   Yûsuf dedi ki: Rab'bîm! Benim için zindan, beni kendisine dâvet ettikleri şeyden daha sevgilidir. Ve eğer beden onların hilelerini bertaraf etmez isen onlara meyleder ve câhillerden olmuş olurum.

34.   Artık onun duâsını Rabbi kabul etti de ondan onların hilelerini bertaraf buyurdu. Şüphe yok ki, O'dur hakkıyla işiten, tamamiyle bilen O'dur.

35.   Sonra onlara, o gördükleri delilleri müteakip onu herhalde bir müddet zindana atmaları kanaati uygun göründü.

36.   Ve onunla beraber iki genç de zindana girdi. Bunlardan biri dedi ki: Muhakkak ben kendimi rüyada görüyorum ki, şarap sıkıyorum. Diğeri de dedi ki: Ben de kendimi görüyorum ki, başımın üstünde bir ekmek taşıyorum. Ondan kuşlar yiyor. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz ki, biz seni iyilik sahiplerinden görüyoruz.

37.   Hz. Yûsuf'ta dedi ki: İkinizin rızıklanacağınız bir yemek gelmez ki, ancak ben onu daha size gelmezden evvel haber veririm. Bunlar bana Rabbimin öğretmiş olduğu şeylerdendir. Şüphe yok ki, ben Allah Teâlâ'ya iman etmeyen bir kavmin dinini terk ettim ve onlar evet onlar âhireti inkâr eden kimselerdir.

Yûsuf Sûresi 38 - 43. Ayetler

38.   Ve babalarını İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine tâbi oldum. Bizim için Allah'a her hangi bir şeyi ortak koşmamız doğru olamaz. Bu tevhit bizim üzerimize ve insanların üzerine Allah Teâlâ'nın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

39.   Ey benim iki zindan arkadaşım! Çeşitli Tanrılar mı hayırlıdır. Yoksa gücüne karşı durulamaz olan Allah mı?

40.   Sizin Allah'tan başka ibâdet ettiğiniz şeyler bir takım isimlerden başka birşey değildirler. O isimleri siz ve babalarınız takmışsınızdır. Allah Teâlâ bununla hiçbir delil indirmemiştir. Hükm ise başkasına değil, ancak Allah'a mahsustur. Başkasına değil, ancak ona ibâdet ediniz diye emretmiştir. İşte dosdoğru olan din bundan ibaretdir fakat insanların çoğu bilmezler.

41.   Ey iki zindan arkadaşım! Rüyânızın tâbirine gelince Biriniz efendisine şarap sunacaktır ve diğeri ise asılacak da başından kuşlar yiyecektir. Hakkında yorum istediğiniz iş, tamam olmuştur.

42.   Ve o ikisinden kurtulacağını sanmış olduğuna dedi ki: Beni efendinin yanında an. Fakat efendisine anmayı ona şeytan unutturdu ve artık zindanda senelerce kalıverdi.

43.   Ve hükümdar dedi ki: Ben rüyâmda yedi semiz sığır görüyorum ki, onları yedi zayıf sığır yiyor ve yedi yeşil başak ile diğer kuruları görüyorum. Ey seçkin topluluk! Eğer siz rüyâ tabir ediyorsanız benim rüyâm hakkında bana yorum yapınız.

Yûsuf Sûresi 44 - 52. Ayetler

44.   Dediler ki: Bunlar karmakarışık rüyâlardır ve biz karışık rüyâların yorumunu bilici değiliz.

45.   Ve o ikisinden kurtulmuş olan, uzunca bir müddetden sonra hatırladı da dedi ki: Ben size onun tabirini haber veririm, beni hemen gönderiniz.

46.   Hz. Yûsuf a geldi dedi ki: Yûsuf! Ey pek doğru sözlü! Bize bilgi ver, yedi semiz sığır hakkındaki onları yedi zayıf sığır yiyor. Ve yedi yeşil başak ile diğer kuru başaklar Hakkında. Umulur ki, o insanlara dönerim, belki, onlar da doğruyu öğrenirler.

47.   Dedi: Yedi yıl âdetiniz üzere ekersiniz. Sonra biçeceğiniz şeyleri başağı içinde bırakınız. Ancak yiyeceklerinizden az bir miktar müstesnâ.

48.   Sonra onun ardından yedi şiddetli sene gelir ki: Onlar için önceden biriktirmiş olduklarınızı yerler. Ancak tohumluk için saklıyacağınızdan birazı müstesnâ.

