• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

İsrâ Sûresi 1 - 7. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Noksan sıfatlardan münezzehtir o kudret sahibi yaratıcı ki , kulunu bir gece Mescid i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid'i Aksâ'ya yürüttü. Tâ ki, ona âyetlerimizden bir kısmını gösterelim. Şüphe yok ki, ancak o ezelî yaratıcı dır her şeyi işiten gören.

2.     Ve Musa'ya kitap verdik ve onu o kitabı İsrail oğullarına bir hidayet rehberi kıldık, benden başkasını vekil tutmayın diye.

3.     Ey Nuh ile beraber gemiye yüklediğimiz kimselerin zürriyeti! Şüphe yok ki o çok şükredici bir kul idi.

4.     Ve İsrail oğullarına kitapta hükmettik ki, muhakkak siz yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınızdır ve muhakkak ki, büyük bir yükselişle yükseleceksinizdir. Serkeşlik yapıp kabaracaksınız.

5.     İmdi o ikiden iki fesattan birinin vadesi vakti cezası gelince üzerinize bizim çok şiddetli kuvvet sahibi olan kullarımızdan göndereceğiz. Artık evlerin aralarını bile araştıracaklardır. Bu, bir yerine getirilmiş hükümden ibaret bulunmuştur.

6.     Sonra da onlara karşı tekrar size bir kabiliyet verdik ve mallar ile ve oğullar ile gücünüzü artırdık ve sizi sayıca düşmanlarınızdan daha fazla kıldık.

7.     Eğer iyilik etmiş olursanız kendi nefisleriniz için iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük etmiş olursanız kendi nefisleriniz için etmiş olursunuz. Artık ikinci va'de gelince yüzlerinizi çirkinleştirsinler ve evvelce girdikleri gibi yine mescide girsinler ve ellerine geçirdikleri şeyleri tahrip eylesinler diye düşmanlarınızı yine size musallat ettik.

İsrâ Sûresi 8 - 17. Ayetler

8.     Umulur ki, Rabbiniz size merhamet buyura ve eğer yine dönerseniz biz de döneriz. Ve biz cehennemi kâfirler için bir hİsar bir zindan kılmışızdır.

9.     Şüphe yok ki bu Kur'an, en doğru olan yola iletir ve salih amellerde bulunan müminlere müjde verir ki, onlar için muhakkak bir büyük mükâfat vardır.

10.   Ve o kimseler ki, ahrete imân etmezler, muhakkak ki, onlar için de pek açıkla bir azap hazırlamışızdır.

11.   Ve insan hayrı istediği gibi şerri de ister. Ve insan pek aceleci olmuştur.

12.   Ve geceyi ve gündüzü iki alâmet kıldık, sonra gece alametini mahvettik. Gündüz alametini ise aydınlatıcı kıldık, ta ki, Rabbinizden bir fadl ve kerem isteyesiniz. Ve senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz ve her şeyi ayrıntılı olarak açıklamışızdır.

13.   Ve her insanın amelini boynuna dolayıverdik ve kıyamet günü onun için bir kitap çıkarırız ki, onu açılmış olduğu halde karşılar.

14.   Kitabını oku, bugün senin nefisin senin üzerine hesap sorucu olarak yeter.

15.   Kim doğru yola giderse ancak kendisi için doğru yola gitmiş olur ve her kim sapıtırsa ancak kendi aleyhine olarak sapıtmış bulunur. Ve bir günâhkâr kimse başkasının günahını yüklenmez ve biz bir Resûl gönderinceye kadar azap ediciler olmadık.

16.   Ve biz bir beldeyi helâk etmek isteyince onun zengin elebaşlarına hakka itaat etmelerini emir ederiz. Onlar ise orada kötülük işlemiş olurlar. Artık onun üzerine söz helâkları hakkındaki hüküm hak olmuş olur. İmdi onu o beldeyi tamamen helâk ile helâk etmiş oluruz.

17.   Ve Nuh'tan sonra nice nesilleri helâk ettik ve kullarının günahlarına Rabbin haberdar ve görücü olması kifayet eder.

İsrâ Sûresi 18 - 27. Ayetler

18.   Her kim bu çabuk geçeni bu dünya varlığını dilerse onun için burada dilediğimiz miktarı çarçabuk veririz, dilediğimize. Sonra ona cehennemi tahsis kılmış oluruz. Oraya kınanmış, kovulmuş bir halde girer.

19.   Ve her kim mümin olduğu halde ahireti diler ve onun için gerektiği şekilde bir çaba çalışırsa işte o gibi kimselerin çalışmaları kabul edilmiştir.

20.   Hepsine, onlara da ve ötekilerine de Rabbin ihsanından veririz. Ve Rabbin ihsanı men'edilmiş değildir.

21.   Bak! Onların bazısını bazısı üzerine nasıl üstün kılmışızdır. Ve elbette ki ahiret, dereceler itibariyle daha büyüktür ve üstünlük itibariyle de daha büyüktür.

22.   Allah ile beraber başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve rezil olmuş bir halde kalırsın.

23.   Ve Rabbin emretmiştir ki, kendisinden başkasına ibadet etmeyesiniz ve ana ile babaya ihsanda bulunun. Senin yanında onlardan biri veya ikisi de ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara öf bile deme ve onları menetme azarlama lâkırdılarını kesme ve onlara güzel hitapta bulun.

24.   Ve ikisi için merhametten tevazu kanadını indir ve de ki:Yarabbi! İkisine de merhamet buyur. Nasıl ki, onlar beni çocuk iken besleyiverdiler.

25.   Rabbiniz sizin nef işlerinizde olanı çok iyi bilir. Eğer siz salih kimseler oldunuz ise artık şüphe yok ki, o, hakka dönenler için son derece bağışlayıcı bulunmaktadır.

26.   Ve akrabaya hakkını ver, düşküne de, parasız kalmış yolcuya da ver. Ve saçıp savurma.

27.   Şüphe yok ki, saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nânkördür.

İsrâ Sûresi 28 - 38. Ayetler

28.   Ve eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için onlardan o kendilerine yardım edilecek kimselerden yüz çevirecek isen o halde onlara bir yumuşak söz söyle.

29.   Ve elini boynuna bağlanmış kılma ve onu büsbütün de açma. Sonra fazlaca kınanmış, hasret içinde kalmış bir halde oturup durursun.

