• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Fussilet Sûresi 39 - 46. Ayetler

39.   Ve O'nun âyetlerindendir ki, yeryüzünü kupkuru bir hâlde görürsün, Vaktaki, O’nun üzerine su indirmiş oluruz, harekete başlar ve kabarır. Muhakkak O zât ki, O’na hayat vermiştir, elbette ki, ölüleri de dirilticidir. Şüphe yok O, her şey üzerine hakkıyla kadirdir.

40.   Şüphe yok O kimseler ki, âyetlerimizde haktan ayrılarak sapıtırlar, bize karşı gizli kalamazlar. Âteşe atılan mı hayırlıdır, yoksa kıyamet günü emin ve hâlde gelecek olan mı? Dilediğinizi yapınız, şüphe yok ki: O, ne yaptığınızı hakkıyla görücüdür.

41.   Şüphe yok mülhidler O kimselerdir ki, kendilerine geldiği zaman Kur'an ı inkâr etmişlerdir ve muhakkak ki, o, elbette aziz bir kitaptır.

42.   O'na ne önünden ve ne de ardından bâtıl bir şey gelemez. O hikmet Sahibi çok övülen Allah'tan indirilmiştir.

43.   Sana senden evvelki Resûllere denilmiş olan şeyden başka bir şey denilmiyor. Şüphe yok ki, senin Rabbin elbette mağfiret sahibi ve pek acıklı âzab sahibidir.

44.   Ve eğer O'nu, yabancı bir lİsan ile bir Kur'an kılsa idik elbette derler ki: Ayetleri ayrıntılı şekilde açıklanmalı değil mi idi Arabi bir Peygambere yabancı bir lİsan ile Kur'an olur mu? De ki: O, iman edenler için bir hidâyet vesilesidir ve bir şifâdır ve O kimseler ki iman etmezler, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve o, onlara karşı bir körlüktür. Onlara uzak bir yerden sesleniliyor.

45.   And olsun ki, Mûsa'ya da kitap verdik, onda da ihtilâf edildi. Ve eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasa idi elbette onların aralarında iş bitiriverirdi ve şüphe yok ki, onlar ondan elbette tereddüde düşürücü bir şüphe içindedirler.

46.   Kim iyi bir iş yaparsa artık kendi lehinedir ve kim kötülükte bulunursa artık kendi aleyhinedir ve Rabbin kulları için zulmedici değildir.

Fussilet Sûresi 47 - 54. Ayetler

47.   Kıyameti bilmek, O'na havale olunur ve ne meyvelerden bir şey tomurcuklarından çıkar ve ne de bir dişi yüklü kalır ve ne doğurur, ancak O'nun bilmesiyledir. Ve O gün ki, onlara nidâ eder ki: Nerede benim ortaklarım? Derler ki: Sana arz ettik, bizden hiçbir şâhit yoktur.

48.   Ve evvelce tapıp durdukları şeyler onlardan kaybolmuştur ve kendileri için bir sığınılacak yer olmadığını anlamışlardır.

49.   İnsan iyilik istemekten usanmaz ve eğer kendisine bir fenalık dokunursa hemen ümidini kesmiş, ümitsizliğe düşmüş olur.

50.   Ve eğer ona dokunan bir sıkıntıdan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırırsak elbette diyecektir ki: Bu, benim içindir ve zannetmem ki, kıyamet kopacak olsun. Ve eğer Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak, kendim için O'nun yanında bir iyilik vardır. Fakat O küfre düşmüş olanlara ne yapmış olduklarını elbette haber vereceğiz. Ve elbette onlara pek ağır bir azaptan tattıracağızdır.

51.   Ve insana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve böbürlenir. Ve ona bir kötülük dokunduğu zaman ise artık bol bol duacıdır.

52.   De ki: Bana haber veriniz! Eğer, O Kur'an Allah tarafından olmuş ise, sonra siz O'nu inkâr etmiş iseniz, uzak bir muhalefette bulunan kimseden daha sapık kim vardır?

53.   Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâki, onlar için O'nun hak olduğu ortaya çıksın. Kifâyet etmiyor mu ki, Rabbin, şüphe yok O, her şey üzerine şâhittir.

54.   İyi bil ki, şüphe yok, onlar Rab’lerine kavuşma konusunda bir şüphe içindedirler. İyi bil ki, muhakkak O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.

Şûrâ Sûresi 1 - 10. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mim.

2.     Ayın, Sin, Kaf.

3.     İşte böyle vahy ediyor, sana ve senden evvel olanlara O aziz, hakîm olan Allah.

4.     Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa O'nun içindir. Ve O, çok yücedir, çok büyüktür.

5.     Az kalıyor ki, gökler üstlerinden çatlayacaklar. Melekler de Rab'lerine hamd ile tesbihte bulunuyorlar ve yerde olanlar için mağfiret diliyorlar. İyi biliniz ki, muhakkak Allah, O çok affedicidir, çok esirgeyicidir.

6.     Ve o kimseler ki, Allah'tan başkasını dost edindiler, onları, Allah daima gözetmektedir ve sen onların üzerlerine bir vekil değilsin.

7.     Ve işte sana böyle arapça bir Kur'an vahy ettik ki, Şehirlerin anasını (Mekke'yi) onun çevresinde bulunanları korkutasın ve kendinde şüphe olmayan O toplanma günüyle korkutasın. Bir bölümü cennettedir ve bir bölümü de cehennemdedir.

8.     Ve eğer Allah dilemiş olsa idi elbette onları bir ümmet kılmış olurdu. Velâkin dilediği kimseyi rahmetine girdirir. Zâlimlere gelince onlar için ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

9.     Yoksa ondan başkasını dost mu edindiler. Fakat Allah'dır. O'dur dost olan ve O, ölüleri diriltir ve O herşey üzerine hakkıyla kadirdir.

10.   Ve herhangi bir şeyde ihtilâfa düşmüş iseniz, artık O'nun hükmü Allah'a aittir. İşte O Allah'tır benim Rabbim, O'na tevekkül ettim ve O'na müracaat ederim.