49.   Sonra bunu müteakip bir sene de gelir ki, onda insanlar yağmura kavuşurlar. Ve on'da sıkıp sağacaklar.

50.   Ve hükümdar dedi ki: Onu bana getiriniz. Ne zaman ki ona elçi geliverdi, dedi ki: Efendine dön, ona sor ki, o ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş? Şüphe yok ki, benim Rabbim onların hilelerini hakkıyla bilicidir.

51.   Hükümdar kadınlara dedi ki: Durumunuz ne idi? O vakit ki, Yûsufun nefisinden muradınızı almak istemiş idiniz. Dediler ki: Hâşâ! Allah için biz onun aleyhinde bir kötülük bilmiş değiliz. Aziz'in karısı da dedi ki:Şimdi hak ortaya çıktı.Onun nefisinden ben murad almak istemiştim ve şüphe yok ki, o elbette doğrulardandır.

52.   Hz. Yûsuf dedi ki: Bu, bilmesi içindir ki: Ben ona gıyabında hiyanet etmiş olmadım. Ve şüphesiz ki. Allah Teâlâ hâin olanların hilesini başarıya ulaştırmaz.

Yûsuf Sûresi 53 - 63. Ayetler

53.   Ve nefisimi temize çıkarmıyorum. Şüphe yok ki: Nefis kötülüğü pek fazla emredicidir. Rabbimin esirgemiş olduğu müstesnâ. Muhakkak ki: Rabbim çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.

54.   Ve hükümdar dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime tahsis edeyim. Vaktaki onunla konuştu Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin.

55.   Hz. Yûsuf'da dedi ki: Beni yurdun hâzineleri üzerine tayin et, muhakkak ki, ben çok iyi korurum, bu işi bilirim.

56.   Ve öylece Yûsuf için o yerde bir makam, bir selâhiyet verdik. Oradan dilediği yerde ikâmet eder idi. Biz dilediğimize rahmetimizi nasib ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zâyi etmeyiz.

57.   Ve elbette ki, imân eden ve takvaya devam edip duran kimseler için âhiretin mükâfatı daha hayırlıdır.

58.   Ve Yûsufun kardeşleri geldi, hemen onun huzuruna girdiler. Derhal onları tanıdı. Onlar ise onu tanımıyorlardı.

59.   Ve onların yüklerini hazırlayıp tanzim edince dedi ki:

Bana siz baba bir kardeşinizi getiriniz. Görmüyor musunuz ki, ben ölçeği tamam ölçüyorum ve ben mİsafir kabul edenlerin en hayırlısıyım.

60.   İmdi onu bana getirmezseniz artık benim yanımda sizin için bir kile bile hububat yoktur ve bana yaklaşmayınız.

61.   Dediler ki: Ondan dolayı babasına müracaat edeceğiz ve müsaade almaya çalışacağız. Ve muhakkak biz bunu herhalde yapacağız.

62.   Ve Hz. Yûsuf hizmetkârlarına dedi ki: Onların sermayelerini yükleri içine koyuveriniz. Belki âileleri yanına dönüp gidince onun farkına varırlar ve umulur ki: Geri dönerler.

63.   Ne zaman ki babalarına dönüverdiler, dediler ki: Ey babamız! Bizden erzak yasaklandı, artık bizimle beraber kardeşimizi de gönder ki, erzak alalım ve muhakkak ki, biz onun için elbette koruyucu kimseleriz.

Yûsuf Sûresi 64 - 69. Ayetler

64.   Hz. Yâkub da dedi ki: Onun hakkında size inanabilir miyim? Meğer ki evvelce kardeşi hakkında size güvendiğim gibi ola. İmdi Allah Teâlâ'dır, en hayırlı koruyucu ve merhamet edenlerin en merhametlisi.

65.   Ne zaman ki yüklerini açtılar, sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne isteriz? Bu bizim sermayemizdir, bize geri verilmiş. Ailemize yine yiyecek getiririz ve kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de arttırırız. Bu ise az bir miktardır.

66.   Dedi ki: Onu sizinle beraber göndermem, onu bana getireceğinize dâir Allah Teâlâ'dan bana sağlam bir söz verinceye kadar. Ancak kuşatılmanız hariç. Vaktaki, ona teminatlarını getiriverdiler. Dedi ki: Allah Teâlâ’da dediklerimizin üzerine şâhitdir.

