• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Nûr Sûresi 59 - 61. Ayetler

59.   Sizden olan çocuklar da buluğa erince artık onlar da kendilerinden evvel olanların izin istemeleri gibi izin istesinler. İşte Hak Teâlâ âyetlerini böylece açıkça beyan buyuruyor ve Allah Teâlâ her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.

60.   Evlenme arzuları kalmayan oturmuş kadınların ise bir ziynet ile açılıvermemeleri halinde üst örtülerini bırakmalarından kendileri için bir günah yoktur. Mamafih iffete ziyadesiyle riayet etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır ve Allah bihakkın işiticidir, hakkıyla bilicidir.

61.   Kör üzerine bir güçlük yoktur, topal üzerine bir güçlük yoktur ve hasta üzerine bir güçlük yoktur ve kendi nefisleriniz üzerine de bir güçlük yoktur, kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya analarınızın evlerinde veya kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde veya sadık dostunuzun evinde yemenizden dolayı sizin üzerinize gerek toplu ve gerek dağınık bir halde yemenizden dolayı da bir günah yoktur. İmdi evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek, hoş bir sağlık dilemek üzere kendinize selâm veriniz. İşte Allah sizin için âyetleri böyle açıkça beyan buyuruyor, tâ ki, akıl erdiresiniz.

Nûr Sûresi 62 - 64. Ayetler

62.   Muhakkak müminler, onlardır ki, Allah'a ve resûlüne îmân etmişlerdir ve onun maiyetinde cemiyetli bir iş üzerinde bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe gidivermiş olmazlar. İşte onlar, öyle kimselerdir ki, Allah'a ve Resulüne îmân ederler. Binaenaleyh bazı işleri için senden izin istedikleri zaman artık sen de onlardan dilediğine izin ve onlar için mağfiret iste, şüphe yok ki, Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

63.   Aranızda Peygambere ait olan çağırmayı, bazınızın bazınıza olan çağırması gibi kılmayınız. Muhakkak ki: Allah, sizden saklanarak azar azar savuşup gidenleri bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitne ermesinden veya kendilerine elem verici bir azabın çarpmasından sakınsınlar.

64.   Haberiniz olsun, iyi biliniz. Göklerde ve yerde ne varsa şüphe yok ki, Allah’ındır. Muhakkak ki, sizin üzerinde olduğunuz hâli ve ona döndürülecekleri günü bilir. Artık onlara yapmış olduklarını haber verecektir. Ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Furkân Sûresi 1 - 2. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hayır ve bereketi sonsuzdur, o zatın ki, furkanı kulu üzerine indirdi ki: Bütün âlemlere bir sakındırıcı olsun.

2.     Öyle zat ki, göklerin ve yerin mülkü O'nun içindir ve hiç oğul edinmemiştir. Ve O'nun için mülkünde bir ortak da yoktur ve her şeyi yaratmıştır, onu bir miktar ile takdir buyurmuştur.

Furkân Sûresi 3 - 11. Ayetler

3.     Öyle iken ondan başkasını ilâhlar edindiler ki, hiçbir şey yaratamazlar. Halbuki, onlar yaratılırlar ve kendi nefisleri için ne bir zarara ve ne de bir faydaya sahip değildirler. Ne ölüme ve ne hayata ve ne de ölüleri kabirlerinden diriltip kaldırmağa mâlik bulunmazlar.

4.     Ve kâfir olanlar, dediler ki: Bu bir yalandan başka değil, onu kendisi uydurdu ve ona başka bir kavim de yardım etti. Muhakkak ki, o kâfirler bir zulüm ve bir iftira ile geldiler.

5.     Ve dediler ki O evvelkilerin yazmış oldukları uydurmalardır. Onları yazdırmıştır. Artık onlar O'na sabah ve akşam okunuyor.

6.     De ki: Onu o zat indirmiştir ki, göklerde ve yerde olan gaybı bilir. Şüphe yok ki, o çok yarlıgayan, çok merhamet edendir.

7.     Ve dediler ki: Bu Resul için ne var ki, yemek yiyor ve çarşılarda yürüyor. Ona bir melek indirilmeli değil mi idi ki, artık onunla beraber bir korkutucu olsa idi!

8.     Yahut ona bir hazine indirilmeli veya onun için ondan yiyivereceği bir bostan olmalı değil mi idi ve zalimler dedi ki: Siz başka değil, bir büyülenmiş adama tâbi oluyorsunuz.

9.     Bak senin için nasıl mİsaller getirdiler! Artık sapıklığa düştüler, artık hiçbir yol bulmaya da güçleri yetmez.

10.   Hayır ve nimeti pek ziyade olan zat ki, eğer dilerse sana ondan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan güzel bostanlar nasip kılar ve senin için köşkler vücuda getirir.

11.   Üstelik kıyameti de tekzib ettiler. Biz de kıyameti tekzib edenler için şiddetli bir ateş hazırladık.

Furkân Sûresi 12 - 20. Ayetler

12.   Onları uzak bir yerden görünce onun için bir öfke ve bir şiddetli ses işitirler.

13.   Ve o ateşten dar bir yere elleri boyunlarına bağlı bir halde atıldıkları zaman oradaki helâki davet eder dururlar.

14.   Onlara denilir ki, Bugün tek bir helâki davet etmeyiniz, birçok helâki davet ediniz.

15.   De ki: Ya bu mu daha hayırlıdır, yoksa takva sahipleri için vâd edilmiş olan huld cenneti mi ki, onlar için bir mükâfat ve bir varılacak yer olmuştur.

16.   Onlar için orada ebedî kalacaklar oldukları halde diledikleri her şey vardır. Bu Rabbin üzerine almış olduğu istenen bir vâd olmuştur.

17.   Ve o gün ki, onları ve Allah'tan gayrı kendilerine ibadet ettiklerini haşreder de derki: Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı yolu kaybettiler?

18.   O mabûd ittihaz edilenler de derler ki: Sen zatı ahadiyetine lâyık olmayan şeylerden münezzehsin. Bizim için yaraşmaz ki, senden başka veliler ittihaz edinelim. Fakat onları ve babalarını nimetlere nail kıldın, taki, zikri unuttular ve bir helâk olmuş kavim oldular.