Şûrâ Sûresi 11 - 15. Ayetler

11.   O gökleri ve yeri yaratan, sizin için kendi cinsinizden eşler kılmıştır, hayvanlardan da çiftler yaratmıştır Bu sûretle çoğalmanızı sağlamıştır. Onun misli gibi bir şey yoktur ve O hakkıyla işiticidir, görücüdür.

12.   Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediği kimse için rızkı bolca yapar ve kİsar. Şüphe yok ki, her bir şeyi bilicidir.

13.   Sizin için dinden meşru kıldı, kendisiyle Nûh'a tavsiye etmiş olduğunu. Ve o şeyi ki, sana vahyettik ve o şeyi ki, anınla İbrâhim'e, Mûsa'ya ve İsâ'ya vasiyyetde bulunduk, dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin den ibârettir Müşriklerin üzerine kendisine dâvet ettiğin şey ağır geldi. Allah dilediği kimseyi kendisine seçer ve Hakka dönen kimseyi hidâyete erdirir.

14.   Ve ayrılığa düşmediler, ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, sadece aralarında haddi aşmaktan dolayı ayrılığa düştüler ve eğer Rabbinden belirli bir süreye kadar geçmiş bir kelime bulunmasa idi elbette aralarında hükmolunurdu. Ve muhakkak O kimseler ki, onlardan sonra kitaba vâris oldular, elbette ondan şaşkınca bir şüphe içindedirler.

15.   İşte bundan dolayı sen dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve onların heveslerine tâbi olma ve de ki: Allah’ın kitaptan indirilmiş olduğuna iman ettim ve aranızda adalet yapmakla emrolundum, Allah bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizedir, sizin amelleriniz de size aittir. Bizim aramızla sizin aranızda bir düşmanlık yoktur. Allah aramızı toplayacaktır ve dönüş ancak O'nadır.

Şûrâ Sûresi 16 - 22. Ayetler

16.   Ve O kimseler ki, Allah hakkında tartışmada bulunurlar, Allah için dâveti kabul edildikten sonra. Onların delilleri Rab'lerinin katında boştur ve onların üzerine bir gazap vardır ve onlar için şiddetli bir azap vardır.

17.   Allah, O zâttır ki, hakkıyla kitabı ve mizanı indirdi ve sana ne bildirir? Belki O kıyamet yakındır.

18.   O'na iman etmeyenler, O'nu acele ederler. İmân etmiş olanlar ise, ondan korkarlar ve O'nun şüphesiz hak olduğunu bilirler. Haberin olsun! O kimseler ki, O kıyamet hakkında mücadelede bulunurlar, elbette ki, uzak bir sapıklık içindedirler.

19.   Allah, kullarına çok lûtfedicidir, dilediğine rızık verir. Ve O her şeye kadirdir, galiptir.

20.   Her kim ahiret kazancını dilerse onun için kazancında artış meydana getiririz ve her kim dünya kazancını dilerse ona da ondan veririz. O'nun ahirette bir nasibi yoktur.

21.   Yoksa onlar için ortaklar var da onlar için dinden kendisiyle Allah’ın izin vermediği şeyleri meşru mu kıldılar? Ve eğer O ertelemek sözü olmasa idi elbette aralarında hüküm verilmiş olurdu ve şüphe yok ki, O zâlimler için elem verici bir azap vardır.

22.   Zâlimleri göreceksin ki: Kazanmış oldukları şeylerden dolayı korkarlar. Ve O, korktukları şey onların başlarına gelecektir O iman edenler ve sâlih amellerde bulunanlar ise cennetlerin bahçelerindedir. Onlar için Rab'lerinin katında diledikleri şeyler vardır. İşte budur, O en büyük lütuf.

Şûrâ Sûresi 23 - 31. Ayetler

23.   İşte bu, O haberdir ki, Allah iman eden ve iyi amellerde bulunan kullarına müjdeler. De ki: Ben bunun üzerine sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Ve kim bir iyilik yaparsa O'nun sevabını fazlasıyle veririz. Şüphe yok ki, Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.

24.   Yoksa derler mi ki, Allah'a karşı gelen yalan yere iftirada bulundu. Eğer Allah dilese kalbin üzerine mühür basar ve Allah bâtılı yok eder ve sözleriyle hakkı ortaya koyar. Şüphe yok ki, O kalplerde olanı bilicidir.

25.   Ve O, o zâttır ki, kullarından tevbeyi kabul eder ve günâhlardan affeyler ve ne yaptıklarınızı bilir.

26.   Ve iman edenlere ve sâlih amellerde bulunanların tevbelerini kabul eder ve onlara fadlından sevaplarını arttırır. Kâfirlere gelince onlar için şiddetli bir azap vardır.

27.   Ve eğer Allah, rızkı kulları için yayacak olsa elbette yerde haddi aşarlardı. Velâkin dilediğini bir miktar ile indiriyor. Şüphe yok ki, O, kullarından haberdardır, ve hepsini görücüdür.

28.   Ve O, o Yüce Yaratıcıdır ki: ümitsizliğe düştüklerinden sonra, yağmuru indirir ve rahmetini yayar ve O'dur dost, övülmeye lâyık olan O'dur.

29.   Ve göklerin ve yerin yaradılışı, O'nun delillerindendir. Onlar da her hareket edenden yaymış olduğu şeyde ve O, dilediği zaman onları toplamaya da kadirdir.

30.   Ve size musibetten her ne şey İsabet ederse kendi ellerinizin kazandığı şey sebebiyledir ve bir çoğundan ise affeder.

31.   Ve siz yeryüzünde âciz bırakıcılar değilsinizdir ve sizin için Allah'tan başka bir dost ve bir yardımcı da yoktur.

Şûrâ Sûresi 32 - 44. Ayetler

32.   Ve O'nun âyetlerindendir, denizde dağlar gibi akıp giden gemiler.

33.   Eğer dileyecek olsa rüzgârı, durdurur. Artık O'nun sırtı üzerine dura kalırlar. Şüphe yok ki, bunda elbette âyetler vardır, çok sabreden, çok şükreden kimse için.

34.   Yahut onları yaptıkları yüzünden helâk eder ve birçoğundan da af buyurur.

35.   Ve bizim âyetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsin ki, onlar için bir kaçacak yer yoktur.

36.   Velhâsıl size her hangi bir şeyden verilmiş olanlar, ancak dünya hayatının geçimliğinden ibârettir ve Allah katında olan ise daha hayırlıdır ve daha bâkidir, O kimseler için ki, iman etmişlerdir ve Rab'lerine tevekkülde bulunurlar.