67.   Ve dedi ki: Oğullarım! Bir kapıdan girmeyiniz, ayrı ayrı kapılardan giriniz. Maamafih Allah tarafından takdir edilen herhangi bir şeyi sizden savamam. Hükm ancak Allah’ındır. Ben Allah'a dayandım ve tevekkül edenler ancak ona dayansınlar.

68.   Ne zaman ki, babalarının kendilerine emretdiği şekilde şehre girdiler, böyle bir giriş, onlardan hiçbir İlâhi takdiri savar olmadı. Ancak Yakûb'un nefisindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Ve şüphe yok o, kendisine öğretmiş olduğumuzdan dolayı bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu bilmezler.

69.   Ve Yûsufun huzuruna girdikleri zaman, kardeşini yanına alıverdi. Ve dedi ki: Şüphe yok, ben senin kardeşinim artık onların yaptıkları şeyden dolayı üzülme.

Yûsuf Sûresi 70 - 78. Ayetler

70.   Ne zaman ki; onların yüklerini hazırlattı, su kabını kardeşinin yükü içine koydu. Sonra bir tellâl: Seslendi ki: Ey kâfile halkı şüphe yok ki, siz hırsızlarsınız.

71.   Onlar döndüler de dediler ki: Ne arıyorsunuz?

72.   Dediler ki: Hükümdarın su kabını arıyoruz ve onu getirecek kimse için bir deve yükü vardır. Ve ben de ona kefilim.

73.   Dediler ki: Allah'a and olsun, siz de muhakkak bilmişsinizdir ki, biz bu yerde fesat çıkarmak için gelmedik ve biz hırsız kimseler de değiliz.

74.   Dediler ki: Eğer siz yalancı kimseler oldunuz ise onun cezası nedir?

75.   Dediler ki: Onun cezası, kimin yükünde bulunur ise, işte o onun cezasıdır. Biz zâlimleri böylece cezâlandırırız.

76.   Artık kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra onu kardeşinin yükünden çıkarıverdi. İşte Yûsuf için böyle bir tedbir yaptık. Yoksa hükümdarın dinine göre kardeşini alıkoyabilecek değildi. Ancak Allah Teâlâ’nın dilemesi hariç. Biz dilediğimiz kimseyi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sâhibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.

77.   Dediler ki: Eğer çaldı ise onun bir kardeşi de daha evvel çalmış idi. Yûsuf da bunu nefisinde gizledi ve bunu onlara açıklamadı. Dedi ki: Siz kötü bir durumdasınız ve Allah Teâlâ sizin anlattığınızı çok iyi bilir.

78.   Dediler ki: Ey Aziz! Muhakkak onun çok yaşlı bir babası vardır. Onun yerine bizden birini al. Şüphesiz ki, biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.

Yûsuf Sûresi 79 - 86. Ayetler

79.   Dedi ki: Biz malımızı yanında bulduğumuzdan başkasını almaktan Allah'a sığınırız. Şüphe yok ki, biz o halde elbetde zâlimler oluruz.

80.   Ne vakit ki, ondan ümitlerini kestiler, birbiriyle fısıldaşarak diğerlerinden ayrıldılar. Büyükleri dedi ki: Babanızın muhakkak Allah'a yemin ile teminat almış olduğunu ve sizin evvelce de Yûsuf hakkında yapmış olduğunuz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye kadar veya benim için Cenab'ı Hak hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmam ve o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.

81.   Babanıza dönünce deyiniz ki: Ey babamız! Şüphe yok ki, oğlun hırsızlık etti. Biz bildiğimiz şeyden başkasına şahitlik etmedik ve biz gaybı bilip onu koruyucular değiliz.

82.   Ve içinde bulunduğumuz şehre sor ve içinde gelmiş olduğumuz kervan'a da. Ve biz şüphe yok ki, elbetde doğru kimseleriz.

83.   Dedi ki: Hayır, size nefisleriniz bir işi süslemiştir. Artık bana düşen güzel bir sabırdır, umulur ki. Allah Teâlâ onların hepsini bana getiriverir. Şüphe yok ki o, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.

84.   Ve onlardan yüz çevirdi. Ve ey Yûsuf'um diye sızlandı ve gözleri hüzünden dolayı bembeyaz kesildi. Artık kederini içine atıyordu.

