• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
  • İslami Rüya Tabirleri
  • Alfabetik Sıra
  • A'dan Z'ye
  • Alfabetik Sıra

Ahkâf Sûresi 15 - 20. Ayetler

15.   Ve biz insana anasına ve babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Onu anası zahmetle yüklendi ve onu zahmetle doğurdu, onu bu yüklenilmesi ve sütten kesilmesi müddeti ise otuz aydır. Nihâyet reşit olacağı zamana erip kırk seneye bâliğ olunca dedi ki: Yarabbi! Beni muvaffak kıl, bana ve anam ile babama lütuf etmiş olduğun nimetine şükredeyim ve razı olacağın bir güzel amelde bulunayım ve zürriyyetim hakkında da benim için iyilik nasîp buyur. Şüphe yok ki, ben sana günahlarımdan tevbe ettim ve muhakkak ki, ben Müslümanlardanım.

16.   İşte onlar, o kimselerdir ki: Onlardan işlediklerinin en güzelini kabul ederiz ve onların günâhlarından geçeriz, cennetlikler arasındadırlar, bu bir doğru söz iledir ki, onlar vaad olunmuş bulunmaktadırlar.

17.   Ve o kimse ki, anasına, babasına: Dedi ki: Uf ikinize! Beni korkutuyor musunuz ki, ben çıkarılacağım? Halbuki, benden evvel nice nesiller gelip geçmiştir. Anası ile babası ise Allah'tan medet istiyor, yazık sana! İmân et, şüphe yok ki, Allah’ın vaadi haktır diyorlardı Oğulları ise hemen diyordu ki, bu, dediğiniz evvelkilerin efsanelerinden başka değildir.

18.   İşte bunlar, kendilerinden önce gelip geçen cin ve insanlardan ümmetler arasında bulunan kimselerdir ki, üzerlerine söz, hak olmuştur. Muhakkak ki, onlar hüsrâna uğramış oldular.

19.   Ve herkes için yapmış olduklarından dolayı dereceler vardır ve onlara amellerini tamamen ödemek için ve onlar zulüm olunmazlar.

20.   Ve o gün ki, kâfir olanlar, âteş üzerine arz olunurlar, onlara denilir ki lezzetli şeylerinizi dünya hayatınızda giderdiniz ve onlar ile fâidelendiniz. Artık yeryüzünde haksız yere böbürlenmiş ve kendisiyle fıska düşmüş olduğunuz şeyden dolâyı bugün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınızdır.

Ahkâf Sûresi 21 - 28. Ayetler

21.   Ve Âd'ın kardeşini hatırla. O vakit ki, Ehkafdaki kavmini korkutmuştu ve muhakkak ki, onun önünden ve ardından nice korkutucular da gelip geçmiştir. Allah'tan başkasına ibadette bulunmayıp, şüphe yok ki: Ben sizin hakkınızda pek büyük bir günün azabından korkarım demişti.

22.   Dediler ki: Sen bize geldin mi ki, bizi ilâhlarımızdan geri döndüresin? İmdi bize vaad ettiğin şeyi getiriver, eğer sen doğru söyleyenlerden oldu isen.

23.   Dedi ki: Şüphe yok; bilgi Allah katindadır. Ben size kendisiyle gönderilmiş olduğum şeyi tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi bir kavim görüyorum ki: Cehâlette bulunuyorsunuz.

24.   Vaktaki: Onu, kendi derelerine karşı gelen bir bulut hâlinde gördüler, dediler ki: İşte bu, bize yağmur yağdırıcı bir buluttur. Hayır... O kendisini alelacele istediğiniz şeydir, bir rüzgârdır, onda bir acıklı azap vardır.

25.   Rabbinin emriyle her şeyi helâk eder. Artık sabahladılar, bir hâldeki ikâmetgâhlarından başka birşey görülemez oldu. İşte günâhkârlar olan bir kavmi böylece cezalandırırız.

26.   And olsun ki, onları öyle bir şeyde temkin etmiş idik ki, sizi onda temkin etmiş olmadık ve onlar için kulak ve gözler ve kalpler vermiştik. Fakat onlara ne işitmeleri ve ne gözleri ve ne de kalpleri bir şeyden fâide vermedi. Çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı ve onları kendisiyle alay eder oldukları şey kuşatıverdi.