19.   Ey müşrikler! işte sizi söyler olduğunuz şeylerde tekzib ettiler. Artık ne azabı bertaraf etmeğe ve ne de yardıma muktedir olamayacaksınızdır ve sizden her kim ki, zulümeder ise ona büyük bir azap tattıracağızdır.

20.   Ve senden evvel de Peygamberlerden göndermedik ki, illâ onlar da elbette yemek yerlerdi ve çarşılarda gezerlerdi ve sizin bazınızı bazınız için bir fitne kıldık. Sabredecek misiniz? Ve Rabbin her şeyi tam manasıyla, görücü bulunmaktadır.

Furkân Sûresi 21 - 32. Ayetler

21.   Ve bize kavuşmayı ümit etmeyenler dedi ki: Bizim üzerimize melekler indirilmeli değil mi idi? Veya Rabbimizi görmeli idik. Andolsun ki, onlar nefislerinde bir büyüklük görmüşlerdir ve büyük bir azgınlık ile azgınlıkla bulunmuşlardır.

22.   Melekleri görecekleri gün günahkârlar için o gün de bir müjde yoktur ve derler ki: Müjde haram, yasak.

23.   Ve onların amelden en işlemiş bulundular ise önüne geçtik de onu bir saçılmış ince zerreler kıldık.

24.   O günde cennet ehli, karargâh itibariyle hayırlıdır, istirahatgâhca da daha güzeldir.

25.   Ve o gün ki, gök bir bulutta parçalanacaktır, melekler de indirilmekle indirilecektir.

26.   O gün sabit olan mülk, Rahmanındır. Kâfirlere ise gayet güç bir gün olmuştur

27.   Ve o gün ki, zalim iki elini ısırır, der ki: Keşke ben Peygamber ile bir yol tutmuş olsa idim.

28.   Eyvah bana! Keşke falanı dost edinmese idim.

29.   Andolsun ki, beni zikirden sapıttırdı, o zikir bana geldikten sonra ve şeytan insan için yardımcı olmayıp O'nu perişan bir halde terk eder olmuştur.

30.   Ve Peygamber dedi ki: Yarabbi! Şüphe yok benim kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terk ettiler.

31.   Ve işte biz böyle her bir Peygamber için günahkârlardan bir düşman kılmışızdır. Ve sana bir yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin kifayet eder.

32.   Ve kâfir olanlar dedi ki: Kur'an O'nun üzerine toplu bir halde indirilmiş olmalı değil mi idi? Onunla kalbini takviye etmek için böyle parça parça indirdik. Ve onu âyet âyet beyan ettik.

Furkân Sûresi 33 - 43. Ayetler

33.   Ve onlar sana herhangi bir mesel ile gelmezler ki, illâ biz sana hakkı ve tefsirce daha güzelini getirmiş oluruz.

34.   Onlar, o kimselerdir ki: Yüzleri üzerine cehenneme haşrolunurlar. İşte onlar mevkice en fena ve yolca en sapkındırlar.

35.   Ve Celâlim hakkı için Musa'ya kitabı verdik ve onun maiyetinde kardeşi Harun'u vezir kıldık.

36.   O vakit dedik ki: Bizim âyetlerimizi tekzib etmiş olan kavme gidin. Sonra o kavmi tam bir helâk ile helâk ediverdik.

37.   Ve Nuh kavmini de helâk ettik Peygamberleri tekzib ettikleri vakit onları boğduk ve onları insanlara bir helâk ile helâk ediverdik. Zalimler için bir acıklı azap hazırladık.

38.   Ve Ad'ı da, Semud'u da ve Res ashabını da ve bunların arasında birçok asırlar erbabını da helâk ettik.

39.   Ve bütün onların kendileri için mİsaller getirdik ve hepsini de kırdık geçirdik.

40.   Ve andolsun ki, felâket yağmuruna tutulmuş olan beldeye varmışlardı. Artık onu görür olmamışlar mı idi? Hayır öldükten sonra dirilip kalmayı ummaz olmuşlardır.

41.   Ve seni görünce de seni ancak bir eğlence yerine tutuyorlar, Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği bu mudur diyorlar.

42.   Az kaldı ki bizi mabûtlarımızdan sapıtıversin, eğer biz onların üzerine sabreder olmasa idik diyorlar ve yakında azabı gördükleri zaman yolca kimin daha sapık olduğunu bileceklerdir.

43.   Gördün mü o hevasını mabut edineni? Artık seni mi onun üzerine bir vekil olacaksın?

Furkân Sûresi 44 - 55. Ayetler

44.   Yoksa zanneder misin ki, onların ekserisi işitirler veya akıllıca düşünürler? Onlar başka değil, hayvanlar gibidirler, belki onlar yolca daha sapıklardır.

45.   Görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatmıştır. Eğer dileyecek olsa idi onu elbette sakin kalırdı Sonra güneşi gölge üzerine bir delil kıldık.

46.   Sonra onu o gölgeyi azar azar kendimize dilediğimiz yöne çekip almışızdır.

47.   (O, o) mukaddes zat (dır ki: Sizin için geceyi bir örtü ve uykuyu bir rahat ve gündüzü de bir yayılma zamanı kıldı.

48.   (Ve o, o) Kerim zat (tır ki: Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderdi ve gökten tertemiz bir su indirdik.

49.   Tâki onunla bir ölü beldeyi ihya edelim ve yaratmış olduklarımızdan bir nice hayvanları ve birçok insanları sulayalım.

50.   Mukaddes zatım için onu o yağmur nimetini tefekkür etsinler diye aralarında türlü türlü suretlerde bulundurmaktayız. Halbuki insanların pek çoğu ancak nankörlükte bulunmuştur.

51.   Ve eğer dilemiş olsa idik elbette her beldede bir korkutucu gönderirdik.

52.   Artık sen kâfirlere itaat etme ve onlara karşı Kur'ân ile büyük bir cihat ile mücahedede bulun.

53.   Ve o, o büyük yaratıcı dır ki: İki denizi kendi mecralarına salıvermiştir, şu lezzetlidir fazlaca tatlıdır, şu da tuzludur, acı bir sudur. Ve ikisinin arasına da bir hail, görülemiycek bir perde vücuda getirmiştir.

54.   Ve o, o kerim yaratıcı dir ki, sudan insanı yaratmıştır, sonra onu erkek ve dişi kılmıştır ve Rabbin her şeye tamamiyle kadirdir.