85.   Dediler ki: Vallahi sen hasta oluncaya kadar veya helâk olmuşlardan oluncaya kadar Yûsuf'u anıp durmaktan geri kalmayacaksın.

86.   Dedi ki: Ben derdimi ve üzüntümü ancak Allah Teâlâ’ya arzederim ve ben Allah Teâlâ’dan sizin bilmiyeceğiniz şeyi bilirim.

Yûsuf Sûresi 87 - 95. Ayetler

87.   Oğullarım! Gidinizde Yusuf'tan ve kardeşinden bir haber arayıp sorunuz. Ve Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşmeyiniz. Çünki Allah’ın rahmetinden kâfirler topluluğundan başkası ümidini kesmez.

88.   Ne vakit ki, onun huzuruna girdiler, dediler ki: Ey Aziz! Bizi de, ailemizi de kıtlık kapladı ve bir değersiz sermaye ile gelmiş olduk. Artık bize ölçüyü tamamla ve bize bağışta bulun, şüphe yok ki, Allah Teâlâ bağışta bulunanları mükâfata erdirir.

89.   Dedi ki: Biliyor musunuz? Siz câhilliğiniz yüzünden Yûsufa ve kardeşine neler yaptığınızı?

90.   Dediler ki: A sen evet., muhakkak sen Yûsuf musun? Dedi ki: Ben Yûsufum ve bu da kardeşimdir. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ bizim üzerimize lütufta bulundu. Çünki her kim Allah'tan korkar ve sabr ederse, artık muhakkak ki. Allah Teâlâ güzel davrananların mükâfatını zâyi etmez.

91.   Dediler ki: Allah'a and olsun. Allah seni bizim üzerimize ebetde tercih buyurmuştur. Halbuki, biz elbetde hata edicilerden olmuştuk.

92.   Dedi ki: Bugün sizin üzerinize bir kınama yoktur. Allah Teâlâ sizin için mağfiret buyurur. Ve o, merhamet edelerin en merhametlisidir.

93.   Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sürün. Görecek bir hâle gelir. Ve bütün ailenizle beraber bana geliniz.

94.   Ne zaman ki, kâfile ayrıldı. Babaları dedi ki: ben muhakkak Yûsufun kokusunu alıyorum. Eğer bana bunaklık isnâd etmiyecek olsa idiniz elbetde beni tasdik ederdiniz.

95.   Dediler ki: Allah'a and olsun muhakkak sen elbette eski şaşkınlığının içindesin.

Yûsuf Sûresi 96 - 103. Ayetler

96.   Ne vakit ki müjdeci geldi, onu yüzünün üzerine koydu, hemen görür hâle döndü. Dedi ki: Ben size dememiş mi idim ki, sizin Allah tarafından bilmeyeceklerinizi ben bilirim.

97.   Dediler ki: Ey babamız! Bizim için günahlarımız hakkında af dileğinde bulun, muhakkak ki, biz hatâ ediciler olmuşuzdur.

98.   Dedi ki: Sizin için Rabbimden yakında bağışlanma talebinde bulunacağım. Şüphe yok ki, o, bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.

99.   Ne zaman ki, Yûsufun yanına girdiler, babasıyle anasını yanına alıp kucakladı ve dedi ki: Mısır şehrine inşallah güven içinde giriniz.

100. Ve babası ile anasını yüksek bir taht üzerine kaldırdı ve onun için hepsi secdeye kapandılar ve dedi ki: Ey babacığım! işte bu, evvelce görmüş olduğum rüyâmın yorumudur. Onu Rabbim gerçekleştirdi ve muhakkak ki, bana ihsanda bulundu. Çünki beni zindandan çıkardı ve sizi çölden getirdi, benim ile kardeşlerimin arasını şeytan bozduktan sonra. Şüphe yok ki, Rabbim dilediğine lûtfedicidir. Muhakkak ki, çok iyi bilen ve hikmet sâhibi olan o'dur o.

101. Ya Rabbi! Muhakkak ki, sen bana mülkten verdin ve hâdiselerin bir kısım yorumunu bana öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Benim dünyada da âhiretde de veliyyi nimetim sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat.

102. İşte bu gayb haberlerindendir. Onu sana vahy ediyoruz. Halbuki sen onların yanlarında değildin, o zaman ki, onlar işlerini yapmaya toplanmışlar ve onlar hile yapar bulunmuşlardı.