27.   Celâlim hakkı için etrafınızda beldelerden bulunanları helâk etmiştik ve âyetleri de beyân etmiştik, gerekti ki: Geri dönüversinler.

28.   Onlara Allah'tan başka yakınlık sağlamak için tanrı edinmiş oldukları şeyler yardım etmeli değil mi idiler? Bilâkis onlardan gaip oluverdiler ve bu da onların yalanlarının ve iftirâ eder oldukları şeyin bir eseridir.

Ahkâf Sûresi 29 - 35. Ayetler

29.   Ve o zamanı da hatırla ki, cinlerden bir zümreyi Kur'an ı dinlemeleri için sana göndermiştik ki, Vaktaki: Ona hazır oldular, dediler ki: Susun dinleyin Vaktaki, okunması son buldu, kendi kavimlerine korkutucular olarak dönüp gittiler.

30.   Dediler ki: Ey kavmimiz! Muhakkak ki, kendisinden önce olanları tasdik edici olarak Mûsa'dan sonra nâzîl olmuş hakka ve dosdoğru bir yola rehberlik ediyor.

31.   Ey bizim kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin ve O'na inanın, sizin için günâhlarınızdan mağfirette bulunsun ve sizi elîm bir azaptan kurtarsın.

32.   Ve her kim Allah’ın davetçisine icabet etmezse, artık yerde âciz bırakıcı değildir ve onun için onun ötesinde yardımcılar da yoktur. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

33.   Yâ görmediler mi ki: Şüphe yok, gökleri ve yeri yaratmış ve onları yaratışında yorulmamış olan Allah, ölüleri de diriltmeye kadirdir. Evet... Şüphe yok ki, O, her şey üzerine kaadîrdir.

34.   Ve o gün ki, kâfir olanlar, âteş üzerine arz olunurlar. Onlara denilir ki nasıl bu hak değil mi imiş? onlar da Evet... Ve Rabbimiz hakkı için diyeceklerdir Cenab-ı Hak da artık siz inkâr eder olduğunuz şey sebebiyle azâbı tadınız diyecektir.

35.   Artık sabret. Resûllerden azim sâhiplerinin sabır ettiği gibi ve onlar için acele etme. Sanki onlar, vaad olunduklarını görecekleri gün, gündüzden bir saatten başka durmamışlar gibi olacaklardır. Bu bir tebliğdir. Fasıklar olan kavimden başkası, helâke uğratılacak mıdır? elbette uğratılmayacaktır.

Muhammed Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     O kimseler ki, kâfir oldular ve Allah'ın yolundan men'e çalıştılar Allah onların amellerini iptâl etmiştir.

2.     Ve o kimseler ki, iman ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular ve Muhammed'e indirilene de inandılar ki, o Rab'lerinden gelen bir sırf hakikattir. Allah Teâlâ da onlardan kusurlarını örtmüştür ve hâllerini ıslâh etmiştir.

3.     Bunun sebebi şudur ki: Şüphe yok, kâfir olanlar, bâtıla tâbi olmuşlardır. İmân edenler de Rab'lerinden gelen hakka tâbi bulunmuşlardır. İşte Allah, insanlara hâllerini böylece beyân eder.

4.     İmdi kâfir olanlar ile savaşta karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurunuz, nihâyet onların kanlarını ziyadesiyle döktüğünüz vakit artık bukağıyı sıkıca bağlayın, sonra da onları ya meccânen âzad edersiniz veya bir bedel karşılığında serbest bırakırsınız. Tâki: Savaş ağırlıklarını atıversin. Emir böyledir. Ve eğer Allah dilese elbette onlardan muharebesiz de intikam almış olurdu. Velâkin bâzınızı bâzınız ile imtihan etmesi için, böyle savaş ile emretmiştir. Ve o kimseler ki; Allah yolunda öldürülmüşlerdir, elbette Allah onların amellerini zayi kılmayacaktır.