30.   Şüphe yok ki, Rabbin dilediğine rızkı bol verir ve dilediğine darlaştırır. Muhakkak ki, o, kullarından fazlasiyle haberdardır ve onları çok iyi görür.

31.   Ve fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz, biz onları da rızıklandırırız, sizi de. Muhakkak ki, onları öldürmek büyük bir cinayettir.

32.   Ve zinaya yaklaşmayınız, şüphe yok ki, o pek çirkin bir şeydir ve ne kötü bir yoldur.

33.   Ve Allah’ın haram kılmış olduğu nefisi öldürmeyin, haklı bir sebep olmadıkça. Ve kim zulümen öldürülürse onun velisine bir tasallut selahiyeti vermişizdir. Artık o da öldürmede aşırı gitmesin. Şüphe yok ki o öldürülen veya velisi alacağını almıştır.

34.   Ve yetimin malına erginlik çağına yetişinceye kadar yaklaşmayınız, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Ve verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.

35.   Ve ölçtüğünüz zaman ölçüye tam riayette bulunun ve dosdoğru terazi ile tartınız. Bu hayırlıdır ve akibeti daha güzeldir.

36.   Ve senin için hakkında bilgi olmayan bir şeyin arkasına düşme. Şüphe yok ki, kulak, göz, gönül, hepsinden sahibi sorulmuş olacaktır.

37.   Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphe yok ki, sen ne yeri yarabilirsin ve ne de boyca dağlara yetişebilirsin.

38.   Bütün bunların kötü olanı yasaklanmış bulunanı Rabbin katında çirkin bulunmuştur.

İsrâ Sûresi 39 - 49. Ayetler

39.   İşte bunlar, Rabbin sana hikmetten vahyetmiş olduğu şeylerdendir. Ve Allah ile beraber başka Tanrı edinme, sonra kınanmış ve uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.

40.   Ya Rabbiniz erkek çocukları sizin için ayırdı da kendisine meleklerden kız çocuklar mı edindi? Şüphe yok ki, siz pek büyük bir söz söylüyorsunuz.

41.   And olsun ki, biz Kur'an'da bu uyarıyı güzelce düşünsünler diye çeşitli şekilde beyan ettik. Halbuki, bu onlar için nefretten başka bir şey arttırmıyor.

42.   De ki: Eğer onunla beraber dedikleri gibi Tanrılar olacak olsa idi, o takdirde arşın sahibine elbette galip gelmek için bir yol ararlardı.

43.   O Yüce Allah onların dediklerinden çok münezzehtir, uludur. Ve son derece yücedir, büyüktür.

44.   Onu yedi gök ve yer ve onlarda bulunanlar tesbih ederler ve hiç bir şey yoktur ki, illâ onu hamd ile tesbihle bulunur. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. Şüphe yok ki, o halimdir, bağışlayıcıdır.

45.   Ve Kur'an’ı okuduğun zaman seninle ahirete imân etmeyenler arasına örtecek bir perde çekeriz.

46.   Ve onların kalpleri üzerine, onu iyice anlayamamaları için perdeler ve kulakları içine de bir ağırlık kıldık ve Kur'an'da Rabbi’ni n birliğini andığın zaman nefret ederek arkalarını dönüp giderler.

47.   Biz pek iyi biliriz, seni dinleyecekleri zaman, onların neyi dinleyeceklerini. Onlar o zaman bir güruhturlar, o zaman o zalimler derler ki; Başka değil, büyülenmiş bir erkeğe tâbi oluyorsunuz.

48.   Bak senin için nasıl mİsaller getirdiler, artık onlar sapıtmış oldular, artık onlar doğru bir yola gitmeğe güç y etiremezler.

49.   Ve dediler ki: Biz kemikler ve kokuşmuş bir toprak olduğumuz zaman mı, biz mi yeni bir yaradılmış olarak elbette diriltileceğiz.

İsrâ Sûresi 50 - 58. Ayetler

50.   De ki: Siz faraza taş veya demir olunuz.

51.   Veya göğüslerinizde büyütülenden herhangi bir yaratık olunuz, herhalde diriltileceksinizdir. Diyeceklerdir ki: O halde bizi kim geri getirecektir? De ki: Sizi ilk defa yaratmış olan zat geri getirecektir. Artık sana başlarını sallayacaklar ve diyeceklerdir ki: O ne zaman? De ki: Yakın olsa gerek!

52.   O gün ki, sizi çağıracaktır, siz de hemen onun emrine saygıyla uyacaksınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kalmış olduğunuzu sanacaksınızdır.

53.   Ve kullarıma de ki: En güzel olanı söylesinler. Şüphe yok ki, şeytan aralarını bozmaya çalışır. Muhakkak ki, şeytan, insan için pek açık bir düşmandır.

54.   Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Dilerse size merhamet buyurur ve dilerse size azap eder ve seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik.

55.   Ve Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. And olsun ki, Peygamberlerin bazılarını bazılarından üstün kıldık ve Davuda bir Zebur verdik.

56.   De ki: Allah'ı bırakıp ileri sürdüklerinize dua ediniz. İmdi onlar sizden ne sıkıntıyı açmaya kadir olurlar, ne de değiştirmeğe.

57.   O kendilerine taptıkları da Rablerine hangisi daha yakın olsun diye vesile ararlar ve onun rahmetini umarlar ve onun azabından korkarlar. Şüphe yok ki, Rabbin azabı sakınılmaya pek lâyıktır.

58.   Ve hiçbir ülke yoktur ki, illâ onu kıyamet gününden evvel biz ya helâk ederiz veya onu şiddetli bir azap ile azaplandırırız. Bu, kitapta yazılmış bulunmaktadır.

İsrâ Sûresi 59 - 66. Ayetler

59.   Ve bizi âyetler ile Peygamber göndermekten bir şey alıkoymuş değildir. Ancak onları eski kavimler yalanlamışlardır. Ve Semud'a gözleri göre göre o dişi deveyi verdik, onlar ise onunla zulümettiler ve biz âyetleri göndermeyiz, ancak korkutmak için göndeririz.

60.   Ve sana demişti ki: Senin Rabbin şüphesiz bütün insanları kuşatmıştır ve sana göstermiş olduğumuz görüntüleri ve Kur'ân'daki lânet edilmiş olan ağacı da insanları ancak bir imtihan için meydana getirdik ve onları korkutuyoruz. Halbuki onlara pek büyük bir taşkınlıktan başka bir şey arttırmış olmuyor.