103. Ve insanların çoğu sen fazlaca arzu etsen de imân edici kimseler değildirler.

Yûsuf Sûresi 104 - 111. Ayetler

104. Halbuki: Sen bunun üzerine onlardan bir ücret istemiyorsun. Bu ise âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

105. Ve göklerde ve yerde nice alâmetler vardır ki, insanların çoğu onlardan yüz çevirir oldukları halde onların üzerinden geçer giderler.

106. Ve onların çoğu Allah Teâlâ'ya imân etmez ve onlar ancak müşriklerdir.

107. Ya kendilerine Allah'ın azâbından hepsini kuşatacak bir felâketin gelmesinden veya kendilerine farkında olmadıkları halde kıyametin ansızın gelmesinden emin mi oldular.

108. De ki: İşte benim yolum budur. Allah Teâlâ'ya açık bir delil ile dâvet ederim, ben de ve bana tâbi olanlar da. Ve Allah Teâlâ'yı tenzih ederim ve ben müşriklerden değilim.

109. Ve senden evvel göndermedik, ancak şehirler ahalisinden kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekler gönderdik. İnkârcılar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Baksalar ya kendilerinden evvelkilerin âkibetleri nasıl olmuştur. Ve elbetde âhiret yurdu sakınmış olanlar için hayırlıdır. Artık akıl erdiremeyecek misiniz?

110. Nihâyet o Peygamberlerin ümitsizliğe düştükleri ve kendilerinin hakikaten yalana çıkarıldıklarını sandıkları zaman onlara yardımımız geliverdi. Artık dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi ve suçlular topluluğundan ise âzabımız geri döndürülmeyecektir.

111. Muhakkak ki, onların kıssalarında temiz akıl sâhipleri için bir ibret vardır. Kur'an uydurulacak bir söz değildir. Fakat o, kendisinden öncekileri tasdiktir. Ve her şeyin ayrıntılı olarak beyânıdır ve imân edecek olan bir kavim için bir hidâyettir ve bir rahmettir.

Ra'd Sûresi 1 - 5. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Elif, Lâm, Mim, Ra işte bunlar Kur'an'ın ayetleridir ve sana Rabbinden indirilmiş olan haktır. Fakat insanların çoğu imân etmezler.

2.     Allah, o mukaddes varlıktır ki, gökleri görüyorsunuz direksiz olarak yükseltmiştir. Sonra arş üzerine istivâda bulunmuştur ve güneşi de, ayı da emrine boyun eğdirmiştir ki, herbiri bilinen bir vakit için cereyan eder. O, Yüce Yaratıcı her işi düzenler, âyetleri ayrıntılı olarak açıklar. Tâki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.

3.     Ve o, o Kudretli Yaratıcıdır ki, yeryüzünü uzatmıştır ve on’da sâbit dağlar ve ırmaklar yaratmıştır ve on’da meyvelerin hepsinden ikişer çift yetiştirmiştir. Geceyi gündüze örtüyor. Şüphe yok ki, bunda düşünen bir kavim için elbette ibretler vardır.

4.     Ve yeryüzünde birbirine yakın kıt'alar vardır ve üzüm bağları vardır ve ekinler ve bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır ki, hepsi de bir su ile sulanır ve bazılarını bazıları üzerine yemişleri hususunda üstün kılıyoruz. Muhakkak ki bunda akıllı düşünen bir topluluk için deliller vardır.

5.     Eğer şaşıyorsan işte asıl şaşılacak şey, onların "biz toprak kesildikten sonra mı mutlâka yeniden yaratılacağız” demeleridir. Onlar o kimselerdir ki. Rablerini inkâr etmişlerdir ve boyunlarında demir zincirler bulunan da onlardır ve onlar ateş ehlidirler, onlar orada ebedî olarak kalacak kimselerdir.

Ra'd Sûresi 6 - 13. Ayetler

6.     Ve senden güzellikten evvel kötülüğü çarçabuk isterler. Halbuki onlardan evvel ibret alınacak nice azap örnekleri gelip geçmiştir. Ve şüphe yok ki. Rabbin insanlar için zulümlerine karşı elbette ki yine çok mağfiret sahibidir. Ve yine şüphesiz ki Rabbin azâbıda çok şiddetlidir.

7.     Ve o kâfir olanlar der ki: Onun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmiş olmalı değil mi? Sen ancak bir uyarıcısın ve her kavim için bir hidâyet rehberi vardır.