37.   Ve O kimseler ki, günâhın büyüklerinden ve fâhiş kötülüklerden kaçınırlar. Ve gazaba geldikleri zaman onlar bağışlarlar.

38.   Ve o kimseler ki: Rab'lerinin davetine icabette bulundular ve namazı dosdoğru kıldılar ve onların işleri aralarında danışma iledir ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerdende harcarlar.

39.   Ve O kimseler ki: Onlara bir zulüm İsabet ettiği zaman onlar yardımlaşmakta bulunurlar.

40.   Bir kötülüğün cezası da O'nun misli bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve barışı sağlarsa artık O'nun mükâfatı da Allah'a aittir. Şüphe yok ki, O, zâlimleri sevmez.

41.   Ve her kim zulüme uğradıktan sonra hakkını alırsa artık onların üzerine bir yol yoktur.

42.   Ceza ancak O kimseler üzerinedir ki, insanlara zulüm ederler ve yerde haksız yere azgınlıkta bulunurlar. İşte onlar için pek acıklı bir azap vardır.

43.   Ve elbette her kim sabreder ve kötülüğü affederse şüphe yok ki, O yapılmaya değer işlerdendir.

44.   Ve Allah kimi sapıklıkta bırakırsa artık O'nun için ondan sonra bir dost yoktur. Ve zâlimleri göreceksin ki, azabı gördükleri zaman diyeceklerdir ki: Acaba geri dönmeğe bir yol var mıdır?

Şûrâ Sûresi 45 - 51. Ayetler

45.   Ve onları göreceksin ki: Zilletten başlarını öne eğerek, zayıfça göz kapağını depreterek baktıkları hâlde âteşe arzolunacaklardır ve iman etmiş olanlar da diyeceklerdir ki: Şüphe yok, ziyana uğrayanlar O kimselerdir ki, kıyamet günü nefislerini ve âilesini hüsrâna uğratmış olurlar. Uyanın! Muhakkak ki, zâlimler bir ebedî azap içindedirler.

46.   Ve onlar için Allah’ın ötesinde kendilerine yardım edecek dostlardan hiçbir kimse yoktur ve her kimi ki, Allah sapıtırsa O'nun için bir yol da yoktur.

47.   Rabbiniz için uyun bir günün gelmesinden evvel ki, O'nun için Allah'tan reddedebilecek yoktur. O gün sizin için ne bir sığınacak yer vardır ve ne de sizin için inkâra imkân.

48.   Eğer yüz çevirirlerse seni onların üzerine bir muhafız göndermedik. Senin üzerine düşen, tebliğden başka bir şey değildir ve şüphe yok ki, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlanır ve eğer onlara ellerinin takdim etmiş olduklarından bir kötülük İsabet ederse artık şüphe yok ki, insan nankördür.

49.   Göklerin ve yerin mülkü, Allah içindir, dilediğini yaratır, dilediği kimseye kız çocukları bağışlar ve dilediği kimseye erkekler bağışlar.

50.   Veyahut onları erkekler ve dişiler olarak çift eder ve dilediğini de kısır kılar. Şüphe yok ki, O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.

51.   Ve bir insan için doğru değildir ki, Allah onunla konuşsun. Ancak vahy ile veya bir perde arkasından sözle veyahut bir elçi göndererek kendi izniyle dilediğini vahy ettirmesi ile olan konuşma müstesnâ. Şüphe yok ki, O, pek yücedir, çok hikmet sahibidir.

Şûrâ Sûresi 52 - 53. Ayetler

52.   Ve işte sana da evimizden bir ruh vahyettik. Sen bilir değildin ki, kitap nedir, iman nedir ve lâkin biz onu bir nûr kıldık, onunla kullarımızdan dilediğimizi hidâyete erdiririz ve şüphe yok ki, sen bir doğru yola rehberlik edersin.

53.   O Allah’ın yoluna ki, göklerde ne varsa ve yerde ne varsa hep O'nundur. Agâh ol! Bütün işler Allah'a dönüp varacaktır.

Zuhrûf Sûresi 1 - 10. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mim.

2.     Apaçık bildiren kitaba andolsun ki.

3.     Muhakkak biz onu bir arapça Kur'an kıldık, umulur ki, siz düşünürsünüz.

4.     Ve şüphe yok ki, O, katımızdaki ana kitapta elbette pek yüksektir, çok hikmetle vasıflanmıştır.

5.     Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizden Kur'an ı vazgeçip bertaraf eder miyiz?

6.     Halbuki, biz evvelkiler için de nice Peygamber gönderdik.

7.     Onlara bir Peygamber gelmiş olmazdı ki, illâ onunla alay eder olmuşlardı.

8.     Artık bunlardan daha şiddetlisini de helâk ettik ve öncekilerde örneği geçmiştir.

9.     Andolsun ki, onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? Diye soracak olsan elbette derler ki: Onları güçlü olan ve her şeyi bilen Allah yarattı.

10.   O Allah ki: Sizin için yeri bir beşik kıldı ve sizin için orada yollar kıldı, tâki, dosdoğru gidebilesiniz.

Zuhrûf Sûresi 11 - 22. Ayetler

11.   Ve O ki, gökten belirli bir miktar su indirmiştir. Artık onunla bir ölmüş beldeye hayat neşretmiş olduk. İşte siz de kabirlerinizden öyle çıkarılacaksınızdır.

12.   Ve O ki, bütün çiftleri yaratmıştır ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri de yapmıştır.

13.   Tâki, sırtlarında yerleşip oturasınız, sonra O'nun üzerine yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nimetini düşünesiniz ve diyesiniz ki: Bunu bizim hizmetimize veren Rabbimizin şânı pek yücedir. Halbuki, biz bunu zapt edebilenler değil idik.

14.   Ve şüphe yok ki, biz Rabbimize elbette dönüp gidicileriz.

15.   Öyle iken O'nun için kullarından bir cüz isnat ettiler. Şüphe yok ki, bu gibi bir insan elbette apaçık bir nankördür.