55.   Böyle iken kâfirler Allah’ın gayrı kendilerine ne menfaat ve ne de zarar veremiyecek olan şeylere taparlar ve kâfirler, Rabbine karşı şeytanlara yardımcı olmuştur.

Furkân Sûresi 56 - 67. Ayetler

56.   Ve biz seni ancak bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik.

57.   De ki: Ben bunun üzerine sizden bir ücret istemiyorum, ancak Rabbine doğru bir yol edinmek isteyen kimseyi istiyorum.

58.   Ve ölmeyecek olan bir hayat sahibine tevekkül et ve ona hamd ile beraber tesbihte bulun ve kullarının günahlarına onun haberdar olması kifayet eder.

59.   O ki, gökleri ve yeri ve bunların arasında olanları altı günde yarattı, sonra arş üzerine hükümran oldu. O, Rahmandır, onu haberdar olandan sor.

60.   Ve onlara "Rahmana secde ediniz" denildiği zaman, dediler ki: Rahman nedir? Bize emrettiğine biz secde eder miyiz? Ve bu emir onların daha ziyade nefretlerini arttırdı.

61.   Pek yüce o, büyük yaratıcı ki, gökte burçlar vücuda getirmiştir ve orada bir çırağ ve bir nurani ay yaratmıştır.

62.   Ve o, o Hâlikı Kerimdir ki: Tefekkür eden veya şükürde bulunmak isteyen kimse için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca gelmekte kılmıştır.

63.   Ve Rahmanın hâlis kulları, onlardır ki, yeryüzünde mütevâzi bir halde yürürler ve cahiller onlara hitabettikleri vakit "selâmetle" derler.

64.   Ve onlar ki: Rableri için secde edenler ve kıyamda bulunanlar olarak gecelerler.

65.   Ve onlar ki: Ya rabbena! Bizden cehennem azabını defet derler. Şüphe yok ki, onun azabı, bertaraf olmayan bir hüsrandır.

66.   Filhakika o cehennem pek kötü bir karargâh bir ikâmetgâhtır.

67.   Ve onlar ki: Harcama yaptıkları zaman ne israfta ve ne de darlık göstermekte bulunmuş olmazlar. Bunun arasında mutedil bir halde bulunmuş olurlar.

Furkân Sûresi 68 - 77. Ayetler

68.   Ve onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya dua etmezler ve Allah’ın haram kıldığı nefisi öldürmezler, hakkıyla olan müstesnâ ve zinada bulunmazlar ve her kim bunu yaparsa büyük bir cezaya uğrar.

69.   Onun için kıyamet gününde azap kat kat olur ve orada çeşit çeşit zillete tutulmuş olarak devamlı kalır.

70.   Ancak tövbe eden ve îmân eden ve salih amel ile amelde bulunan müstesnâ. Artık Allah onların günahlarını sevaplara tebdil eder ve Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyici bulunmaktadır.

71.   Ve her kim tövbe etmiş ve salih amelde bulunmuş olursa artık şüphe yok ki, o Allah Teâlâ'ya rızasını kazanmış olarak döner.

72.   Ve onlar ki, yalan yere şahitlikte bulunmazlar ve faidesiz bir şeye uğradıkları vakit kerimler olarak geçer giderler.

73.   Ve onlar ki, Rablerinin âyetleriyle kendilerine öğüt verildiği zaman ona karşı sağır ve kör olarak yıkılıp durmazlar.

74.   Ve onlar ki: "Ey Rabbimiz"! Bize eşlerimizden ve zürriyetlerimizden gözler aydınlığı ihsan et ve bizi takva sahiplerine iman kıl derler.

75.   İşte onlar sabretmiş oldukları şey karşılığında en yüksek köşkler ile mükâfatlanacaklardır ve orada bir sağlık ve selâmet duasıyla karşılanacaktır.

76.   Orada ebedî olarak kalacaklardır, orası bir karargâh ve bir ikametgâh olmak üzere ne güzel olmuştur.

77.   Deki: Sizin ibadetiniz olmayınca Rabbim size ne kıymet verir. Halbuki, siz yalanladınız, artık bu yalanlamanın cezası size yakın bir zamanda gelecektir.

Şuarâ Sûresi 1 - 19. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Ta, Sin, Mim

2.     Bu, gayet açıkça bildiren kitabın ayetleridir.

3.     Sen, mümin olmayacaklar diye neredeyse, kendi nefisini helâk edeceksin!

4.     Eğer dileyecek olsak üzerlerine gökten bir mucize indiririz de artık ona boyunları eğili kalmış olurlar.

5.     Onlara Rahman tarafından yeni bir öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

6.       Muhakkak ki, yalanladılar. Artık kendisiyle alay edip durduktan şeyin haberleri kendilerine yakında gelecektir.

7.     Yere bir bakmadılar mı ki, orada her güzel çiftten ne kadar bitirmişizdir!

8.     Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu îmân etmiş kimseler olmadı.

9.     Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, çok izzet sahibidir, çok merhametlidir.

10.   Ve hatırlat o zamanı ki, Rabbin Musa'ya seslenmişti ki: Zalimler olan kavme gidiver.

11.   Firav’un kavmine ki, daha sakınmaycaklar mı?

12.   Dediki: Yarabbi! Şüphe yok ki, beni yalanlayacaklarından korkarım.

13.   Ve göğsüm daralır ve dilim açılmaz. Artık Harun'a da rİsalet ver.

14.   Ve hem onlar için benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerinden korkarım.

15.   Cenab'ı Hak buyurdu ki: Asla! İmdi ikiniz de bizim mucizelerimizle gidiniz. Şüphe yok biz, işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.

16.   Artık Firavun'a gidin de deyin ki: Biz şüphe yok, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

17.   İsrailoğullarını bizimle beraber salı veresin diye,

18.   Firavun da dediki: Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi? Ve hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?