5.     Allah Teâlâ, o mücahitleri hidâyete kavuşturacaktır ve onların hâllerini ıslâh buyuracaktır.

6.     Ve onları cennete girdirir. Onu kendilerine bildirmiştir.

7.     Ey iman etmiş olanlar! Eğer siz Allah için yardım ederseniz size yardım eder ve ayaklarınızı sâbit kılar.

8.     Ve o kimseler ki: Kâfir oldular. Artık helâk onlara! Ve onların amellerini iptâl etmiştir.

9.     O öyledir, çünkü: Şüphesiz onlar, Allah’ın indirdiğini kötü gördüler. Artık Allah da onların amellerini iptâl etti.

10.   Yeryüzünde gezmediler mi ki, bakıversinler: Kendilerinden evvelkilerin âkıbetleri nasıl olmuş! Allah onların üzerlerine kahretmiş ve kâfirler için de onların emsâli vardır.

11.   Şunun için ki, muhakkak Allah iman edenlerin yardımcısıdır ve şüphe yok ki, kâfirlere gelince onlar için yardımcı yoktur.

Muhammed Sûresi 12 - 19. Ayetler

12.   Şüphe yok ki: Allah, iman eden ve güzel güzel amellerde bulunan kimseleri altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirecektir ve o kimseler ki: Kâfir olmuşlardır, menfaatlenirler ve hayvanların yedikleri gibi yerler ve âteş ise onlar için bir yurddur.

13.   Ve nice beldeler de var idi ki: Seni çıkarmış olan beldeden kuvvetçe daha şiddetli idi. Onları helâk ettik, artık onlar için bir yardımcı yoktur.

14.   Yâ şimdi Rabbinden bir açık delil üzerine olan kimse, kendisine kötü âmeli bezetilmiş ve hevalarının ardına düşmüş kimseler gibi midir?

15.   Takva sahipleri için vaad olunan cennetin sıfatı, onun içinde bozulmamış su'dan ırmaklar ve tadı değişmemiş sütten ırmaklar ve içenler için lezîz, şaraptan ırmaklar ve süzülmüş baldan ırmaklar vardır ve onlar için orada her türlü meyvelerden vardır ve Rab'lerinden yarlığanma da vardır. Artık böyle zâtlar âteşte ebedîyyen kalan ve pek kaynar sudan içirilip de bağırsakları parçalanan kimseler gibi midir?

16.   Ve onlardan bâzı kimseler vardır ki: Seni dinler, sonra senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilmiş olanlara derler ki: O biraz evvel ne söyledi? Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalpleri üzerine mühürlemiştir ve arzularına tâbi olmuşlardır.

17.   Ve o kimseler ki: Hidâyete ermişlerdir, Onlara hidâyeti arttırmıştır ve onlara takvâlarını vermiştir.

18.   Onlar, kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka birşeyi beklemiyorlar. İşte muhakkak ki, onun alâmetleri gelmiştir. Artık onlara geldiği vakit düşünmeleri anlamaları kendilerine ne fâide verecektir?

19.   İmdi şunu bil ki: Şüphe yok, Allah'tan başka ilâh yoktur ve günâhın için ve îmânlı erkekler ile imânlı kadınlar için mağfiret dile ve Allah, dolaştığınız yeri de, durduğunuz yeri de bilir.

Muhammed Sûresi 20 - 29. Ayetler

20.   Ve imân edenler derler ki: Bir sûre indirilmiş olmalı değil mi idi, Vaktaki, bir muhkem sûre indirildi ve onda savaş zikiredildi, kalplerinde bir hastalık olanları gördün ki: Sana ölümden baygın kimsenin bakışı gibi bakıyorlar. Artık ölüm olarak daha lâyıktır.

21.   Onlar için, itaat ve güzel söz yaraşır sonra savaş emri, kesinlik kazanınca eğer Allah'a sadakatda bulunsalar idi elbette kendileri için hayırlı olurdu.

22.   Demek umulur ki: Eğer siz imândan yüz çevirirseniz, yeryüzünde bozgunculuğa çalışırsınız ve akrabalık münasebetlerini parçalayıverirsiniz.

23.   Onlar o kimselerdir ki: Onlara Allah lânet etmiştir, sonra onları sağır kılmıştır ve gözlerini kör etmiştir.

24.   Kur'an'ı düşünmeye çalışmazlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde onların kilitleri mi var?

25.   Şüphe yok, o kimseler ki, kendilerine hidâyet besbelli olduktan sonra arkaları üzerine dönüverdiler, onlar için şeytan süslemiş ve onları uzunca emellere düşürmüştür.