61.   Ve o zamanı hatırla ki, Âdem'e secde ediniz diye meleklere emrettik, onlar da hemen secde ettiler. Ancak iblis secde etmedi dedi ki: Ben çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim?

62.   Dedi ki: Bana haber ver, şunu ki, benim üzerime üstün kıldın yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar tehir eder isen elbette onun neslini, birazı müstesnâ olmak üzere mutlaka hâkimiyetimin altına alırım.

63.   Cenabı Hak da buyurdu ki: Çok git, imdi onlardan her kim sana tâbi olursa artık şüphe yok ki, sizin cezanız cehennemdir. Tam mükemmel bir ceza.

64.   Ve onlardan kime gücün yeterse onu sesin ile oynat ve onları süvarilerinle, piyadelerinle yaygaraya boğ ve onlara mallarda ve evlâtlarda ortak ol ve onlara vâdler yap, onlara şeytanın vâdedeceği şey ise bir aldatmadan başka birşey değildir.

65.   Şüphesiz benim kullarım var ya, senin için onların üzerinde bir hâkimiyet yoktur. Vekil olarak da Rabbin kâfidir.

66.   Rabbiniz, o kerem sahibi zat dir ki, sizin için denizde gemileri yüzdürür, ta ki, onun lütfundan talepte bulunasınız. Şüphe yok ki, o sizin için pek fazla merhametlidir.

İsrâ Sûresi 67 - 75. Ayetler

67.   Ve size denizde bir şiddet İsabet ettiği zaman, ondan başka bütün ibadet ettikleriniz kaybolurlar. Sonra sizi kurtarıp karaya çıkarınca da yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankör olmuştur.

68.   O'nun sizi kara tarafında yerin dibine batırmasından veya sizin üzerinize taşlı bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? Sonra kendiniz için bir vekil bulamazsınız.

69.   Yoksa sizi tekrar oraya iade etmesinden, sonra da üzerinize şiddetli bir rüzgâr gönderip de sizi küfrettiğinizden dolayı boğmayacağından emin mi oldunuz. Sonra kendiniz için bize karşı intikam alacak da bulamazsınız.

70.   Andolsun ki, biz insanoğlunu üstün kıldık ve onları karada ve denizde nakil vasıtalarına yükledik ve onları lezzetli, temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları mahlûkatımızdan birçokları üzerine fazlasıyla üstün kıldık.

71.   Bir gün her insan topluluğunu önderleriyle çağıracağız, artık onlardan her kimin kitabı sağ eline verilirse işte onlar kitaplarını okurlar ve onlar en küçük bir haksızlığa bile uğramazlar.

72.   Ve her kim burada hakikatları görmeyip kalben kör oldu ise işte o, ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır.

73.   Ve onlar az kalsın sana vahyettiğimiz şeyden başkasını bize iftira edesin diye seni fitneye düşüreceklerdi. O zaman seni elbette dost edineceklerdi.

74.   Ve eğer biz seni tesbit etmemiş olsa idik az kaldı onlara biraz meyil edecek idin.

75.   O takdirde sana hayatın da kat kat azabını, ölümün kat kat azabını tattırmış olurduk. Sonra kendin için bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.

İsrâ Sûresi 76 - 86. Ayetler

76.   Ve az kaldı seni yurttan çıkarmak için rahatsız edeceklerdi. O halde onlar da senden sonra pek az kalacaklardır.

77.   Senden evvel göndermiş olduğumuz Peygamberlerin sünneti de böyle idi ve bizim sünnetimizde hiçbir değişiklik bulamazsın.

78.   Namazı, güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar güzelce kıl, sabah namazını da. Şüphe yok ki, sabah namazı şahitlidir.

79.   Ve geceleyin kalk, sana mahsus bir nafile olmak üzere gece namazı kıl. Ümitli ol ki, Rabbin seni övgüye değer bir makama gönderecektir.

80.   Ve de ki, Yarabbi! Beni gireceğim yere dürüstlükle girdir ve beni çıkacağım yerden dürüstlükle çıkar ve benim için kendi tarafından bir yardımcı kuvvet nasip kıl.

81.   Ve de ki: Hak geldi ve bâtıl yıkılıp gitti. Şüphe yok ki, bâtıl yıkılmaya mahkumdur.

82.   Ve Kur'ân'dan müminler için bir şifa, bir rahmet olan şeyi indiririz. Zalimler için ise ziyandan başka bir şey arttırmaz.

83.   İnsana nimet verdiğimiz zaman kaçınır, yan çizer ve ona bir şer İsabet edince de pek karamsarlığa düşer.

84.   De ki: Herkes kendi kabiliyetine göre amelde bulunur. Rabbin ise doğru yola takibedenleri en iyi bilendir.

85.   Sana ruhtan sual ederler. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak bir şey verimiştir.

86.   Kutsal varlığıma andolsun ki, eğer dilesek sana vahyetmiş olduğumuzu elbette gideririz, sonra kendin için bize karşı onunla o giderileni iade için bir vekil bulamazsın.

İsrâ Sûresi 87 - 96. Ayetler

87.   Ancak Rabbinden bir rahmettir ki, o vahy ettiğini gidermiyor şüphe yok ki, onun lütfü senin üzerinde pek büyüktür.

88.   De ki: Andolsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplanacak olsalar, elbette onun bir benzerini getiremeyeceklerdir. İsterse, bazıları bazılarına yardımcı olsun.

89.   Kutsal varlığım hakkı için ki, bu Kur'an'da insanlar için her bir misâlden çeşitli şekiller beyan ettik halbuki, insanların çoğu inkarcılar olarak kaçındılar.

90.   Ve dediler ki: Biz sana imân etmeyiz. Bize yerden bir kaynak fışkırtmadıkça.

91.   Veya senin için hurmalıklardan ve üzümlüklerden bir bahçe olsun da aralarında ırmakları şarıl şarıl akıtasın.

92.   Veya göğü iddia ettiğin gibi üzerimize parça parça düşüresin veya Allah'ı ve melekleri aşikâre olarak karşımıza getiresin.