16.   Yoksa O, yaratır olduklarından kendisine kızlar edindi de sizlere oğulları mı ayırdı?

17.   Halbuki, onlardan iri O Rahmâna bir benzer isnat ettiği ile müjdelense, kendisi pek öfkeli olarak yüzü kapkara kesilir.

18.   Yoksa süs içinde yetiştirilecek olup da O mücadele halinde delilini gösteremeyecek olanı mı? o Rahmâna isnat ediyorlar.

19.   Ve O Rahmânın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaradılışlarında hazır mı bulundular? Elbette onların şâhitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.

20.   Ve dediler ki: Eğer O Rahmân dilemeseydi onlara ibadet etmezdik. Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Onlar başka değil, ancak yalan söylerler.

21.   Yoksa onlara bundan evvel bir kitap mı vermiştik ki, artık onlar O'na tutunuculardır.

22.   Hayır... Dediler ki: Şüphe yok, biz babalarımızı büyük bir din üzere bulduk. Muhakkak ki, biz de onların izleri üzerinde yürüyüp doğru yolu bulmuşlarız.

Zuhrûf Sûresi 23 - 33. Ayetler

23.   Ve böylece senden evvel bir kasabaya bir korkutucu göndermedik ki, illâ O'nun refah içinde yaşayanları dedi ki: Biz babalarımızı bir büyük din üzere bulduk ve şüphe yok ki, biz de onların izlerine uymuş kimseleriz.

24.   Dedi ki: Ya size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirdimse de mi? Dediler ki: Şüphe yok biz, kendisiyle gönderilmiş olduğun şeyi inkâr edicileriz.

25.   Artık onlardan intikam aldık, işte bak, O yalanlayanların âkıbeti nasıl oldu?

26.   Ve hatırlat! O vakti ki, İbrâhim babasına ve kavmine dedi ki: Şüphe yok, ben sizin ibadet ettiğiniz şeyden uzağım.

27.   O beni yaratmış olan müstesnâ. Çünkü, O şüphesiz ki, beni doğru yola erdirecektir.

28.   Ve onu o ifadesini zürriyyeti arasında bâkî bir kelime kıldı. Belki onlar, dönüverirler diye.

29.   Fakat onları ve atalarını kendilerine O hak ve apaçık Resül gelinceye kadar fâidelendirdim.

30.   Ne zamanki, kendilerine hak geldi, dediler ki: Bu, bir sihirdir ve şüphe yok ki, biz bunu inkâr edicileriz.

31.   Ve dediler ki: Şu Kur'an, iki beldeden bir büyük erkek üzerine indirilmiş olmalı değil mi idi?

32.   Rabbinin rahmetini onlar taksim ediyorlar? Biz onların aralarında dünya hayatındaki geçimliklerini taksim ettik ve bâzılarını bâzısı üzerine dereceler itibariyle yükselttik, tâki, bâzıları iş gördürebilsin ve Rabbinin rahmeti ise onların topladıklarından hayırlıdır.

33.   Ve eğer insanlar küfre düşüp bir ümmet olacak olmasa idiler elbette Rahmânı inkâr edenlerin evleri ve üzerine çıktıkları merdivenleri için gümüşten tavanlar kılardık.

Zuhrûf Sûresi 34 - 47. Ayetler

34.   Ve evleri için yine gümüşten kapılar ve üzerine yaslândıkları tahtlar yapardık.

35.   Ve altun ziynetler yapardık bunların hepsi de dünya hayatının geçici geçimliğinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbinin katında takva sahipleri içindir.

36.   Ve her kim O Rahmânın zikrinden gaflette bulunursa O'na bir şeytanı Mûsallat ederiz. Artık bu, O'nun için bir arkadaştır.

37.   Ve şüphe yok ki, bunlar, onları herhâlde doğru yoldan çıkarırlar. Ve onlar da zannederler ki, kendileri şüphe yok hidâyete erdirilmişlerdir.

38. Nihâyet bize geldiği zaman O arkadaşına der ki: Keşke benim ile senin aranda iki doğunun uzaklığı olsa idi, sen ne kötü arkadaş!

39.   Bu gün size bu temenniniz, aslâ bir fâide vermeyecektir. Çünkü zulümettiniz. Şüphe yok ki, siz azapta ortalarsınızdır.

40.   Artık sen mi O sağırlara işittireceksin? Veya O körleri ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanı hidâyete erdireceksin?

41.   Eğer seni herhâlde onların aralarından giderirsek, artık şüphe yok ki: Biz onlardan intikam alıcılarız.

42.   Yahut onlara vaad ettiğimizi sana göstereceğizdir. Çünkü biz muhakkak ki: Onlara güç yetiririz.

43.   Artık sen, sana vahyolunmuş olana kuvvetle sarıl! Şüphe yok ki: Sen bir doğru yol üzerindesin.

44.   Ve muhakkak ki, O, elbette senin için ne kavmin için pek büyük bir şereftir ve ileride sual olunacaksınızdır.

45.   Senden evvel Resüllerimizden göndermiş olduğumuz zâtlara sor, biz O Rahmândan başka tapılacak ilâhlar yaptık mı?

46.   And olsun ki, Mûsa'yı âyetlerimizle Firavun'a ve O'nun cemaatine gönderdik, binaenaleyh dedi ki: Ben şüphe yok âlemlerin Rabbinin bir elçisiyim.

47.   Ne zamanki: Onlara bizim âyetlerimizle geldi, onlar O zaman, bunlara gülüvermişlerdi.

Zuhrûf Sûresi 48 - 60. Ayetler

48.   Ve onlara âyetten bir şey gösterir olmadık ki, illâ O, diğerlerinden daha büyük idi. Ve onları âzab ile yakaladık, belki onlar geri dönerler diye.

49.   Ve dediler ki: Ey sihirbaz! Bizim için Rabbine bir dua et, sana verdiği ahdi hürmetine, şüphe yok ki, biz de elbette hidayete ermişler oluruz.

50.   Vaktaki, onlardan O azabı açıverdik, O zaman onlar sözlerinden geri dönüverdiler.

51.   Ve Firavun kavmi için de nidâ etti, dedi ki: Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akan ırmaklar benim için değil mi? Hâlâ görmüyor musunuz?