8.     Allah Teâlâ her dişinin neyi yükleneceğini ve döl yataklarının neyi eksiltip ve neyi arttıracağını bilir ve her şey onun katında bir ölçü iledir.

9.     O Yüce Yaratıcı gizliyi de ve açıkta olanı da bilicidir. Pek bu yüktür, her şeyden üstündür.

10.   Sizden sözünü gizleyen ve sözünü açıklayan ve geceleyin saklanan ile gündüzün meydana çıkan kimse Cenab'ı Hak'ka göre eşittir.

11.   Onun için önünden ve arkasından takipçi melekler vardır ki, onu Allah’ın emriyle muhafaza ederler ve şüphe yok ki, Allah Teâlâ, herhangi bir kavimdeki özellikleri değiştirmez, onlar kendi nefislerindekini değiştirmedikçe. Ve Allah Teâlâ bir millete bir kötülük dileyince de artık onu geri bırakacak yoktur. Ve onlar için Allah'tan başka bir yardımcı da yoktur.

12.   O, o Yüce Yaratıcı dır ki: Size korku ve ümit için şimşeği gösterir ve ağır ağır bulutlar yaratır.

13.   Ve gök gürlemesi Allah'ı hamd ile, melekler de onun korkusundan tesbihte bulunurlar. Ve yıldırımları gönderir, onları dilediğine hemen isâbet ettirir. Böyle iken o kâfirler Allah hakkında mücadelede bulunurlar. Halbuki, onun kuvveti pek şiddetlidir.

Ra'd Sûresi 14 - 18. Ayetler

14.   Hak olan dâvet, Allah içindir. Ve o kimseler ki, Allah'tan başkalarına duâda bulunurlar, onların hiç bir şey ile isteklerini karşılamazlar. Onlar ancak ağzına erişsin diye suya karşı iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki, o su ona ulaşıcı değildir. Kâfirlerin duâları ise ancak bir sapıklık içindedir.

15.   Ve göklerde ve yerde kim varsa ve gölgeleri de sabah ve akşam vakitleri ister istemez Allah Teâlâ'ya secde eder.

16.   De ki: Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki: Allah'tır. De ki: Artık o'ndan başka dostlar mı edindiniz ki, kendi nefisleri için bile ne bir menfaate ve ne de bir zarara sâhip olamazlar. De ki: Hiç kör ile gören eşit olur mu? Veya karanlıklar ile aydınlık eşit olur mu? Yoksa Allah'a öyle ortaklar mı kıldılar ki, onlar da Allah'ın yarattığı gibi yarattılar da artık bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Herşeyin yaratıcısı Allah Teâlâ'dır. Ve o, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.

17.   Gökten bir su indirdi ve vadiler kendi hacimlerince sel olup akmaya başladı. Sel de hemen kendi üzerine çıkan bir köpüğü yüklendi ve bir süs veya bir eşya yapmak isteğiyle ateşte erittikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir. İşte Allah Teâlâ Hak ile bâtıla böyle misâl verir. İmdi o köpük atılarak gidiverir, insanlara fâide veren şey ise o yerde sâbit olarak kalır. İşte Allah Teâlâ böylece misaller getirir.

18.   Rab'lerine Cenâb-ı Hak'kın davetine uyanlar için bir güzellik vardır. O'na uymamış olanlar için de yeryüzünde olan şeylerin hepsi ve bir misli de beraber olacak olsa idi elbette kendilerini azaptan kurtarmak için hepsini fedâ ederlerdi. İşte onlar ki, hesabın en kötüsü kendileri içindir ve onların dönüp girecekleri yer cehennemdir. Ve o ne fenâ bir yataktır.

Ra'd Sûresi 19 - 28. Ayetler

19.   Sana Rabbinden indirilmiş olanın şüphesiz hak olduğunu bilen kimse o kör olan kimse gibi midir? Bunu Ancak akıl sahipleri anlarlar.

20.   Onlar ki, Allah Teâlâ'nın ahdini yerine getirirler ve verdikleri sözü bozmazlar.

21.   Onlar ki, Allah Teâlâ'nın gözetilmesini emrettiği şeyi gözetirler ve Rab'lerinden sakınırlar ve kötü hesaptan korkarlar.