93.   Veyahut senin için altından bir ev olmalı veya göğe derece derece yükselesin ve senin yükselmene de asla inanmayız, ta ki, üzerimize kendisini okuyacağımız bir kitap indiresin. De ki: Rabbimi tenzih ederim ben bir beşer olan elçiden başka bir şey değilim.

94.   İnsanları kendilerine hidayet geldiği vakit imân etmelerinden alıkoyan şey; başka bir şey değil, onların Allah bir insanı mı elçi olarak gönderdi demeleri olmuştur.

95.   De ki: Eğer yeryüzünde yerleşmişler olarak gezip dolaşan melekler olsa idi elbette onlara gökten Peygamber olarak bir melek indirirdik.

96.   De ki: Allah Teâlâ benimle sizin aranızda şahit olarak kâfidir. Şüphe yok ki, o, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görücü bulunmaktadır.

İsrâ Sûresi 97 - 104. Ayetler

97.   Ve Allah kime hidayet ederse işte hidayete eren o'dur ve kimi saptırırsa artık onlar için Allah'tan başka asla yardımcılar bulamazsın ve onları kıyamet gününde körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzleri üzerine haşrederiz. Onların varacakları yer, cehennemdir. Her ne zaman alev azalırsa onlar için cehennem ateşini arttırırız.

98.   Bu onların cezasıdır. Çünkü onlar bizim âyetlerimizi inkâr ettiler ve dediler ki: Biz bir takım kemikler ve kokuşmuş toprak olduktan sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?

99.   Onlar görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah Teâlâ elbette ki, onların benzerini yaratmaya da kadirdir ve onlar için bir ecel de tâyin etmiştir ki, onda bir şüphe yoktur. Böyle iken zalimler, ancak küfürde İsrar eder durur, başkasından kaçınmış bulunurlar.

100. De ki: Eğer siz Rabbimin rahmet hâzinelerine sahip olacak olsaydınız, yine harcamak korkusuyla kıstıkça kİsardınız ve insan pek cimri olmuştur.

101. And olsun ki, Biz Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. İşte İsrail oğullarına sor. Mûsâ onlara geldiği zaman ona Firavun dedi ki: Ey Musa! Şüphesiz ki ben seni elbette büyülenmiş zannetmekteyim.

102. Dedi ki: Andolsun, sen bilirsin ki, bunları indirmedi, ancak göklerin ve yerin Rabbi birer ibret olmak üzere indirdi. Ve muhakkak ki, Ey Firavun! Ben seni elbette helâk olmuş sanıyorum.

103. Bunun üzerine Firavun onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Artık biz de onu ve kendisiyle beraber olanları toptan boğduk.

104. Ve ondan sonra İsrail oğullarına dedi ki: O yerde oturun, sonra ahiret vâdi gelince sizleri dürülüp toplanılmış bir halde mahşere getireceğiz.

İsrâ Sûresi 105 - 111. Ayetler

105. Ve onu hak ile indirdik ve o da hak ile indi ve seni de ancak bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

106. Ve onu Kur'an olarak vakit vakit müneccemen indirdik, onu insanlara teenni ile dura dura okuyasın diye. Ve onu birbiri ardınca müteferrik surette indirmiş olduk.

107. De ki, İmân edin veya imân etmeyin. Şüphe yok ki, bundan evvel kendilerine bilgi verilmiş olanlar, kendilerine karşı o (Kur'an) okununca derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.

108. Ve derler ki: Rabbimizi takdis ve tenzih ederiz. Rabbimizin vadi hakikaten yerine getirilir.

109. Ve ağlıyarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur'an onların saygısını arttırır.

110. De ki: Allah diye dua edin, rahman diye dua edin, hangisiyle dua etseniz nihayet en güzel isimler o'na mahsustur ve namazında sesini pek ziyade kaldırma ve onu büsbütün de kısma ve bunun arasında bir yol tut...

111. Ve de ki: Hamd o Allah Teâlâ'ya mahsustur ki, bir çocuk edinmedi ve onun için mülkte bir ortak da yoktur ve onun için acizlikten ötürü bir dosta ihtiyaç da yoktur ve o'na tam bir hürmetle hürmette bulun.

Kehf Sûresi 1 - 4. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Hamd Allah Teâlâ'ya olsun ki, kulunun üzerine kitabı indirdi ve onun için bir ihtilâf bir çelişki yapmadı.

2.     Dosdoğru olarak indirdi ki tarafından gelen bir şiddetli azap ile kâfirleri korkutsun ve güzel güzel amellerde bulunan müminleri de müjdelesin, ki onlar için şüphe yok güzel bir mükâfat vardır.

3.     Orada o müminler ebediyyen ikamette bulunacaklardır.

4.     Ve Allah kendisi için çocuk edindi diyenleri de korkutsun diye o kitabı indirdi.

Kehf Sûresi 5 - 15. Ayetler

5.     Buna dair ne kendilerinin bir bilgisi vardır ve ne de babalarının. Ne büyük bir söz ki, ağızlarından çıkıyor. Onlar başka değil, ancak yalan söylüyorlar.

6.     Demek ki, onlar bu Kur'an'a inanmazlarsa arkalarından bir şiddetli üzüntü ile kendini tüketeceksin.

7.     Biz yeryüzünde olanları onun için bir ziynet kıldık ki, hangisi amelce daha güzeldir diye insanları imtihan edelim.

8.     Ve bununla beraber onun üzerinde ne varsa muhakkak ki, biz hepsini de kupkuru, dağınık bir toprak edicileriz.

9.      Yoksa sandınmı ki; Eshabı kehf ile Rakım, bizim âyetlerimizden şaşılacak bir şey olmuşlardır.

10.   O vakit ki, o gençler mağaraya sığındılar da dediler ki: Ey Rabbimiz! Bize kendi katından bir rahmet ver ve bizim için işimizden dolayı bir muvaffakiyet hazırla.

11.   Bunu müteakip onların kulakları üzerine mağarada şenlerce perde vurmuş olduk.

12.   Sonra onları uyandırdık, iki taifeden hangisinin bekledikleri müddeti daha iyi hesab ettiklerini bilelim diye.

13.   Biz sana onların haberlerini doğru olarak hikâye ediyoruz. Onlar genç bir zümre idiler. Rablerine imân etmişlerdi ve biz de onların hidayetini arttırmış idik.