26.   Bunun sebebi şudur ki: Onlar, Allah’ın indirdiğini hoşlanmayanlara dediler ki: Biz size bâzı emirde itaat ederiz. Halbuki, Allah onların bütün gizli konuşmalarını biliyor.

27.   Artık melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları vakit hâlleri ne olacak?

28.   Bunun sebebi de şüphe yok ki, onlar, Allah’ın gazabını çeken şeye tâbi oldular ve onun râzı olduğu şeyi kötü gördüler. Artık onların amellerini mahvediverdi.

29.   Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, sandılar mı ki, Allah onların kinlerini meydana çıkarmayacaktır?

Muhammed Sûresi 30 - 38. Ayetler

30.   Ve eğer dilesek elbette onları sana gösteriveririz de onları herhâlde simâlarıyla bilirsin. And olsun ki: Onları lâkırdılarının üslûbundan da bilirsin. Ve Allah ise bütün amellerinizi bilir.

31.   Celâlim hakkı için sizi imtihana tâbi tutacağız, tâki, sizden mücahit olanlar ile sabredici olanları bilelim ve sizin haberinizi de deneyeceğizdir.

32.   Şüphe yok, o kimseler ki, kâfir oldular ve Allah yolundan men ettiler ve kendilerine hidâyet apaşikâr belli olduktan sonra Peygambere muhalefetde bulundular, elbette Allah'a hiçbir zarar vermiş olmadılar ve onların amellerini iptâl edecektir.

33.   Ey imân etmiş olanlar! Allah'a itaat ediniz ve Peygambere itaat ediniz ve amellerinizi iptâl etmeyiniz.

34.   Muhakkak o kimseler ki, kâfir oldular ve Allah yolundan men ediverdiler, sonra da onlar kâfir olarak öldüler, artık Allah, onlar için mağfirette bulunmayacaktır.

35.   Binaenaleyh zâfiyet göstermeyiniz ve sizler en üstün olduğunuz hâlde sulha dâvet etmeyiniz ve Allah sizinle beraberdir ve size amelinizi eksiltmez.

36.   Şüphe yok ki, dünya hayatı, bir oyundur ve bir eğlencedir ve eğer imân ederseniz ve ittikada bulunursanız size ücretlerinizi verir ve sizden bütün mallarınızı da istemez.

37.   Eğer sizden onların hepsini istese de size ısrarda bulunsa cimrilik gösterirsiniz ve sizin kinlerinizi meydana çıkarmış olur.

38.   İşte sizler, o kimselersiniz ki: Allah yolunda harcamada bulunmaya dâvet olunursunuz da sizden kimi cimrilikte bulunur. Halbuki, kim cimrilikte bulunursa şüphe yok ki, kendi nefisi için cimrilikte bulunmuş olur. Ve Allah zengindir. Sizler ise fakirlersinizdir. Ve eğer siz kaçınırsanız sizden başka bir kavmi yerinize değiştirir. Sonra onlar, sizin emsâliniz olmazlar.

Fetih Sûresi 1 - 9. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Muhakkak biz sana bir apaçık fetih ihsan ettik.

2.     Tâki, Allah, senin için günahından geçmiş ve sonraya kalmış olanı mağfiret etsin ve senin üzerine nimetini itmam buyursun ve seni dosdoğru bir yola iletsin.

3.     Ve Allah sana pek izzetli bir yardım ile yardımda bulunsun.

4.     O, o Yüce Yaratıcıdır ki: Müminlerin kalplerine sükûneti indirdi. Tâki: İmânları ile beraber imân arttırsınlar ve göklerin ve yerin orduları; Allah içindir ve Allah, bilendir, hikmet sahibidir.

5.     Tâki: Mümin olan erkekleri ve imânlı olan kadınları altlarında ırmaklar akar cennetlere içlerinde ebedî kalıcılar olmak üzere girdirsin ve onlardan günahlarını örtsün ve bu ise Allah katında pek büyük bir kurtuluş olmuştur.

6.     Ve tâki: Allah hakkında kötü kuruntuda bulunan münafık erkekler ile münafık kadınları da ve müşrik erkekler ile müşrik kadınları da azaba uğratsın, o kötü kuruntuları kendi üzerlerine geliversin. Ve Allah, onlara gazab etmiş ve onlara lânet eylemiştir ve onlar için bir cehennem de hazırlamıştır. Ve ne fenâ bir uğranacak yer!