22.   Ve onlar ki, Rab'lerinin rızasını isteyerek sabretmişlerdir ve namazı doğruca kılmışlardır ve kendilerine rızıklandırdığımız şeylerden gizlice ve açık olarak harcamada bulunmuşlardır ve kötülüğü iyilik ile savarlar, işte onlar için bu dünyada iyi bir âkıbet vardır.

23.   Adn cennetleri vardır ki onlara gireceklerdir ve babalarından ve eşlerinden ve çocuklarından salih olanlar da beraber melekler de onların üzerine her kapıdan giriverirler.

24.   Derler ki sabrettiğinizden dolayı üzerinize selâm olsun. Artık dünya yurdunun sonu, ne güzeldir!

25.   Ve o kimseler ki. Allah'a verdikleri sözü pekiştirdikten sonra bozarlar ve Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyi terkederler ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte lânet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.

26.   Allah Teâlâ dilediğine rızkını bollaştırır ve daraltır. Ve onlar dünya hayatı ile sevindiler. Halbuki, dünya hayatı ahiretin yanında geçici bir faydadan başka birşey değildir.

27.   Ve kâfîr olanlar derler ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmiş olmalı değil mi idi? De ki: Muhakkak Allah Teâlâ dilediğini sapıklığa düşürür ve hak'ka yönelen! de kendisine hidâyet eder.

28.   Onlar o zatlardır ki, Allah’ın zikriyle kalpleri mutmâin olduğu halde imân etmişlerdir. Haberiniz olsun ki, Allah’ın zikriyle kalpler mutmâin olur.

Ra'd Sûresi 29 - 34. Ayetler

29.   O kimseler ki, imân ettiler ve iyi amellerde bulundular, kurtuluş ve selâmet onlara, dönüp gidilecek güzel bir yurt da onlara...

30.   İşte seni öylece bir ümmete gönderdik ki, onlardan evvel de nice ümmetler gelip geçmişlerdi. Sana vâhyettiğimizi onlara okuyasın, diye ve onlar rahmanı inkâr ederler. De ki: O benim Rabbimdir, o'ndan başka ilâh yoktur, ancak o'na tevekkül ettim ve son dönüş de ancak o’nadır.

31.   Ve eğer bir Kur'an ki, onunla dağlar yürütülmüş veya onunla yer parçalanmış veya onunla ölüler konuşturulmuş olsa idi işte bu Kur'an ile olmuş olurdu. Fakat bütün işler Allah’ındır. İmân edenler anlamadılar mı ki: Allah Teâlâ dileyecek olsa idi elbette bütün insanları hidâyete erdirirdi. Kâfirlere gelince onlara kendi kötü amelleri sebebiyle bir felâket İsabet edip duracaktır. Veya Allah'ın vâdi gelinceye kadar o felâket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ verdiği sözden asla dönmez.

32.   And olsun ki, senden evvelki Peygamberler ile istihzâda bulunulmuştu. Ben kâfir olanlara bir mühlet verdim, sonra onları yakaladım. Artık azap nasıl oldu!

33.   Herbir nefisin kazandığını gözetleyip muhafaza eden mi öyle bir Alim Yaratıcı'yı mı inkâr ediyorlar? Ve Allah için ortaklar edindiler. De ki: Onların adlarını söyleyiniz! Yoksa ona, o Kâinatın Yaratıcısına yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber vereceksiniz? Yoksa boş söz ile mi kendinizi aldatıyorsunuz? Belki kâfir olanlara kendi hileleri süslenilmiş oldu ve doğru yoldan alıkonuldular ve her kimi ki. Allah Teâlâ sapıttırırsa artık onun için bir hidâyet rehberi yoktur.

34.   Onlar için dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret âzabı ise elbette daha meşakkatlidir ve onlar için Allah'tan hiçbir koruyucu da yoktur.

Ra'd Sûresi 35 - 42. Ayetler

35.   Takva sahiplerine vadolunan cennetin özelliği (şudur) onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri daimîdir. İşte o, cennet sakınanların sonudur. Ve kâfirlerin sonu ise ateştir.

36.   Ve kendilerine kitap vermiş olduklarımız, sana indirilmiş olan ile sevinirler ve muhtelif guruplardan öylesi de vardır ki, o indirilmiş olanın bazısını inkâr ederler. De ki: Ben ancak emrolundum ki: Allah'a ibadet edeyim ve o'na ortak koşmayayım. O'na dâvet ederim ve dönüşüm o’nadır.