14.   Ve onların kalplerini kuvvetlendirdik, o vakit ki: Kıyam ettiler de dediler ki: Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir, ondan başkasına bir ilâh diye tap amayız. Diyecek olsak elbette ki, haktan pek uzak bir söz söylemiş oluruz.

15.   Şunlar, şu bizim kavmimiz, o'ndan başkasını ilâh edindiler. Onların üzerine bir açık delil getirmeli değil mi idiler? Artık bir yalanı Allah'a karşı iftira edenden daha zalim kim vardır?

Kehf Sûresi 16 - 20. Ayetler

16.   Vakta ki, onlardan ve Allah'tan başka tapındıkları şeylerden siz sakındınız, artık mağaraya çekiliniz, sizin için Rabbiniz rahmetinden yayar ve sizin için işlerinizden bir kolaylık hazırlar.

17.   Ve güneşi görürsün ki, doğduğu zaman onların mağaralarının sağ tarafına meyleder ve battığı vakit de onların sol taraflarına dönüverir ve onlar ondan bir geniş orta yerdedirler. Bu Allah’ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse o hidayet bulmuş olur ve kimi de saptırırsa artık onun için bir irşat edici yardımcı bulamazsın.

18.   Ve onları uyanıklar sanırsın, halbuki, onlar uykudadırlar ve onları sağ taraflarına ve sol taraflarına çeviririz ve köpekleri de iki kolunu kapı tarafına uzatmış bir haldedir. Eğer onların bu hallerine muttali olsa idin elbette onlardan döner kaçardın ve onlardan korku ile dolardın.

19.   Ve onları böylece uyandırdık ki, aralarında soruşturuversinler onlardan bir sözcü dedi ki: Ne kadar durdunuz? Dediler ki: Birgün veya bir günün bir azı kadar. Dediler ki: Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz daha ziyade bilendir. Şimdi birinizi şu gümüş akçanız ile şehre gönderiniz, yiyecek olarak hangisi daha temiz ise ondan size bir rızk getirsin ve çok dikkatli hareket etsin ve sizi sakın bir kimseye haber vermesin.

20.   Şüphe yok ki, onlar eğer size galebe ederlerse sizi ya taslayarak öldürürler, veya sizi kendi dinlerine döndürürler ve o takdirde artık ebedî olarak kurtuluş bulamazsınız.

Kehf Sûresi 21 - 27. Ayetler

21.   Ve böylece onların hallerine başkalarını muttali kıldık ki, vaadi İlâhinin şüphesiz bir hak olduğunu ve kıyametin vuku bulacağında da bir şüphe bulunmadığını bilsinler. O sıradaki, o şehir ahalisi aralarında onların işlerine ait tartışmada bulunuyorlardı. Binaenaleyh dediler ki: Onların üzerlerine bir bina yapınız. Onları Rableri daha iyi bilicidir. Onların durumunu anlayanlar da dedi ki: Elbette onların yanlarında bir mescid edineceğizdir.

22.   Diyeceklerdir ki: Onlar, üçtür, dördüncüleri köpekleridir ve diyeceklerdir ki: Beştir, altİnciları köpekleridir. Bu iki söz gayba taş atmaktır ve diyeceklerdir ki: Yedidirler, sekizİncileri de köpekleridir. De ki: Onların sayılarını en ziyade bilen. Rabbimdir. Onları ancak pek azı bilir. Artık onların hakkında zahiri bir mücadeleden başka münakaşada bulunma ve onlara dair bunlardan hiç birinden bir fetva da isteme.

23.   Ve bir şey hakkında: Ben bunu elbette ki, yarın yapacağım deme.

24.   Ancak Allah Teâlâ dileyecek olursa = yapacağım de. Ve unuttuğun vakit Rabbini zikred ve de ki: Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir dosdoğru hayra bir muvaffakiyete eriştirir.

25.   Ve onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz sene de arttırdılar.

26.   De ki: Ne kadar durduklarını Allah Teâlâ daha iyi bilendir. Göklerin ve yerin gaybı onun içindir. O ne güzel görür, ne güzel işitir! Onlar için o'ndan başka bir yardımcı yoktur ve hükmünde hiç bir kimseyi ortak kılmaz.

27.   Ve Rabbin kitabından sana vahyolunanı oku, onun kelimelerini değiştirecek yoktur ve ondan başka bir sığınak da bulamazsın.

Kehf Sûresi 28 - 34. Ayetler

28.   Ve nefisince de sabret, o kimseler ile beraber ki, sabah ve akşam Rab'lerine dua ederler, o'nun cemalini dilerler ve dünya hayatının ziynetini dileyerek onlardan gözlerini çevirme ve o kimseye uyma ki, bizim zikrimizden kalbini gafil kılmışızdır ve havasına tâbi olmuştur ve işi de israftan ibaret bulunmuştur.

29.   Ve de ki: Hak Rabbinizdendir. Artık kim dilerse imân etsin ve kim dilerse inkâr eylesin. Şüphe yok ki, biz zalimler için bir ateş hazırlamışızdır. Onun perdeleri kendilerini kuşatmıştır. Ve eğer yardım dileğinde bulunacak olurlarsa katran gibi bir su ile imdat olunurlar ki, yüzleri kavurur. O ne fena içki, ne fena rahat edilecek bir yer!

30.   Şüphe yok, o kimseler ki, îmân ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular biz elbette öyle güzel amel işleyenlerin mükâfatını zâyi etmeyiz.

31.   İşte onlar için adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar. Orada tahtlar üzerine kurularak altından bilezikleri ile süsleneceklerdir ve ince dibadan ve kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir. O ne güzel mükâfattır ve ne kadar güzel bir kalma yeridir.

32.   Onlara iki erkeği misâl getir ki Biz; onlardan birine iki üzüm bağı vermiş ve bunları hurmalıklarla kuşatmış ve aralarında da bir ekin yetiştirmiştik.

33.   O iki bağ da yemişlerini meydana getirmiş ve onlardan hiçbir şey noksan bırakmamıştı ve bunların arasında da bir ırmak akıtmıştık.

34.   Ve onun için başka bir nevi mal da vardı. Sonra o arkadaşına onunla konuşarak dedi ki: Ben malca senden daha fazlayım ve cemaatce de senden daha kuvvetliyim.