52.   Yoksa ben O kimseden daha hayırlı değil miyim ki, O bir hakirdir ve maksadını neredeyse anlatamıyor.

53.   O'nun üzerine altından bilezikler atılmalı değil mi idi? Veya onunla beraber melekler birbirine yardımcılar olarak gelmeli değil mi idi?

54.   Artık kavmine hakaretle baktı, derken onlar da O'na itaat ediverdiler. Şüphe yok ki, onlar, fasıklar olan bir kavim olmuş idiler.

55.   Ne zamanki, bizi gazaplandırdılar, onlardan intikam aldık. Hemen hepsini de suda boğduk.

56.   Artık onları sonrakiler için geçmiş ve bir ibret kıldık.

57.   Ne zamanki, Meryem'in oğlu, bir mesel olarak zikredildi. O zaman kavmin bundan sevinip bağrışmaya başladılar.

58.   Ve dediler ki: Bizim ilâhlarımız mı hayırlıdır, yoksa O mu? Bunu sana bir mücadeleden başka olarak söylemiş olmadılar. Hayır... Onlar düşmanlar olan bir kavimdirler.

59.   O başka değil, bir kuldur ki, O'nun üzerine nimet verdik ve onu İsrâiloğulları için bir ibret kıldık.

60.   Ve eğer dileyecek olsa idik, elbette sizden yerde melekler yaratırdık, sizin yerinize geçerlerdi.

Zuhrûf Sûresi 61 - 73. Ayetler

61.   Ve şüphe yok ki, O Hz. İsâ kıyamet için bir bilgidir. Artık O kıyamet hususunda bir şüpheye düşmeyin ve bana tâbi olunuz. Bir dosdoğru yol, budur.

62.   Ve sakın sizi şeytan men eylemesin. Şüphe yok ki, o, sizin için apaçık bir düşmandır.

63.   Ne zamanki, İsâ, o açık mucizeler ile geldi, dedi ki: Ben size muhakkak bir hikmet ile ve kendisiyle ihtilâf ettiğiniz şeyin bâzısını size beyan için geldim. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

64.   Şüphe yok ki, Allah, o benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Hemen O'na ibadet ediniz. İşte bu dosdoğru y oldur.

65.   Sonra o guruplar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık vay acıklı günün azabından o zulüm etmiş olanlara!

66.   Onlar, kendilerine farkında olmadıkları hâlde ansızın gelecek olan o saatten başkasını mı gözetiyorlar?

67.   O gün dostların bâzısı için düşmandır. Takva sahipleri müstesnâ.

68.   Ey kullarım! Sizin üzerinize bugün hiçbir korku yoktur ve siz mahzun olacaklar da değilsiniz.

69.   Öyle kullar ki, bizim âyetlerimize iman ettiler ve Müslüman oldular.

70.   Siz de ve zevceleriniz de sevinç içinde olduğunuz hâlde cennete giriniz.

71.   Onların üzerine altundan tepsiler ile ve deştiler ile dolaşılır ve orada canların hoşlanacağı ve gözlerin lezzet alacağı şeyler vardır ve siz orada ebedîyyen kalıcılarsınız.

72.   Ve işte bu, o cennettir ki, yaptığınız şeylerden dolayı O'na vâris kılınmış oldunuz.

73.   Sizin için burada birçok meyveler vardır, onlardan yiyeceksinizdir.

Zuhrûf Sûresi 74 - 89. Ayetler

74.   Kâfirler ise şüphe yok ki, cehennemin azabı içinde ebedîyyen kalıcılardır.

75.   Onlardan bu azap hafifietilmeyecektir ve onlara bunun içinde şiddetli bir ümitsizliğe düşmüş kimselerdir.

76.   Ve biz onlara zulümetmedik. Velâkin onlar zâlimler oldular.

77.   Ve seslendiler ki: Ey Mâlik! Rabbine dua et, bizim üzerimize ölüm ile hükmetsin. Mâlik de dedi ki: Şüphe yok, siz kalıcılarsınız.

78.   And olsun ki: Biz size hakkı getirdik, velâkin sizin birçoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.

79.   Yoksa bir işi sapasağlam mı, tuttular. Artık şüphe yok ki, sapasağlam tutan bizleriz.

80.   Yahut zannederler mi ki, biz onların sırlarını ve aralarındaki fısıltılarını işitmeyiz, hayır... Ve bizim elçilerimiz, onların yanlarında yazıyorlar.

81.   De ki: Eğer Rahmân için faraza bir çocuk olsa idi, O'na ibadet edenlerin ilki ben olurdum.

82.   Göklerin ve yerin Rabbi arşın Rabbi o müşriklerin vasıflandırdıkları şeyden uzaktır.

83.   Artık onları bırak, boş işlere dalsınlar ve oynaya dursunlar. O vaad olundukları günlerine kavuşacaklarına değin.

84.   Ve O, o mukaddes varlıktır ki, gökte ilâhtır ve yerde ilâhtır. Ve O hakkıyla hikmet sahibidir, hakkıyla ilim sahibidir.

85.   Ve Yücedir O, Allah’ın zâtı ki: Göklerin ve yerin ve bunların aralarında bulunan şeylerin mülkü O'na mahsustur ve kıyamet saatinin ilmi de O'nun katindadır ve O'na döndürüleceksinizdir.

86.   O'ndan başka ibadet eder oldukları şeyler, şefaat etmeğe sahip değildirler. Ancak o bilir oldukları hâlde Hak'ka şâhitlik edenler müstesnâ.

87.   Ve and olsun ki, eğer onlara soracak olsan ki, kendilerini kim yarattı? Elbette diyeceklerdir ki: Allah. O hâlde nasıl oluyor da çevriliyorlar?

88.   Ve O'nun yarabbi! Muhakkak ki, onlar iman etmez bir kavimdir, demesi de Allah katında bilinmektedir.

89.   Şimdi onlardan yüz çevir ve selâm deyiver, artık ileride bileceklerdir.