19.   Ve o yaptığın fiilini yapıverdin, o halde sen nankörlerdensin.

Şuarâ Sûresi 20 - 39. Ayetler

20.   Hz. Musa dediki: Onu o vakit yaptım, fakat ben o zaman cahillerden idim.

21.   Vaktaki sizden korktum, artık sizden firar ettim, imdi Rabbim bana hikmet verdi ve beni Peygamberlerden kıldı.

22.   Ve o da bir nimettir ki, benim başıma kakıyorsun, İsrailoğullarını köle edinmiş olduğundan dolayıdır.

23.   Firavun dediki: Âlemlerin Rabbi nedir?

24.   Musa Aleyhisselâm da dediki: Göklerin ve yerin ve bunların arasında bulunanların Rabbidir, eğer siz yakinen bilir kimseler oldunuz iseniz.

25.   Firavun etrafında olanlara dediki: İşitiyor musun?

26.   Musa Aleyhisselâm da dediki: O, sizin Rabbinizdir ve sizin evvelki atalarınızın Rabbidir.

27.   Firavun da dediki: Size gönderilmiş olan elçiniz, şüphe yok ki, elbette bir mecnun dur.

28.   Hazreti Musa da dediki: O, doğunun ve batının ve bunların aralarında olanların Rabbi dir. Şayet aklınızı kullanırsanız.

29.   Firavun dediki: Andolsun, eğer benden başka ilâh edinmiş isen elbette seni zindana atılmışlardan kılarım.

30 Musa Aleyhisselâm da dedi ki: Ben sana apaçık bir şey getirmiş olunca da mı beni zindana atacaksın!

31.   Firavun da dedi ki: Haydi onu getir, eğer sen doğru söyleyenlerden isen

32.   Bunun üzerine âsasını bırakıverdi, o hemen bir apaçık ejderha kesildi.

33.   Ve elini çekip çıkardı. Hemen o, seyredenlere karşı bembeyaz kesilmiş idi.

34.   Firavun etrafındaki ileri gelenlere dediki: şüphe yok, bu elbette çok bilgili bir sihirbazdır.

35.   Sizi büyüsü ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Artık siz ne emredersiniz?

36.   Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy: Şehirlerde toplayıcılar yolla.

37.   Sana çok bilgin sihirbazlar getirsinler.

38.   Artık sihirbazlar, belli bir günün muayyen bir vaktinde toplanmış oldu.

39.   Ve insanlara da denildi ki: Siz de toplanıyor musunuz?

Şuarâ Sûresi 40 - 60. Ayetler

40.   Umulur ki, biz de sihirbazlara tâbi oluruz, eğer galip olanlar, onların kendileri olmuş olursa.

41.   Vaktaki sihirbazlar geldi, Firavun'a dediler ki: Eğer galip olanlar bizler olursak bizim için mutlaka bir mükâfat var mı?

42.   Firavun da dedi ki: Evet... Ve o vakit elbette siz, en yakın kimselerden olacaksınız.

43.   Musa onlara dediki: Siz ne atacaksanız atıveriniz.

44.   Hemen iplerini ve sopalarını atıverdiler ve dediler ki: Firavun'un kudreti hakkı için şüphe yok ki, elbette biz galip olanlarız.

45.   Bunu müteakip Musa da âsasını bırakıverdi, hemen o zaman o, onların uydurdukları şeyleri süratle yutar oldu.

46.   Sihirbazlar, hemen secde ediciler olarak yere atıldılar.

47.   Dediler ki: Alemlerin Rabbine iman ettik.

48.   Musa'nın ve Harun'un Rabbine.

49.   Firavun" dediki: Ben size izin vermeden evvel siz ona iman ettiniz, şüphesiz ki, o size sihri öğretmiş olan büyüğünüzdür. Artık yakında bileceksiniz, elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlanmasına kestireceğim ve muhakkak ki, sizi toplu bir halde astıracağım.

50.   O iman edenler de dediler ki: Zararı yok, şüphesiz ki, biz Rabbimize dönücüleriz.

51.   Biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı bizim için hatalarımızı Rabbimizin bağışlayacağını ümid ederiz.

52.   Ve Musa'ya vahiy ettik ki, Kullarım ile beraber geceleyin yürü. Çünkü, siz şüphesiz ki takibe dileceksiniz.

53.   Artık Firavun şehirlere asker toplayıcılar gönderdi.

54.   Şöyle diyor ki: Şüphe yok, onlar İsrailoğulları az kimselerden ibaret bir topluluktur.

55.   Ve muhakkak ki, onlar bizi elbette çok öfkelendirmekte bulunan kimselerdir.

56.   Ve şüphe yok ki, bizler elbette pek uyanık bir cemiyetiz.

57.   Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: Artık biz onları bahçelerden, ırmaklardan çıkardık.

58.   Ve hâzinelerden ve nimet dolu bir makamdan mahrum bıraktık.

59.   İşte böyle oldu! Ve bunları bu nimetleri İsrailoğullarına miras kıldık.

60.   Derken Firavun ile kuvvetleri güneş henüz parlamaya başlamış iken onların İsrailoğullarının arkalarına düştüler.

Şuarâ Sûresi 61 - 83. Ayetler

61.   Ne zamanki, iki topluluk biri birini gördü, Musa'nın adamları dediki: Şüphe yok, bizler elbette yetişilmiş yakalanmışlarız.

62.   Hz. Musa da dedi ki: Asla. Muhakkak ki, Rabbim benim ile beraberdir, beni yakında selâmete erdirecektir.

63.   Artık Musa'ya vahiy ettik ki, âsân ile denize vur, vurunca derhal yarıldı, hemen her parça pek büyük dağ gibi oluverdi.

64.   Ötekilerini de buraya yaklaştırmıştık.

65.   Ve Musa'yı ve onunla beraber olanları, hepsini kurtuluşa erdirdik.

66.   Sonra Ötekilerini boğduk.

67.   Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu iman etmiş kimseler olmadı.

68.   Ve şüphe yok ki, Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhametlidir.

69.   Onlara İbrahim'in de kıssasını oku.

70.   O vakit ki babasına ve kavmine dedi ki: neye ibadet ediyorsunuz?

71.   Dediler ki: Putlara ibadet ediyoruz. Onlara ibadete devam edip duruyoruz.

72.   Dedi ki: Onlara dua ettiğinizi zaman sizi işitiyorlar mı?

73.   Yahut size bir menfaat veya bir zarar verebiliyorlar mı?

74.   Dediler ki: Yok, biz babalarımızı böyle yapar bulduk.

75.   Dediki: Şimdi neye ibadet ettiğinizi görmüş oldunuz mu?

76.   Sizin ve eski atalarınızın?

77.   İşte onlar, benim için şüphe yok bir düşmandır, âlemlerin Rabbi ise müstesnâ.