Kehf Sûresi 35 - 45. Ayetler

35.   Ve o nefisine zulümeder olduğu halde bağına girdi, dedi ki: Ben zannetmem ki, bu ebediyyen yok olsun.

36.   Ve zannetmem ki, kıyamet kopsun ve eğer Rabbime döndürülür isem elbette bundan daha hayırlı bir merci bulurum.

37.   Arkadaşı ona, onunla karşılıklı konuşarak dedi ki: Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, sonra da seni bir erkek olarak tesviye edeni inkâr eder mi oldun?

38.   Fakat ben inanıyorum ki o Allah benim Rabbimdîr ve ben Rab'bîme hiçbir ferdi ortak edinmem.

39.   Bağına girdiğin zaman "Maşallah, lâ kuvvete illâ billâh” demeli değil mi idin? Eğer beni malca ve evlâtça senden daha az görüyorsan.

40.   Umulur ki, Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir ve senin bağın üzerine de gökten bir yıldırım gönderir de orası kayacık bir toprak kesilir.

41.   Yahut suyu çekilir de artık onu aramaya asla güç yitiremezsin.

42.   Ve meyvesini servetini helâk kapladı. Artık ona sarfettiği şeylerden dolayı iki avucunu ovuşturmaya başladı. O bağ ise çardakları üzerine çökmüş ve diyordu ki: Ne olurdu, ben Rabbime bir ferdi ortak koşmamış olsaydım!

43.   Ve onun için Allah'tan başka yardım edecek bir cemaat de yok idi ve kendisi de kendisine yardım edebilecek bir halde değildi.

44.   Böyle bir vaziyette velâyet, ancak hak olan Allah'a mahsustur. O sevapça en hayırlıdır ve âkibetce de en hayırlıdır.

45.   Ve onlara dünya hayatının mİsalini irad et. Bir su gibi ki, onu gökten indirdik, sonra onunla yerin bitirmiş olduğu şeyler karıştılar. Sonra da cüzleri kurudu parçalandı, rüzgârlar onu savurur, dağıtır oluverdi. Ve Allah Teâlâ her şey üzerine gücü yetendir.

Kehf Sûresi 46 - 53. Ayetler

46.   Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ölümsüz olan iyi ameller ise Rabbin katında sevapça hayırlıdır ve ümitçe de hayırlıdır.

47.   Ve hatırla o günü ki dağları yürütürüz ve yeri apaçık görürsün. Ve onları haşretmiş oluruz. Artık onlardan bir ferdi bile terketmemişizdir.

48.   Ve Rabbine bir saf olarak arzedilmişlerdir. Muhakkak ki, siz, kendinizi ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır... Siz iddia etmiş idiniz ki, sizin için hiçbir mevid tayin etmiyeceğiz.

49.   Ve kitap amel defterleri meydana konmuştur. Artık günahkarları onda olanlardan dolayı korkar kimseler görürsün ve derler ki: Eyvah bizlere! Bu kitaba ne oluyor ki: Küçük, büyük bir şey bırakmaksızın hepsini, saymış, tesbit etmiş! Ve yapmış oldukları şeyleri hazır buldular ve Rabbin hiçbir kimseye zulüm etmez.

50.   Ve hatırla, o zamanı ki: Meleklere demiştir ki: Âdem'e secde ediniz. Onlar da hemen secde ettiler. İblis müstesna, cin tâifesinden idi. Rabbinin emrinden çıkıverdi. Şimdi benden gayrı onu ve onun zürriy etini dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için bir düşmandır. Zalimler için ne kötü bir değişme.

51.   Onları ne göklerin ve yerin yaradılışına ve ne de kendi nefislerinin yaradılışına şahit tutmadım ve ben insanları saptırıcı olanları da yardımcı edinir olmadım.

52.   Ve o gün ki, diyecektir: O bana ortaklar olduklarını iddia ettiğiniz şeylere nida ediniz. Hemen onları çağıracaklardır, fakat kendilerine icabet etmiş olmayacaklardır. Ve aralarına bir tehlikeli bir vadi koymuşuzdur.

53.   Ve günahkârlar, ateşi görüş, artık kendilerinin ona düşeceklerini anlamışlar ve ondan savuşacak bir yer bulamamışlardır.

Kehf Sûresi 54 - 61. Ayetler

54.   İlahlığımın şerefi hakkı için bu Kur'an'da insanlar için her türlü mİsalden çeşit çeşit beyan ettik. İnsan ise tartışma bakımından her şeyin ekseri olmuştur.

55.   Kendilerine hüda Kur'an geldiği zaman insanları imân etmelerinden ve Rablerine istiğfarda bulunmalarından men eden olmadı, ancak kendilerine evvelkilerin sünnetinin haklarında mukadder olan helâkın gelmesini veya kendilerine azabın açıkça gelmesini istemeleri olmuştur.

56.   Ve biz Peygamberleri göndermeyiz, ancak müjdeleyiciler uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise bâtılca mücadelede bulunurlar ki, onunla hakkı ibtal etsinler ve onlar bizim âyetlerimizi ve korkutulmuş oldukları şeyleri eğlence edindiler onlar için alayda bulundular.

57.   Daha zalim kim vardır, o kimseden ki, Rabbi’ni n âyetleri kendisine hatırlatıldığı halde ondan hemen yüz çevirir ve iki elinin takdim etmiş olduğu şeyi unutmuş olur. Biz onların kalpleri üzerine onu güzelce anlayabilmelerine mâni perdeler, kulaklarında da bir ağırlık kılmış olduk ve onları hidayete davet edip dursan onlar yine o vakit hidayete ebediyyen ermezler.

58.   Ve Rabbin mağfireti pek fazladır, rahmet sahibidir. Eğer onları kazandıkları sebebiyle cezalandıracak olsa elbette onlar için azabı çarçabuk getirirdi. Fakat onlar için va’d edilmiş bir zaman vardır. Onun ötesinde bir kurtuluş yeri bulamazlar.

59.   Ve hatırlayınız o memleketleri ki, zulümeder oldukları vakti onları helâk ettik. Ve onların helâkleri için bir muayyen vakit tayin etmiş idik.

60.   Ve hatırla, bir vakit ki, Musa genç arkadaşına demişti: Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, yahut uzun bir müddet geçireceğim.

61.   Vaktaki, iki denizin birleştikleri yere ulaştılar, balıklarını unuttular. O vakit o balık denizde bir yarığa doğru yolunu tutmuştu.