Zuhrûf Sûresi 74 - 89. Ayetler

74.   Kâfirler ise şüphe yok ki, cehennemin azabı içinde ebedîyyen kalıcılardır.

75.   Onlardan bu azap hafifietilmeyecektir ve onlara bunun içinde şiddetli bir ümitsizliğe düşmüş kimselerdir.

76.   Ve biz onlara zulümetmedik. Velâkin onlar zâlimler oldular.

77.   Ve seslendiler ki: Ey Mâlik! Rabbine dua et, bizim üzerimize ölüm ile hükmetsin. Mâlik de dedi ki: Şüphe yok, siz kalıcılarsınız.

78.   And olsun ki: Biz size hakkı getirdik, velâkin sizin birçoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.

79.   Yoksa bir işi sapasağlam mı, tuttular. Artık şüphe yok ki, sapasağlam tutan bizleriz.

80.   Yahut zannederler mi ki, biz onların sırlarını ve aralarındaki fısıltılarını işitmeyiz, hayır... Ve bizim elçilerimiz, onların yanlarında yazıyorlar.

81.   De ki: Eğer Rahmân için faraza bir çocuk olsa idi, O'na ibadet edenlerin ilki ben olurdum.

82.   Göklerin ve yerin Rabbi arşın Rabbi o müşriklerin vasıflandırdıkları şeyden uzaktır.

83.   Artık onları bırak, boş işlere dalsınlar ve oynaya dursunlar. O vaad olundukları günlerine kavuşacaklarına değin.

84.   Ve O, o mukaddes varlıktır ki, gökte ilâhtır ve yerde ilâhtır. Ve O hakkıyla hikmet sahibidir, hakkıyla ilim sahibidir.

85.   Ve Yücedir O, Allah’ın zâtı ki: Göklerin ve yerin ve bunların aralarında bulunan şeylerin mülkü O'na mahsustur ve kıyamet saatinin ilmi de O'nun katindadır ve O'na döndürüleceksinizdir.

86.   O'ndan başka ibadet eder oldukları şeyler, şefaat etmeğe sahip değildirler. Ancak o bilir oldukları hâlde Hak'ka şâhitlik edenler müstesnâ.

87.   Ve and olsun ki, eğer onlara soracak olsan ki, kendilerini kim yarattı? Elbette diyeceklerdir ki: Allah. O hâlde nasıl oluyor da çevriliyorlar?

88.   Ve O'nun yarabbi! Muhakkak ki, onlar iman etmez bir kavimdir, demesi de Allah katında bilinmektedir.

89.   Şimdi onlardan yüz çevir ve selâm deyiver, artık ileride bileceklerdir.

Duhân Sûresi 1 - 18. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mim.

2.     Apaçık bildiren kitaba yemin olsun ki:

3.     Muhakkak biz onu, bir mübârek gecede indirdik, şüphe yok ki, biz uyarıcıyız.

4.     O gecede her muhkem emr, ayırdedilir.

5.     Bizim tarafımızdan bir Emir olarak. Şüphe yok ki, biz Resûl gönderir olduk.

6.     Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki, O'dur hakkıyla işiten hakkıyla bilen O'dur.

7.     Göklerin ve yerin ve bunların aralarındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakınen inanır kimseler oldu iseniz.

8.     O’ndan başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir ve evvelki atalarınızın Rabbidir.

9.     Fakat onlar, şüphe içinde oynarlar.

10.   Artık gözet, bir günü ki, gök apaçık bir duman ile gelecektir.

11.   İnsanları saracaktır. Bu, bir acıklı azaptır.

12.   Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı açıver, şüphe yok ki, biz mü'minleriz diyeceklerdir.

13.   Onlar için öğüt almak nerede! Halbuki, muhakkak onlara apaçık bildiren bir Peygamber geldi.

14.   Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Öğretilmiş bir mecnundur, dediler.

15.   Muhakkak biz, o azabı biraz kaldıracağız, sizler ise şüphe yok ki, dönüvericilersiniz.

16.   Pek şiddetli, kuvvetli bir tutuşla tutacağımız gün şüphe yok ki, biz intikam alıcılarız.

17.   Andolsun ki, onlardan evvel Firavun'un kavmini bir imtihana tâbi tuttuk ve onlara şerefli bir Peygamber gelmişti.

18.   Onlara demişti ki Allah’ın kullarını bana teslim ediniz, şüphe yok ki, ben sizin için güvenilir bir Peygamberim.

Duhân Sûresi 19 - 39. Ayetler

19.   Ve Allah'a karşı yücelikte bulunmayın. Muhakkak ki, ben size bir apaçık delil ile geliyorum.

20.   Ve şüphe yok ki, ben, beni taşlamanızdan Rabbime ve Rabbinize sığındım.

21.   Ve eğer bana iman etmeyecek iseniz artık benden ayrılın.

22.   Sonra Rabbine dua etti: Muhakkak bunlar, günâhkâr olan bir kavimdir.

23.   Allah Teâlâ da emretti ki hemen geceleyin kullarım ile yürüyüver. Şüphe yok ki, sizler takîb edileceksiniz.

24.   Ve denizi hâli üzere sâkin bırak. Çünkü onlar, boğulmuş olan bir ordudur.

25.   Neler terkettiler, bağlardan ve pınarlardan!

26.   Ve ekinlerden ve güzel ikâmetgâhtan!

27.   Ve içinde zevk ile faydalandıkları nimetten.

28.   İşte böyle oldu ve onları başka bir kavme miras bıraktık.

29.   Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı ve bir mühlet verilmiş de olmadılar.

30.   And olsun ki, İsrâiloğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.

31.   Firavun'dan, şüphe yok ki, o, aşırı gidenlerden kibirli biri olmuştu.

32.   Andolsun onları Beni İsrail'i bilerek âlemler üzerine üstün kılmıştık.

33.   Ve onlara kendisinde apaçık imtihan olan âyetlerden vermiştik.

34.   Muhakkak ki, işte onlar elbette diyeceklerdir ki:

35.   Bu başka bir şey değil, ancak ilk ölmemizden ibârettir ve biz yeniden diriltilecek değiliz.

36.   Haydi eğer siz doğru söylüyor iseniz, babalarımızı getiriveriniz.

37.   Ya onlar mı hayırlı yoksa Tübba kavmi mi? Ve kendilerinden evvel olanlar mı? Onları helâk ettik, şüphe yok ki, onlar günâhkâr idiler.