7.     Ve şu göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Ve Allah, bir azizdir, bir hakîm'dir.

8.     Şüphe yok ki, biz seni bir şâhid ve bir müjdeci ve bir korkutucu olarak gönderdik.

9.     Tâki: Siz Allah'a ve O'nun Peygamberine imân edesiniz ve ona yardımda ve tebcilde bulunasınız ve onu sabah ve akşam tesbih edesiniz.

Fetih Sûresi 10 - 15. Ayetler

10.   Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah’ın eli, onların ellerinin üstündedir. Artık kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da Allah Teâlâ büyük bir mükâfat verecektir.

11.   Bedevilerden geri bırakılmış olanlar, sana diyeceklerdir ki:Bizi mallarımız ve ailelerimiz oyaladı, artık bizim için mağfiret dile. Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler. De ki: Eğer sizin hakkınızda bir zarar dilerse veya sizin hakkınızda bir menfaat murâd ederse artık sizin Allah'tan bir şeye kim mâlik olabilir? Doğrusu Allah Teâlâ işlediğiniz şeyden hakkıyla haberdardır.

12.   Hayır... Siz sandınız ki: Peygamber ve müminler ailelerine aslâ dönmeyeceklerdir. Bu kalplerinizde süslenmiş idi ve kötü bir zan ile zanda bulunmuştunuz ve siz helâke mahkûm bir kavim oldunuz.

13.   Her kim ki, Allah'a ve Peygamberine imân etmemiş olursa artık bilsin ki: Muhakkak biz, kâfirler için bir çılgın âteş hazırlamışızdır.

14.   Ve Allah’ındır, o göklerin ve yerin mülkü. Dilediğini yarlıgar ve dilediğini de cezalandırır ve Allah çok yarlıgayıcı, çok merhamet edici olmuştur.

15.   O geri bırakılmış olanlar, siz ganimetler elde etmek için sefere çıkıp gideceğiniz zaman diyeceklerdir ki: Bizi bırakınız, arkanızdan gelelim. Onlar Allah'ın kelâmını değiştirmek isterler. De ki: Siz bize aslâ tâbi olamazsınız, işte sizin için Allah Teâlâ önceden böyle buyurmuştur. Buna da diyeceklerdir ki: Hayır. Bizi kıskanıyorsunuz. Halbuki, pek azdan başka birşey anlayamaz olmuşlardır.

Fetih Sûresi 16 - 23. Ayetler

16.   O Bedevilerden geri bırakılmış olanlara de ki: Siz ileride şiddetli savaş ehli bir kavme dâvet olunacaksınızdır. Onlar ile savaşta bulunursunuz veya onlar İslâmiyet'i kabul ederler. Artık itaat ederseniz Allah Teâlâ size güzel bir mükâfat verir ve eğer evvelce çevirmiş olduğunuz gibi yine yüz çevirirseniz bir acıklı azab ile cezalandırır.

17.   Amâ'ya güçlük yoktur ve topal'a güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Ve her kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse onu altından ırmaklar akar cennetlere girdirir ve her kim de yüz çevirirse onu da bir elim azab ile azablandırır.

18.   Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir. 

19.   Ve alacakları birçok ganimetler ile de mükâfatlandırmıştır. Ve Allah Teâlâ mutlaka bir gâlib, bir hâkim bulunmaktadır.

20.   Allah Teâlâ size birçok ganimetler vaad etmiştir ki, siz onları alacaksınızdır. Bunu da size acele olarak verdi ve sizden insanların ellerini çekti ki, müminler için bir işaret olsun ve sizi bir dosdoğru caddeye çıkarsın.

21.   Ve bir başkası da vaad buyrulmuştur ki onların üzerine sizin gücünüz henüz yetmemiştir. Allah Teâlâ onları muhakkak ki, kuşatmıştır ve Allah Teâlâ herşey üzerine hakkıyla kadir bulunmuştur.

22.   Ve eğer o kâfir olanlar, sizinle savaşta bulunacak olsalar idi elbette arkalarına döneceklerdi, sonra ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamazlardı.