Kehf Sûresi 62 - 74. Ayetler

62.   Vaktaki geçip gittiler Hazreti Musa genç arkadaşına dedi ki: Bize kuşluk yemeğimizi getir, biz bu yolculuğumuzda muhakkak ki, yorgunluğa uğradık.

63.   O genç de dedi ki: Gördün mü? Kayaya çıktığımız vakit ben şüphe yok balığı unuttum. Onun söylemeği bana şeytandan başkası unutturmuş olmadı. O denizde yolunu şaşılacak bir şekilde tutmuştu.

64.   Dedi ki: İşte bizim aramakta olduğumuz da bu ya, hemen izleri üzerine uyarak geri döndüler.

65.   Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona kendi katımızdan bir rahmet vermiştik. Ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.

66.   Ona Musa dedi ki: Öğretilmiş olduğundan bana bir irşat vesilesi öğreti vermekliğin üzere sana tâbi olabilir miyim?

67.   Dedi ki: Şüphe yok sen benimle beraber sabra kâdir olamazsın.

68.   Ve hakikatından tamamen haberdar olmadığın bir şeye karşı nasıl sabr edebilirsin?

69.   Dedi ki: inşaallah beni elbette sabreder bulacaksın ve sana hiçbir emirde âsi olmam.

70.   Dedi ki: Eğer bana tâbi olacak isen artık bana hiçbir şeyden sual etme, ondan sana ben haber verinceye değin.

71.   Bunun üzerine gidiverdiler. Ne zaman ki bir gemiye bindiler, o gemiyi yaraladı. Dedi ki: Onu yaraladın mı ki, ahalisini boğuveresin? Doğrusu pek kötü bir şey yaptın.

72.   Dedi ki: Ben demedim mi ki: Şüphe yok sen benimle beraber sabra takat getiremezsin?

73.   Dedi ki: unuttuğum şey ile beni muaheze etme, bana bu isimden dolayı bir güçlük teklif eyleme.

74.   Yine gittiler, nihayet bir oğlan çocuğuna rastgeldikleri an hemen onu öldürüverdi. Dedi ki: Bir tertemiz nefisi, bir nefis karşılığında olmaksızın öldürdün mü? Muhakkak ki, pek kötü bir şey yapmış oldun.

Kehf Sûresi 75 - 83. Ayetler

75.   Dedi ki: Ben sana demedim mi ki, şüphe yok sen benimle beraber sabra takat getiremezsin.

76.   Dedi ki: Bundan sonra sana bir şeyden sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Muhakkak ki, benim tarafımdan özre erişmiş oldun.

77.   Sonra yine gittiler, bir belde ahalisine varınca onun ahalisinden yiyecek istediler. Onlar ise bunları mİsafir kabul etmekten kaçındılar. Derken orada bir duvar buldular ki, yıkılmak istemekte idi. Onu hemen doğrultu verdi. Dedi ki: Eğer dileseydin bunu üzerine elbette bir ücret alıverirdin.

78.   Dedi ki: İşte bu, benimle senin aramızın ayrılışıdır. Üzerine sabra muktedir olamadığın şeylerin izahını sana haber vereceğim.

79.   Şöyle ki: Gemi, denizde çalışan bir takım zayıflara ait idi. Artık ben onu kusurlu yapmak istedim ve onların ötesinde bir hükümdar vardır ki, her sağlam gemiyi zulmederek alıvermektedir.

80.   Oğlana gelince onun anası ile babası iki mümin kimselerdir. İmdi onları bir azgınlığa, bir küfre bürümesinden korktuk.

81.   Artık biz istedik ki, Rableri onlara ondan temizlikçe daha hayırlısını ve marhemetce daha yakınını bedel olarak versin.

82.   Duvara gelince şehirde iki yetim oğlanındı. Altında ise onlara ait bir hazine var idi. Babaları da iyi bir kimse idi. Artık Rabbi diledi ki: Onlar erginlik çağına ersinler de hâzinelerin çıkarıversinler bu Rabbinden bir rahmet olarak böyle yapılmıştır. Ve onu kendi reyimle yapmış olmadım. İşte bu, üzerine sabra takat getiremediğin şeyin izahıdır.

83.   Ve sana Zülkarneyin'den sual ediyorlar. De ki: Ona dair size kâfi bir haber hikâye edeceğimdir.

Kehf Sûresi 84 - 97. Ayetler

84.   Biz onu yeryüzünde bir kudrete erdirdik ve ona her şeyden bir sebep verdik.

85.   Artık o, bir yol takibe başladı.

86.   Tâki, güneşin battığı yere vardı, onu siyah bir çamur gözesinde batar gibi buldu ve onun yanında bir kavim de buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyin! Ya azap edersin veyahut haklarında güzelce bir muamele yaparsın.

87.   Dedi ki: Her kim zulüm ederse elbette onu cezalandırırız, sonra da Rabbine gönderilir, artık o da cidden şedit bir azap ile cezalandırır.

88.   Amma her kim imân eder ve iyi amelde bulunursa artık onun için çok güzel bir mükâfat vardır ve ona emrettiğimiz şeylerden bir kolaylık söyleriz.

89.   Sonra da başka bir yol takip etti.

90.   Vaktaki güneşin doğduğu bir tarafa kavuştu, onu bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı, bir siper yapmış değildik.

91.   İşte böylece. Ve şüphe yok ki, onun yanında neler olduğunu biz ilmen kuşatmışızdır.

92.   Sonra diğer bir yolu takibe başladı.

93.   Vaktaki, iki dağın arasına kavuştu, onların yakınında bir kavim buldu ki, söz anlayabilmeye yaklaşacak bir halde değildiler.

94.   Dediler ki: Ey Zülkarneyin! Şüphe yok ki, Yecüc ile Mecüc, yerde fesat çıkarıp duran kimselerdir. Bizim ile onların arasına bir sed, yapman için sana bir ücret versek olur mu?

95.   Dedi ki: Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimetler sizin bana vereceğiniz ücretten hayırlıdır. Siz bana bir kuvvet ile yardım edin, sizinle onların arasına bir kuvvetli sed = engel yapayım.

96.   Bana demir parçaları getirin, iki dağın arası bir seviyeye gelince körükleyin dedi. Onu ateş haline koyduğu zaman da getirin bana, dedi. Üzerine erimiş bakır dökeyim.