38.   Ve gökleri ve yeri ve onların arasında olanları oyuncular olarak yaratmadık.

39.   İkisini de yaratmadık, ancak gerçek bir sebeple yarattık, fakat onların birçokları bilmezler.

Duhân Sûresi 40 - 59. Ayetler

40.   Şüphe yok ki, o hüküm günü onların hepsinin vaadedilen vakitleridir.

41.   O gün bir dost, bir dosttan hiçbir şeyi bertaraf edemez ve onlar yardım da olunamazlar.

42.   Allah’ın rahmet ettiği kimse müstesnâ. Şüphe yok ki, o Allah, azizdir, rahimdir.

43.   Muhakkak ki, o zakkum ağacı.

44.   Çok günâhkar olanın yiyeçeğidir.

45.   Erimiş bakır gibi karınlar içinde kaynar.

46.   Son derece sıcak suyun kaynaması gibi.

47.   Onu tutun da cehennemin tâ ortasına sürükleyin.

48.   Sonra başının üstüne o pek kaynar su azabından dökün.

49.   Deyin ki tâd. Şüphe yok, sen iddia ediyordun ki pek kuvvetli pek şerefli olan sensin.

50.   Şüphe yok ki, işte bu, kendisinde şüphe ettiğiniz şeydir.

51.   Müttakiler ise muhakkak ki, güvenilir bir makamdadırlar.

52.   Cennetlerde ve pınarlardadırlar.

53.   Karşı karşıya oldukları hâlde atlastan, parlak ipekten elbiseler giyineceklerdir.

54.   İşte böyledir ve onları gözleri iri, elbiseleri tertemiz, renkleri beyaz cariyeler ile evlendirdik

55.   Orada her türlü meyveden emin oldukları hâlde taleb ederler.

56.   Orada ölümü tadmazlar, ilk ölüm müstesnâ ve onları cehennemin azâbından korumuştur.

57.   Rabbinden bir ihsân olarak. İşte budur, o pek büyük kurtuluş.

58.   Artık şüphe yok ki, onu Kur'an ı Kerim'i senin lİsanınla kolaylaştırdık. Umulur ki: Onlar düşünürler.

59.   Artık gözet, şüphe yok ki, onlar gözeticilerdir.

Câsiye Sûresi 1 - 13. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mim.

2.     Kitabın indirilişi, aziz, hakim olan Allah'tandır.

3.     Şüphe yok ki, göklerde ve yerde mü'minler için elbette ibretler vardır.

4.     Ve sizin yaradılışınızda ve neşrettiği her bir canlı şeyde yakınen bilip inanan bir kavim için ibretler vardır.

5.     Ve gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah’ın gökten bir rızk indirip onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları bir taraftan diğer tarafa döndürmesinde de akıllıca düşünen bir kavim için ibretler vardır.

6.     İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir ki: Bunları sana hakkıyla okuyoruz. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi bir söze inanırlar?

7.     Herbir yalancının, günâha düşkünün vay hâline!

8.     Allah’ın âyetlerinin kendisine karşı okunur olduğunu işitir de sonra böbürlenerek İsrar eder, sanki onları işitmemiştir. Artık onu acıklı bir azap ile müjdele!

9.     Âyetlerimizden bir şeyi bildiği zaman da onu eğlence edinmiş olur. Onlar var ya, onlar için pek alçaltıcı bir azap vardır.

10.   Arkalarından cehennem vardır. Onlardan ne kazanmış oldukları şeyler ve ne de Allah'tan başka edinmiş oldukları dostlar, bir şeyi bertaraf edemeyecektir. Onlar için pek büyük bir azap vardır.

11.   İşte bu, Kur'an bir hidâyet rehberidir. Rab’lerinin âyetlerini inkâr eden kimseler ise onlar için pek şiddetlisinden bir acıklı azap vardır.

12.   Allah o zât dır ki: Denizi sizin emrinize verdi, onun emriyle o denizler içinde gemiler cereyan etsin diye ve onun lutfundan talepte bulunasınız diye ve gerektir ki, şükür edesiniz.

13.   Ve göklerde ne varsa ve yerde ne varsa hepsini kendi katından sizin için boyun eğdirmiştir. Şüphe yok ki, bunda düşünen bir kavim için elbette alâmetler vardır.

Câsiye Sûresi 14 - 22. Ayetler

14.   İman edenlere söyle, Allah'ın günlerini ümit etmeyenleri bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu, yaptığına göre cezalandıracaktır.

15.   Her kim iyi bir işte bulunursa bu kendi lehinedir ve her kim bir kötülük yaparsa o da kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksinizdir.

16.   Andolsun ki, İsrâiloğulları'na kitap ve hükmü ve Peygamberlik vermiştik ve onları tertemiz şeylerden rızıklandırmıştık ve onları âlemlere üstün kılmıştık.

17.   Ve onlara o emirden açık deliller vermiştik, artık ihtilâfta bulunmadılar, ancak kendilerine bilgi geldikten sonra bir azgınlık olarak ihtilâfa düştüler şüphe yok ki, senin Rabbin kıyamet günü onların aralarında kendisinde ihtilâf ettikleri şeyler hakkında hüküm verecektir.

18.   Sonra seni din konusunda bir şeriat üzerine memur kıldık. Artık sen ona tâbi ol, bilmeyenlerin isteklerine tâbi olma.

19.   Şüphe yok ki, onlar, Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi senden elbette ki, bertaraf edemezler. Ve muhakkak ki, zâlimlerin bâzıları bâzıları için dostlardır. Allah ise müttakilerin vesilesidir.

20.   Bu Kur'an ı Kerim insanlar için kalp gözleridir ve kesin olarak inanan bir kavim için de bir hidâyettir ve bir rahmettir.

21.   Yoksa o kötülükleri kazananlar sandılar mı ki: Onları iman etmiş ve sâlih amellerde bulunmuş kimseler gibi kılacağız? Onların hayatta olmaları ile ölümlerini eşit bulunduracağız? Ne kötü hükmettikleri şey!

22.   Ve Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı ve herkesi kendi kazandığı ile cezalandırılmak için yaratmıştır ve onlar zulüme uğratılmazlar.