37.   Ve işte biz onu Kur’an'ı arapça bir hükm olarak indirdik ve and olsun ki, eğer sana gelen ilmden sonra onların arzularına uyacak olursan senin için Allah'tan ne bir yardımcı vardır, ne de bir koruyucu.

38.   And olsun ki, senden evvel de Peygamberler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik ve Allah’ın izni olmadıkça hiçbir Peygamber için bir mucize getirmek mümkün değildir. Ve her müddet için bir yazılış vardır.

39.   Allah Teâlâ dilediğini siler ve sâbit bırakır ve bütün kitapların aslı, onun yanındadır.

40.   Ve eğer onlara vâdettiğimizin bazısını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de, sana âit olan ancak tebliğdir. Bize âit olan da hesaptır.

41.   Görmüyorlar mı ki: Muhakkak biz kudretimizle yeryüzüne yöneliyor onu etrafından eksiltiyoruz ve Allah Teâlâ hükmeder, onun hükmünü reddedecek yoktur ve o hesabı çabucak görücüdür.

42.   Ve muhakkak ki, onlardan evvelkiler de tuzak kurmuşlardı. Fakat bütün tuzakların cezasını vermek Allah'a aittir. Çünkü O, herkesin ne kazanacağını bilir. Ve o kâfirler de ileride bileceklerdir ki, bu yurdun akibeti kimindir.

Ra'd Sûresi 43. Ayet

43.   Ve kâfir olanlar der ki: Sen gönderilmiş bir Peygamber değilsin. De ki: Benim aramla sizin aranızda şahit olarak Allah Teâlâ ve kendisinde kitaba dair bilgi bulunan peygamber yeter.

İbrâhim Sûresi 1 - 5. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Elif, Lâm, Ra. Bir kitaptır ki, bunu sana indirdik, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, o herşeye galip övgüye lâyık olanın yoluna çıkarasın.

2.     Allah’ın yoluna ki, göklerde ne varsa ve yerde ne varsa hep onundur. Ve şiddetli bir azaptan dolayı vay kâfirlere!

3.     Onlar ki, dünya hayatını ahiret üzerine seve seve tercih ederler ve Allah'ın yolundan alı koyarlar ve onun için iğrilik isterler, işte onlar pek uzak bir sapıklıktadırlar...

4.     Ve biz her Peygamberi ancak kendi kavminin lİsaniyle gönderdik ki, onlara açıklasın. Artık Allah Teâlâ dilediğini sapıtır ve dilediğini doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.

5.     Ve andolsun ki, biz Musa'yı mucizelerimizle gönderdik. Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat diye. Şüphe yok ki, bunda çok sabır eden, çok şükür eden her bir kimse için büyük ibretler vardır...

İbrâhim Sûresi 6 - 10. Ayetler

6.     Ve o vakit Musa kavmine demişti ki; Allah’ın üzerinize olan nimetini hatırlayın. O zamanki sizi fîr'avunun ailesinden kurtardı. Onlar sizi kötü azaba sürüklüyorlardı. Ve oğullarınızı boğazlıyorlardı, kadınlarınızı da diri bırakıyorlardı ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır:

7.     Ve hatırlayınız ki, Rabbiniz size bildirmişti: Eğer şükrederseniz elbette size arttırırım ve eğer nankörlük ederseniz şüphe yok ki, benim azabım elbette pek şiddetlidir.

8.     Ve Musa dedi ki: Eğer siz ve bütün yeryüzünde bulunanlar nankörlük etseniz şüphe yok ki, Allah Teâlâ elbette zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.

9.     Size sizden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semud kavminin ve onlardan sonrakilerin ki, onları Allah'tan başkası bilmez, haberleri gelmedi mi? Onlara Peygamberleri mucizelerle gelmişlerdi. Onlar ellerini ağızlarına itmişler ve demişlerdi ki: Biz kendisiyle gönderilmiş olduğunuz şeyi inkâr ettik ve biz kendisine bizi davet ettiğiniz şey hakkında şüphe yok ki, kuşkulandırıcı bir şüphe içindeyiz.

10.   Peygamberleri demişti ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah Teâlâ hakkında şüphe edilebilir mi? Sizi davet ediyor ki: Sizin günahlarınızdan bağışlasın ve sizi belirli bir vakte kadar geriye bıraksın. Dediler ki: Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi atalarımızın taptıkları şeylerden döndürmek istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getiriniz.

Sayfa 10 / 26

  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
 
 
  • İLETİŞİM