78.   O Alemlerin Rabi ki, beni yarattı, elbette beni hidayete iletecek olan O'dur.

79.   Ve O'dur ki, bana o yiyecek ihsan eder ve beni suya kavuşturur.

80.   Ve hasta olduğum zaman bana ancak o şifa verir.

81.   Ve O'dur ki, beni öldürür, sonrada beni diriltir.

82.   Ve O'dur ki, ceza gününde benim için kusurumu affetmesini ve bağİslamasını umarım niyaz edersem

83.   Yarabbi! Bana bir hikmet bahşet ve beni iyilerin arasına kat.

Şuarâ Sûresi 84 - 111. Ayetler

84.   Ve sonrakiler arasında benim için iyilikle anılmayı nasip kıl.

85.   Ve beni naim cennetinin vârislerinden kıl.

86.      Ve babam için mağfiret buyur, şüphe yok ki o sapıklardan oldu.

87.      Ve İnsanların kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni mahcup etme.

88.   O gün ki, ne mal faide verir ve ne de oğullar.

89.   Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.

90.   Ve cennet takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.

91.   Cehennem de azgınlar için açılıp âşikâre kılınmıştır.

92.   Ve onlara denildi ki ibadet ettiğiniz şeyler nerede?

93.   Allah'tan gayrı, onlar size yardım ediyorlar mı? Veya kendilerine mi yardıma çalışıyorlar?

94.   Artık onlar putlar ve o azgınlar orada ateşlere fırlatılmışlardır.

95.   Ve şeytanın bütün orduları da o ateşe atılmışlardır.

96.   Ve onlar orada birbirleriyle düşmanlıkta bulunarak demiş olacaklardır ki:

97.   Allah'a and olsun ki, biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz.

98.   Çünkü biz sizi ey putlar âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk.

99.   Ve bizi ancak o günahkarlar sapıtmış oldular.

100. Artık bize ne şefaat edicilerden var.

102. İmdi bizim için bir kere geriye dönüş olsa idi artık müminlerden olsa idik.

103. Şüphe yok ki, bunda elbette ibret vardır. Halbuki onların çoğu iman etmiş kimseler olmadı.

104. Ve şüphe yok ki, senin Rabbin elbette o, mutlak galip, merhamet sahibidir.

105. Nuh'un kavmi de Peygamberleri yalanladılar.

106. O vakit ki, kardeşleri Nuh, onlara dedi ki: Sakınmaz mısınız?

107. Şüphe yok ki, ben sizin için güvenilir bir Peygamberim.

108. Artık Allah'tan kokun ve bana itaat edin.

109. Ve bunun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, ancak âlemlerin Rabbine aittir.

110. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

111. Dediler ki: Sana îmân eder miyiz? Halbuki, sana en bayağı kimseler tâbi oluvermişlerdir.

Şuarâ Sûresi 112 - 136. Ayetler

112. Dedi ki: Onların ne yaptıkları hakkında benim ne bilgim olabilir?

113. Onların hesabı ancak Rabbime aittir, eğer anlayabilirseniz.

114. Ve ben müminleri kovacak değilim.

115. Ben apaçık bir uyarıcıdan başka birşey değilim.

116. Dediler ki: Ey Nuh!: Eğer vazgeçmez isen elbette taşlanmışlardan olursun,

117. Nuh Aleyhisselâm dedi ki: Yarabbi! Şüphe yok ki, kavmim beni yalanladılar.

118. Artık benim arâm ile onların aralarını bir feth ile fethet ve beni ve benimle beraber olan müminleri kurtuluşa erdir.

119. Binaenaleyh onu ve onunla beraber dolmuş gemide bulunanları kurtuluşa erdirdik.

120. Sonra arkada kalanları boğduk.

121. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu, îmân etmiş olmadılar.

122. Ve muhakkak ki, Rabbi n, elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

123. Ad kavmi de gönderilen elçileri yalanlayıverdi.

124. O vakit ki, onlara kardeşleri Hud dedi ki: Korkmaz mısınız?

125. Şüphe yok ki, ben sizin için bir güvenilir elçiyim.

126. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

127. Ve buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatını ise ancak âlemlerin Rabbine aittir.

128. Siz her yüksek tepede bir alâmet bina edip eğlenir misiniz?

129. Ve bir takım sağlam köşkler de ediniyorsunuz. Sanki daimî kalacaksınız?

130. Ve şiddetle tutup yakaladığınız zaman, zorbalar olarak şiddetle yakalamış oldunuz.

131. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

132. Ve o zâttan korkunuz ki, bildiğiniz şeylerle size yardım etti.

133. Size davarlar ile ve oğullar ile yardım etti.

134. Ve bağlar ile ve ırmaklar ile yardım etti.

135. Şüphe yok ki, ben sizin üzerinize pek büyük bir günün azabından korkarım.

136. Dediler ki, öğüt versen de veya öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir.

137. Bu, evvelkilerin âdetinden başka bir şey değildir.

Şuarâ Sûresi 137 - 159. Ayetler

138. Ve bizler azaba uğratılacak da değiliz.

139. Artık onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır ve onların çoğu îmân etmiş olmadılar.

140. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

141. Semud kavmi de gönderilmiş olan Peygamberleri yalanladılar.

142. O vakit ki, onlara kardeşleri Salih dedi ki: Korkmaz mısınız?

143. Şüphe yok ki, ben size gönderilmiş bir güvenilir elçiyim.

144. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

145. Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatını ancak âlemlerin Rabbbine aittir.

146. Siz burada güvenilir kimseler olarak bırakılacak mısınız?

147. Bağlarda ve ırmaklarda?

148. Ve ekinlerin ve tomurcukları hoş hurma ağaçlarının içinde?

149. Ve dağlardan ustaca bir halde evler yontuyorsunuz.

150. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

151. Ve aşırı gidenlerin emrine itaat etmeyin.

152. Öyle kimseler ki, yerde bozgunculuk yaparlar ve ıslah olmazlar.