23.   Allah Teâlâ'nın öteden beri süregelen âdeti budur ve Allah’ın âdeti için aslâ bir değişiklik bulamazsın.

24.   Ve O: O Yüce Yaratıcıdır ki: Onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi de onlardan Mekke vâdisinde çektirdi, sizi onların üzerlerine muzaffer kıldıktan sonra ve Allah, sizin bütün işlediklerinizi görücüdür.

Fetih Sûresi 24 - 38. Ayetler

25.   Onlar, o kimselerdir ki: Kâfir oldular ve sizi Mescid-i Haram’dan men eylediler. Kurbanları da mahalline varmaktan alıkoydular. Eğer bilmediğiniz mümin erkekler ile imân sahibi kadınlar bulunmasa idi, onları bilmeksizin çiğneyip de o yüzden size bilmeksizin bir meşakkat, bir keder, bir üzüntü İsabet etmeyecek olsa idi elbette ellerini onlardan çektirmezdi, fakat çektirdi, tâki, Allah dilediğini rahmeti içine girdirsin. Eğer onlar seçilmiş olsalar idi, elbette onlardan kâfir olanları elim bir âzab ile azaplandırırdık.

26.   O vakit ki, o kâfirler, kalplerinde taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişler idi. Allah Teâlâ'da Peygamberinin üzerine ve müminlerin üzerlerine sekiyneti indirdi ve onlara takvâ sözünü tutmalarını sağladı. Onlar da buna hakkıyla lâyık ve bunun ehli bulunuyorlardı. Allah da herşeyi hakkıyla bilicidir.

27.   Şânına yemin olsun ki, Allah Teâlâ Peygamberine rüyâsini hakkıyla doğru kılmıştır. Muhakkak ki, Kâbe-i Muazzama'ya inşallah eminler, başlarınızı traş etmiş ve saçlarınızı kİsaltmış olduğunuz hâlde korkunuz olmaksızın gireceksinizdir. Fakat sizin bilmediklerinizi bildi de ondan önce bir yakın fetih nasib kıldı.

28.   O, o Yüce Allah dır ki: Peygamberini hidâyet ile ve hak din ile gönderdi. Tâki, onu her din üzerine yükseltsin ve şâhid olmak için de Allah Teâlâ kâfidir.

Fetih Sûresi 29 . Ayet

29.   Muhammed Aleyhisselâm Allah'ın Peygamberidir. Onunla beraber bulunanlar, kâfirlere karşı pek şiddetlidirler, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Onları rükû ediciler, secde ediciler olarak görürsün. Allah Teâlâ'dan inayet ve rıza dilerler, yüzlerindeki nişâneleri, secdelerinin eserindendir. Bu sıfat, onların Tevrat'taki vasıflarıdır ve onların İncil'deki meselleri vasıfları ise bir ekin gibidir ki, filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra da kalınlaşmış, sonra da gövdesi üzerine yükselmiş istikamet almış ekİncilerin hoşlarına gidiyor. Onlar ile kâfirleri öfkelendirmek için. Allah Teâlâ, onlardan imân edip sâlih sâlih amellerde bulunmuşlar için bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat vaad buyurmuştur.

Hucurat Sûresi 1 - 4. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Ey imân etmiş olanlar! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyiniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ hakkıyla işiticidir, bilendir.

2.     Ey imân etmiş olan zâtlar! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin ve O'na sözü bağırırcasına söylemeyin, bâzınızın bâzınıza bağırması gibi ki, sonra siz farkında olmadığınız hâlde amelleriniz boşa gidiverir.

3.     Ve şüphe yok ki, Allah’ın Peygamberi huzurunda seslerini kİsanlar o zâtlardır ki, Allah Teâlâ onların kalplerini takva için imtihan etmiştir, onlar için bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat vardır.

4.     Muhakkak o kimseler ki, sana odaların arkasından bağırırlar. Onların çoğu aklı ermez kimselerdir.

Hucurat Sûresi 5 - 11. Ayetler

5.     Ve eğer onlar, kendilerine sen çıkıncaya kadar sabretselerdi elbette ki, kendileri için hayırlı olurdu, maamafih Allah, gafurdur, rahimdir.