97.   Artık ne onun üstüne çıkmaya kâdir oldular ve ne de onun için bir delik açmaya güçleri yetti.

Kehf Sûresi 98 - 110. Ayetler

98.   Dedi ki: Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vâdi geldiği vakit ise onu dümdüz etmiş olacaktır. Ve Rabbimin va'di, bir hak olmuştur.

99.   Ve o gün Yecüc ile Mecüc’ün çıktıkları zaman onların bazılarını bazısı içinde dalgalanır muzdarip bir halde bırakmışızdır ve sûra üfrülmüştür, artık onların hepsini toptan toplamışızdır.

100. Ve o gün cehennemi kâfirler için bir gösterişle göstermişizdir.

101. Onlar ki, gözleri benim zikrimden bir perdede idi ve işitmeğe de kâdir olamaz olmuşlardı...

102. Ya o kâfir olanlar, benden başka kullarımı kendilerine dostlar edineceklerini mi sanıverdiler? Biz cehennemi kâfirler için bir konaklık yer olarak hazırladık.

103. De ki: Size amellerce en çok hüsrana düşmüş olanları haber vereyim mi?

104. Onlar ki, dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Ve halbuki, onlar güzel bir amel yapar olduklarını zannederler.

105. Onlar, o kimselerdir ki, Rablerinin âyetlerini ve görüleceğini inkâr ettiler.     İmdi onların amelleri bâtıl olmuştur. Artık kıyamet günü onlar için bir terazi tutmayacağız.

106. İşte onların cezaları, küfrettikleri ve âyetlerimizi ve Peygamberlerimizi eğlence yerine tuttukları için cehennemdir.

107. O kimseler ki, îmân ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular, onlar için firdevs cennetleri elbetteki, bir konak olmuştur.

108. Orada ebediyyen kalıcıdırlar. Oradan ayrılmak istemezler.

109. De ki: Eğer Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa elbette Rabbimin kelimeleri tükenmeden deniz tükenir biter. İsterse denizin bir mislini de yardımcı getirecek olsak.

110. De ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim, bana vahyolunuyor ki, sizin ilahınız ancak bir ilahtır. Artık her kim Rabbi’ni n mânevi huzuruna ermek niyazında bulunur oldu ise iyi amel işlesin ve Rabbi’ni n ibadetine hiçbir kimseyi ortak edinmesin.

Meryem Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Kâf, Ha, Ya, Ayın, Sad.

2.     Bu Rabbin rahmetiyle kulu Zekariya'yı anmasıdır...

3.     O vakit ki, Rabbine gizlice bir dua ile duada niyazda bulunmuştu.

4.     Demişti ki: Yarabbi! Muhakkak benim kemiklerim zayıflattı, başımın tüyü de tutuştu ve Rabbim! Sana ne dua ettim ise mahrum kalmadım.

5.     Ve ben arkamdan beni takibedecek akrabamdan korkmaktayım, eşim de kısırdır. Artık bana sen kendi tarafından bir oğlu bağışla.

6.     Hem bana vâris olsun hem de Yakub hanedanına vâris olsun ve Rabbim! Onu katında rızaya mazhar buyur.

7.     Ey Zekeriya! Seni bir oğul ile müjdeleriz ki, adı Yahya'dır. Onun için evvelce kimseyi bir adaş kılmadık.

8.     Dedi ki: Yarabbi! Bana nereden bir oğul olabilir? Eşim ise kısır olmuştur. Ben de ihtiyarlıktan son yaşa yetişmiş oldum.

9.     Buyurdu ki: Öyledir. Rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır ve muhakkak ki, ben seni bundan evvel yaratmıştım, halbuki, sen hiçbir şey değildin.

10.   Dedi ki: Yarabbi! Benim için bir alâmet kıl. Buyurdu ki: Senin alâmetin, sen sapsağlam olduğun halde insanlar ile üç gece konuşmaya muktedir olamamandır.

11.   Sonra mescitten kavmine karşı çıktı da gündüzlerin evvellerinde ve sonlarında tesbihte bulununuz diye onlara İsaret eyledi.

Meryem Sûresi 12 - 25. Ayetler

12.   Ey Yahya! Kitabı kuvvetle tut. Ve ona daha çocuk iken hikmet verdik.

13.   Ve ona tarafımızdan bir rahmet, bir temizlik verdik ve çok muttaki oldu.

14.   Ve anasıyla babasına itaatkâr idi ve bir zorba, isyankâr değildi.

15.   Ve ona selâm olsun, doğduğu günde ve öleceği günde ve diri olarak kabrinden kaldırılacağı günde.

16.   Kitapta Meryem'i de yâd et. O vakit ki, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.

17.   Onların öte yanlarında kendisine bir perde edinmişti. Artık biz de ona ruhumuzu Cibril i Emin'i gönderdik de onun için tatma bir insan sûretinde görünü vermişti.

18.   Meryem dedi ki: Muhakkak ben senden Rahmana sığınırım. Eğer sen gerçekten takva sahibi isen yanımdan çekil.

19.   Cibril dedi ki: Ben sana bir tertemiz oğul bağışlamak için, Rabbin ancak bir elçisiyim.

20.   Meryem dedi ki: Bana bir oğul nasıl olabilir ki, bana bir insan nikâh ile dokunmamıştır ve ben bir iffetsiz de değilim.

21.   Cibril de dedi ki: Öyledir. Rabbin buyurdu ki: O bana göre pek kolaydır ve onu insanlara bir alâmet ve bizden bir rahmet kılacağız. Ve o hükme bağlanmış bir işten ibaret olmuştur.

22.   Artık Meryem ruh üflenmesi ile ona hâmile kaldı. Onunla hemen uzakça bir mahalle çekilip gitti.

23.   Derken ona doğum hareketi gelerek kendisini bir hurma ağacının altına gitmeğe zorunlu kıldı, dedi ki: Ne olurdu bana, bundan evvel ölmüş olsaydım ve unutulup terkedilmiş bulunsa idim!

24.   Derken ona aşağısından seslendi ki: Sakın mahzun olma, muhakkak ki, Rabbin senin alt yanından bir su arkı vücuda getirdi.

25.   Hurma ağacını kendine doğru silkele, üzerine taze hurma dökülüversin.

Sayfa 12 / 26

  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
 
 
  • İLETİŞİM