153. Dediler ki: Şüphe yok sen çok büyülenmişlerdensin.

154. Sen başka değil, bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getiriver.

155. Dedi ki: İşte bu bir dişi devedir. Bunun için bir su içme hakkı vardır, belli bir günün su içme hakkı da sizin içindir.

156. Ve buna bir kötülük ile dokunmayın, sizi hemen pek büyük bir günün azabı yakalar.

157. Derken onu boğazladılar, sonra pişman olarak sabahladılar.

158. Artık onları azap yakaladı. Şüphe yok ki, bunda bir ibret vardır. Böyle iken onların çokları îmân etmiş olmadılar.

159. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, pek galiptir, pek esirgeyicidir.

Şuarâ Sûresi 160 - 183. Ayetler

160. Lût kavmi gönderilen Peygamberleri yalanladılar.

161. O vakit ki, onlara kardeşleri Lût dedi ki: Korkmaz mısınız?

162. Muhakkak ki, ben sizin için güvenilir bir Pey gamberim.

163. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

164. Ve buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatım başkasına değil ancak âlemlerin Rabbine aittir.

165. Siz insanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?

166. Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz da. Hayır, siz haddi aşan bir kavimsiniz.

167. Dediler ki: Ey Lût! Andolsun ki, eğer sen nihayet vermezsen elbette çıkarılmışlardan olacaksın.

168. Dedi ki: Şüphe yok, ben sizin işlediğiniz şey için buğz edenlerdenim.

169. Yarabbi! beni ve ehlimi onların yapa geldikleri şeyden kurtar.

170. Artık onu ve ailesini tamamen kurtardık.

171. Ancak bir kocakarı geri kalanlar için de kaldı.

172. Sonra geri kalanları helâk ettik.

173. Ve onların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Artık ne fena oldu korkutulmuşların yağmuru!

174. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çokları iman etmediler.

175. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladılar.

177. O vakit ki, onlara Şuayb dedi ki: Sakınmaz mısınız?"

178. Şüphe yok ki, ben sizin için güvenilir bir elçiyim!

179. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

180. Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak âlemlerin Rabbine aittir.

181. Ölçüyü tamamlayın ve noksan ölçenlerden olmayın.

182. Ve dosdoğru terazi ile tartın.

183. Ve insanlara eşyalarını noksan yapmayın ve yerde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.

Şuarâ Sûresi 184 - 206. Ayetler

184. Ve sizi ve sizden evvelki ümmetleri yaratandan korkun.

185. Dediler ki: Şüphe yok, sen iyice büyülenmişlerdensin.

186. Ve sen bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Ve seni muhakkak yalancılardan zannediyoruz.

187. Artık sen eğer doğru söyleyenlerden ise üzerimize gökten bir parça düşürüver.

188. Dedi ki: Rabbim, yaptıklarınızı pek iyi bilendir.

189. Velhasıl: Onu yalanladılar. Derken onları gölge gününün azabı yakaladı, şüphe yok ki, o, pek büyük bir günün azabı olmuş idi.

190. Muhakkak ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu, iman etmediler.

191. Ve şüphe yok ki, senin Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

192. Ve şüphe yok ki, o Kur'an âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

193. Onu rûhulemin indirdi.

194. Senin kalbin üzerine, tâki, sen uyancılardan olasın.

195. Pek açık olan Arap lİsanı ile.

196. Ve şüphe yok ki, o, daha evvelkilerin kitaplarında da vardır.

197. Onlar için bir delil olmuş değil midir? İsrailoğulları âlimlerinin onu bilmeleri.

198. Eğer onu Arabca bilmeyenlerin biri üzerine indirmiş olsa idik.

199. Artık onu onlara karşı okuyacak olsa idi yine ona iman etmezlerdi.

200. İşte öylece onu küfrü, günahkârların kalplerine sokmuşuzdur.

201. O pek acıklı azabı görünceye değin ona Kur'ana îmân etmezler.

202. Artık o azap onlara hiç farkında olmadıkları bir halde iken ansızın geliverir.

203. İmdi derler ki: Bir mühlet verilmişlerden miyiz?

204. Şimdi bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?

205. Gördün mü? Onları senelerce faidelendirmiş olsak.

206. Sonra onlara tehdit edilmiş oldukları şey gelecek olsa.

Şuarâ Sûresi 207 - 227. Ayetler

207. O faidelenmiş oldukları şey, onları neden kurtarabilir?

208. Biz hiçbir beldeyi helâk etmedik, ancak onun için uyarıcılar bulunmuştur.

209. Büyük bir tenbih yapılmıştır ve biz zulmedenler olmadık.

210. Ve bunu şeytanlar indirmiş değildir.

211. Ve onlara lâyık olmaz ve güç de yetiremezler.

212. Şüphe yok ki, onlar işitmekten elbette uzak tutulmuşlardır.

213. Sakın Allah ile beraber başka bir tanrıya da dua etme. Sonra azap edilenlerden olursun.

214. Ve en yakın akrabanı uyar.

215. Ve müminlerden sana uyanlara kanadını indir.

216. Sonra sana isyan ederlerse hemen de ki: Şüphe yok ben sizin yaptıklarınızdan beriyim.

218. O ki, seni kalktığın vakit görüyor.

217. Ve o mutlak galip engin merhamet sahibine tevekkül et.

219. Ve secde edenler arasındaki dönüşünü de görüyor.

220. Şüphe yok, hakkıyla işitici, tam anlamıyla bilici O'dur.

221. Size haber vereyim mi? Kimlerin üzerine şeytanların iniverdiğini.

222. Her yalancı, günahkâr üzerine iniverir.

223. Onlar şeytanın sözlerine kulak verirler ve onların çoğu yalancı kimselerdir.

224. Şairlere gelince onlar da sapıklara tâbi olurlar.

225. Görmez misin ki, onlar her vadide şaşkıncasına yürür dururlar.

226. Ve şüphe yok ki, onlar yapmayacak oldukları şeyleri söylerler.

227. Ancak îmân edenler ve güzel amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikiredenler ve zulüme uğradıktan sonra öçlerini alanlar müstesnâ. Ve o kimseler ki, zulüm ettiler, nasıl bir dönüş mahalline yuvarlanıp gideceklerini yakında bileceklerdir.

Neml Sûresi 1 - 13. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Ta, Sin, bu sana Kura'nın ve pek açıkça beyan eden bir kitabın ayetleridir.