Duhân Sûresi 23 - 32. Ayetler

23.   Gördün mü? O kimseyi ki: Kendi hevasını kendisine tanrı edinmiş ve onu Allah bir bilgi üzerine şaşırtmış ve kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış ve gözü üzerine bir perde kılmış, artık ona Allah'tan sonra kim hidâyet edebilir? Hâlâ düşünmez misiniz?

24.   Ve dediler ki: Bu, bizim dünya hayatımızdan başka değildir, ölürüz ve diriliriz bizi zamandan başkası helâk etmez. Halbuki, onlar için buna dâir bir bilgi yoktur. Onlar başka değil, ancak zanneder dururlar.

25.   Ve kendilerine karşı âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman onların delilleri, eğer doğru sözlü iseniz atalarımızı getiriniz demekten başka değildir.

26.   De ki: Allah sizi diriltir, sonra sizi öldürür, sonra da sizi kıyamet günü için toplar. Onda bir şüphe yoktur. Velâkin insanların çoğu bilmezler.

27.   Ve göklerin ve yerin mülkü, Allah’ındır. Ve o gün ki, kıyamet kopar, o gün bâtıla sapanlar hüsrâna uğrar.

28.   Ve her ümmeti diz çökmüş bir hâlde göreceksin. Her ümmet, kitabına çağırılacaktır. Yapmış olduğunuz şey ile bugün cezalandırılacaksınız denilecektir.

29.   İşte bu, bizim kitabimizdir. Size karşı hak ile söylüyor. Şüphe yok ki, biz sizin neler işler olduklarınızı yazdırmıştık.

30.   İşte o kimseler ki, iman ettiler ve iyi iyi işlerde bulundular, artık onları Rab'leri rahmet içine girdirecektir. İşte en apaçık kurtuluş, odur.

31.   Kâfir olanlara ise şöyle denilecektir değil mi ki, size karşı âyetlerimiz okundukça siz kibirlendiniz ve günâhkârlar olan bir kavim oldunuz?

32.   Ve şüphe yok ki, Allah’ın vaadi haktır ve o kıyamette bir şüphe yoktur, denildiği zaman dediniz ki: Kıyamet nedir? Biz bir zandan başka bir zan etmiyoruz ve biz kesin bilgi elde etmiş değiliz.

Duhân Sûresi 33 - 37. Ayetler

33.   Ve onlar için yapmış oldukları şeylerin kötülükleri meydana geldi ve kendisiyle alay ettikleri şey, onları kuşattı.

34.   Ve denildi ki, bugün sizi unutacağız, nasıl ki, siz bu gününüze kavuşacağınızı unutmuş idiniz ve sizin yurdunuz âteştir ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur.

35.   Sizin bu azap görmenizin sebebi ise şüphe yok ki, siz Allah’ın âyetlerini eğlence yerine tutmuştunuz ve sizi dünya hayatı aldatmış idi, artık bugün ondan çıkarılmayacaklardır. Ve kendilerinden özür beyan etmeleri de istenilmeyecektir.

36.   Artık hamd göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

37.   Ve göklerde ve yerde büyüklük O'na mahsustur ve aziz, hakîm olan da O'dur.

Ahkâf Sûresi 1 - 5. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Hâ, Mim.

2.     Bu kitabın indirilmesi, o aziz, hakim olan Allah'tandır.

3.     Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler

4.     De ki: bana haber veriniz! Allah'tan başka tapar olduklarınızı bana gösteriniz yerden neleri yaratıvermişlerdir. Yoksa onlar için göklerde bir ortaklık var mıdır? Bana bundan evvelki bir kitabı veya ilmden bir eseri getiriniz, eğer siz doğru kimseler oldu iseniz.

5.     Ve daha sapık kimdir, o kimseden ki, Allah'a ibadeti bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olan putlara yalvarır ibadet eder. Halbuki, Onlar, bunların yalvarmalarından gâfillerdir.

Ahkâf Sûresi 6 - 14. Ayetler

6.     Ve insanlar mahşerde toplandıkları zaman putlar onlar için düşmanlar olmuş olurlar. Ve onların ibadetlerini inkâr ediciler olmuşlardır.

7.     Ve onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman, kendilerine geldiği vakit hakkı inkâr eder olanlar dedi ki: İşte bu apaçık sihirdir.

8.     Yoksa iftira etti mi diyorlar? Deki: Eğer onu, ben iftira ettim ise artık benim için Allah'tan hiçbir şeye sahip olamazsınız. O sizin neye daldığınızı pek iyi bilendir. O benimle sizin aramızda şâhit olmaya kâfidir. Ve O, çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

9.     Deki: Ben Peygamberlerden ilk evvel olan değilim ve ne bana ve ne de sizlere ne yapılacağını bilmem. Ben başka değil, ancak bana vahy olunana tâbi olurum ve ben apaçık bir korkutucudan başka değilim.

10.   Deki: Bana haber veriniz! Eğer Kur'an Allah tarafından olup da siz onu inkâr eyledinizse ve İsrâiloğulları'ndan bir şâhit de onun misli üzerine şahadette bulundu ve hemen iman etti de siz böbürlendi iseniz artık zâlimlerden olmaz mısınız? Şüphe yok ki, Allah zâlimler olan, kavmi doğru bir yola muvaffak kılmaz.

11.   Ve kâfir olanlar, iman edenler için dedi: Eğer bir hayır olsa idi ona bizi geçemezlerdi. Ve onlar bununla Kur'an ile hidayete eremedikleri vakit de hemen diyeceklerdir ki: işte bu, eski bir iftiradır.

12.   Ve ondan evvel de Mûsa’nın bir rehber ve bir rahmet olan kitabı var idi. Ve işte bu da bir kitaptır, tasdik edicidir, arapça bir lİsan ile gönderilmiştir zulüm edenleri korkutmak için, muhsin olanlara da bir müjdedir.

13.   Şüphe yok, o kimseler ki, Rabbimiz Allah’tır dediler, sonra istikamette bulundular, artık onların üzerine bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

14.   İşte onlar, cennet sahipleridir. İşler olmuş oldukları şeylere bir mükâfat olmak üzere orada ebedîyyen kalıcılardır.

Sayfa 20 / 26

  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24
 
 
  • İLETİŞİM