2.     Müminler için hidayettir ve bir müjdedir.

3.     Öyle mümîn kimseler ki: Namazı doğruca kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar ahirete de evet onlar kat'i surette inanırlar.

4.     Şüphe yok, o kimseler ki, ahirete inanmazlar, onlar için yaptıklarını süslemişizdir. Artık onlar şaşkın bir halde bulunurlar.

5.     Onlar öyle kimselerdir ki, azabın en kötüsü onlar içindir ve onlar ki, ahirette en çok ziyana düşenler onlardır.

6.     Ve muhakkak ki, Kur'an, bir hakîm, Alîm olan Allah Teâlâ, tarafından sana ulaştırılmaktadır.

7.     Hani Musa ailesine demişti ki: ben muhakkak bir ateş gördüm, ondan size bir haber getireceğim veyahut size bir parlak ateş koru getiririm. Belki ısınırsınız.

8.     Ne zaman ki oraya vardı, kendisine şöyle seslenildi ki: Bu ateşte olan da ve bunun etrafında bulunan da mübarek kılınmıştır ve âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ münezzehtir.

9.     Ey Musa! Şüphe yok ki, o seslenen ben mutlak galip ve, hikmet sahibi olan Allah'ım.

10.   Ve âsânı bırak. Ne zaman ki, onu sanki küçük bir yılanmış gibi deprenir gördü, geriye dönerek kaçtı ve arkasına bakmadı, buyruldu ki: Ey Musa: Korkma, şüphe yok ki, ben bir kerim mabudum ki benim huzûrumda Peygamberler korkmaz.

11.   Ancak diğer insanlardan olup da zulmeden korkmalıdır, fakat sonra kötülüğün arkasından zulümü güzelliğe çeviren kimseler başka onlar da korkudan kurtulabilirler artık şüphe yok ki, ben mağfiret, rahmet ediciyim.

12.   Ve elini koynuna sok, bembeyaz, kusursuz olarak çıkıversin. Dokuz mucize ile Firavun'a ve kavmine git şüphe yok ki, onlar yoldan çıkan bir kavim oldular.

13.   Ne zaman ki, onlara mucizelerimiz, açık olarak hidayet yolunu gösteri bir halde geldi. Dediler ki: Bu bir apaçık sihirden ibarettir.

Neml Sûresi 14 - 22. Ayetler

14.   Ve bu âyetleri, vicdanları da tam bir kanaat getirdiği halde bir zulüm ve kibirden dolayı inkâr ettiler. Artık bak, o bozguncuların akibeti nasıl oldu.

15.   And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik ve dediler ki: Hamd o Allah'a olsun ki, bizi mümin kullarından bir çoğu üzerine üstün kılmıştır.

16.   Ve Süleyman Davud'a vâris oldu ve dediki: Ey insanlar! Bize her kuşun dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Şüphe yok ki, bu, elbette bu, apaçık bir lütuftur.

17.   Ve Süleyman için cinlerden ve insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı. Artık onlar bir düzen, üzere sevkolunuyordu.

18.   Ne zamanki, karınca vadisi üzerine geldiler, bir karınca dedi ki: Ey Karıncalar! Yuvalarınıza giriniz, Süleyman ve onun askerleri farkında olmadıkları halde sizi ezmesinler.

19.   Hz. Süleyman Artık onun sözünden gülercesine tebessüm etti ve dediki: Yarabbi! Bana ilham buyur, bana ve anama babama vermiş olduğun nimetine şükredeyim ve senin razı olacağın iyi amelde bulunayım ve beni rahmetinle iyi olan kullarının arasına kat.

20.   Ve kuşları gözden geçirdi de dediki: Bana ne oldu? Hüdhüd'ü göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?

21.   Herhalde ona şiddetli bir azap ile azap ederim, veya onu boğazlarım, yahut bana apaçık bir delil getirir.

22.   Derken Hüdhüd çok geçmeden geldi de dediki: Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Seb'edan muhakkak bir haber ile geldim.

Neml Sûresi 23 - 35. Ayetler

23.   Muhakkak ben, bir kadın buldum ki, onlara hükümdarlık ediyor ve kendisine her şeyden verilmiş ve onun için pek büyük bir taht da var.

24.   Onun ve kavminin Allah'tan başka güneşe secde ettiklerini gördüm ve şeytan onlara amellerini süslemiş, artık onları yoldan sapıtırmış, binaenaleyh onlar hidayete eremezler.

25.   Allah'a secde etmemeleri için böyle yapmış o Allah'a, ki göklerdeki ve yerdeki her gizliyi meydana çıkarır ve neyi gizlediğinizi ve neyi de âşikâre yaptığınızı bilir.

26.   Allah, o büyük arşın Rabbi dir ki, ondan başka ilâh yoktur.

27.   Hz. Süleyman Hüdhüd'e dedi ki: Bakacağız, doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mı oldun?.

28.   Şu mektubumu götür, hemen onlara bırak, sonra onlardan çekil de bak ki, neye varacaklar?

29.   Hükümdar olan kadın dedi ki: Ey ileri gelenler: Şüphe yok ki bana çok şerefli bir mektup bırakıldı.

30.   O muhakkak ki, Süleyman tarafından ve şüphe yok ki o: "Rahman, Rahim olan Allah'ın ismiyle" başlanarak yazılmıştır.

31.   Şöyle ki: Bana baş kaldırmayın ve bana Müslümanlar olarak geliniz.

32.   Dedi ki: ey ileri gelenler! Bu işim hakkında bana fetva veriniz. Siz hazır bulununcaya kadar ben bir işimi kestirip atmam.

33.   Dediler ki: Biz kuvvetli kimseleriz ve zorlu savaş erbabıyız ve emir sana aittir. Artık bak, ne emir edeceksen et...

34.   Dedi ki: Şüphe yok, hükümdarlar bir şehre girdikleri vakit onu perişan ederler ve ahalisinin şereflilerini zelil kılarlar ve işte öyle yaparlar.

35.   Ve muhakkak ki, ben onlara bir hediye ile bir heyet göndereceğim, artık gönderilenlerin ne ile dönüp geleceklerine bakacağım.

Neml Sûresi 36 - 44. Ayetler

36.   Ne zamanki hediyeyi getirenler Süleyman'a geldi, dedi ki: Bana bir mal, ile yardım mı ediyorsunuz? İşte Allah’ın bana verdiği size verdiğinden hayırlıdır. Belki siz hediyenizle sevinirsiniz.

37.   Onlara dön, elbette onlara öyle ordular ile gelirim ki, onların bunlara karşı takatları yoktur. Ve elbette onları zelil ve hakir kuvvetten mahrum kimseler oldukları halde oradan çıkarırım.

38.   Hz. Süleyman Dedi ki: Ey ulular! Hanginiz bana onun tahtını onların bana teslimiyet gösterip gelmelerinden evvel getirir.

39.   Cin tâifesinden bir ifrit dedi ki: Ben onu daha sen makamından kalkmadan sana getiririm ve şüphe yok ki, ben ona elbette güç yetiririm ve bana güvenebilirsiniz.

40.   Yanında kitaptan bir ilim bulunan zat da dedi ki: Ben onu daha gözünü açıp kapamadan getiririm. Ne zamanki Hz. Süleyman onu tahtı yanında yerleşmiş olarak gördü, dedi ki: Bu Rabbimin lütufundandır, tâki beni imtihan etsin ki, şükür mü ederim yoksa nimete karşı nankörlük mü ederim ve her kim şükür ederse ancak kendi nefisi lehine şükür eder. Ve kim de nimete karşı nankörlükte bulunursa, şüphe yok ki, Rabbimin hiç bir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.

41.   Dedi ki: Ona tahtını değiştirin, bakalım onu tanımaya muvaffak olacak mı, yoksa muvaffak olamayacaklardan mı olacak?

42.   Ne zamanki o hükümdar kadın geldi, denildi ki senin tahtın böyle midir? Dedi ki: bu, sanki o. Maamafih bize ondan evvel bilgi verilmiş idi ve bizler Müslümanlar olduk.

43.   Onu, Allah’ın başka tapdığı şeyler İslâmiyetten men etmiş idi. Şüphe yok ki o, kâfirler olan bir kavimden idi.

44.   Ona denildi ki saraya gir. Ne zamanki onu gördü, onu derin bir su sandı, iki baldırını açıverdi. Hz. Süleyman dedi ki: O hakikaten billûrdan döşenmiş, düz, açık bir yerdir. Kadın da dedi ki: Yarabbi! ben nefisime zulümettim ve Süleyman ile beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.

Neml Sûresi 45 - 55. Ayetler

45.   Ve andolsun ki, Semud kavmine; Allah'a ibadet ediniz diye kardeşleri Salih'i gönderdik. Onlar ise hemen birbiriyle çekişen iki guruba ayrıldılar.

46.   Dedi ki: Ey kavmim! Ne için iyilikten evvel kötülüğü acele istiyorsunuz? Allah'tan af dilemeli değil misiniz? Olabilir ki, rahmete kavuşursunuz.

47.   Dediler ki: Biz seninle ve seninle beraber olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. Hz. Salih de dedi ki: Sizin uğursuzluğunuz, Allah katında malûm dur. Hayır... Siz imtihana çekilen' bir kavimsiniz.

48.   Ve şehirde dokuz kişi var idi ki: Yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlardı, ıslah da bulunmuyorlardı.

49.   Allah'a and içerek dediler ki: Her halde onu ve ailesini geceleyin öldürelim de sonra velisine diyelim ki: biz onun ehlinin helâk olduğu yerde hazır bulunmadık ve şüphe yok ki, bizler elbette doğru sözlü kimseleriz.

50.   Onlar bir hile yaptılar, biz de hiç bilgileri olmaksızın bir hile ile hile yaptık yani: Onları ansızın hilelerin cezasına kavuşturduk.

51.   Artık bak! Hilelerinin akibeti nasıl oldu? Muhakkak ki biz, onları da kavimlerini de toptan helâk ettik.

52.   İşte onlar, onların zulümleri sebebiyle çökmüş olan evleri! Şüphe yok ki, bunda anlayan kavim için elbette bir ibret vardır.

53.   Halbuki: İman edip kötülükten sakınanları kurtuluşa erdirdik.

54.   Lût'u da Peygamber gönderdik o zaman ki: Kavmine demişti ki: O en iğrenç şeyi yapacak mısınız? Halbuki siz onun fenâlığını görürsünüz.

55.   Siz kadınlarınızı bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşacaksınız? Doğrusu siz cahilce hareket eden bir kavimsiniz.

Neml Sûresi 56 - 63. Ayetler

56.   Artık kavminin cevabı da: Lût ailesini yurdunuzdan çıkarın, şüphe yok ki, onlar çok temizlikte bulunan insanlardır, demelerinden başka olmamıştı.

57.   Binaenaleyh onu ve bütün ailesini kurtardık, karısı müstesna, onu takdirimizle azapta bâki kalanlardan kıldık.

58.   Ve onların üzerlerine bir yağmur yağdırdık, artık ne fena oldu, o uyarılmış olanların yağmuru.

59.   De ki, Hamd Allah'adır, selâm da seçkin kıldığı kullarınadır. Allah mı hayırlıdır, yoksa ona ortak koştukları mı?

60.   Yoksa gökleri ve yeri yaratan ve gökten sizin için bir su indiren mi hayırlıdır sonra onunla güzelliğe sahip olan bahçeleri bitirdik ki, sizin için onun bir ağacı bile bitirebilmeniz mümkün değildir. Allah ile beraber bir tanrı mı var? Hayır... Onlar doğru yoldan sapmış olan güruhtur.

61.   Yoksa yeri bir karargâh kılan ve aralarında ırmaklar akıtan ve o yer için sabit dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir engel meydana getirilmiş olan mı hayırlıdır ? Allah ile beraber başka tanrı mı vardır? Hayır... Onların çokları bilmezler.

62.   Yoksa kendisine dua ettiği zaman, sıkıntı içinde kalana karşılık veren ve kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? hayırlıdır? Allah ile beraber bir tanrı mı vardır? Siz pek az düşünüyorsunuz.

63.   Onlar mı hayırlı yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde sizi doğru yola sevk eden mi ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci gönderen mi? Allah ile beraber bir tanrı mı vardır? Allah onların ortak koştuklarından yücedir.

Sayfa 15 / 26

  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
 
 
  • İLETİŞİM