6.     Ey imân etmiş olanlar! Eğer size bir fâsık bir haber ile gelirse hemen onu araştırınız. Belki, bilmeksizin bir kavme saldırırsınız da sonra yaptığınızın üzerine pişman olmuş olursunuz.

7.     Ve biliniz ki, aranızda muhakkak Allah'ın Peygamberi vardır. Eğer' O, birçok işte size itaat edecek olsa idi elbette helâke düşmüş olurdunuz. Velâkin Allah Teâlâ size imânı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi ve size küfrü ve fâsıkca hareketleri ve isyânı çirkin gösterdi. İşte doğru yola gidenler de onlardır.

8.     Öyle bir yola gidiş ise Allah Teâlâ tarafından bir lütuftur ve bir nimettir ve Allah Teâlâ alimdir, hakimdir.

9.     Ve eğer müminlerden iki gurup, çarpışırlarsa aralarını hemen ıslâh ediniz. Sonra onlardan biri diğeri üzerine tecavüzde bulunmuş olursa o tecavüz eden ile Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle ıslâh ediniz ve adaletli harekette bulunun, şüphe yok ki, Allah Teâlâ adalette bulunanları sever.

10.   Müminler, muhakkak ki, kardeşlerdir. Artık kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah'tan korkunuz, tâki: Siz rahmete erişesiniz.

11.   Ey imân etmiş olanlar! Bir kavim diğer kavim ile alay etmesin. Olabilir ki, o alay edilenler ötekilerden daha hayırlı olurlar ve kadınlardan bir kimseyi eğlenceye almasın olabilir ki: Onlar, ötekilerden daha hayırlı bulunurlar. Ve kendi nefislerinizi de ayıplamayınız ve birbirinizi kötü lâkablar ile çağırmayınız. İmândan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir ve her kim tevbe etmezse işte zâlimler olanlar onlardır, onlar.

Hucurat Sûresi 12 - 18. Ayetler

12.   Ey imân edenler! Çokça zan etmekten kaçınınız, şüphe yok ki, zannın bâzısı günâhtır ve birbirinizin kusurunu araştırmayınız ve bâzınız, bâzınızı gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeği sever mi? Bilâkis onu çirkin görmüş olursunuz. Artık Allah'tan korkunuz, şüphe yok ki, Allah Teâlâ tevbeleri kabul edicidir, çok esirgeyicidir.

13.   Ey insanlar! Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kavimlere ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız. Şüphe yok ki, sizin Allah katında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Muhakkak ki, Allah Teâlâ herşeyi bilendir, her şeyden haberdardır.

14.   Bedevi'ler dedi ki: Biz imân ettik. De ki: Siz imân etmediniz velâkin deyiniz ki: Biz İslâm'a girdik ve henüz imân sizin kalplerinizin içine girmiş değildir ve eğer Allah'a ve Resûlüne itaat ederseniz sizin amellerinizden hiçbir şeyi, sizin için noksan kılmaz. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ gâfurdur, rahimdir.

15.   Müminler ancak o zâtlardır ki, Allah'a ve O'nun Peygamberine imân etmişlerdir, sonra bir şüpheye düşmemişler ve mallarıyla ve nefisleriyle Allah yolunda savaşanlardır. İşte doğrular da onların tâ kendileridir.

16.   De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Allah ise göklerde olanı da yerde olanı da bilir ve Allah Teâlâ her bir şeyi hakkıyla bilendir.

17.   İslâm olduklarından dolayı seni minnet altına sokuyorlar: De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayınız. Belki Allah Teâlâ sizi imâna hidâyet ettiğinden dolayı size lütufta bulunmuştur, eğer siz doğru kimseler iseniz.

18.   Şüphe yok ki, Allah Teâlâ göklerin ve yerin gaybını bilir ve Allah Teâlâ işlediğiniz şeyleri görücüdür.

Kâf Sûresi 1 - 15. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Kâf ve bereketi pek fazla olan Kur'an hakkı için Habibim! O kâfirler, seni tasdik etmediler.

2.     Belki kendilerinden bir korkutucu gelmesine şaştılar, artık o kâfirler dedi ki: Bu şaşılacak bir şeydir.

3.     Biz öldüğümüz ve toprak kesildiğimiz zaman mı? Tekrar dirileceğiz Bu uzak bir dönüştür.

4.     Muhakkak ki, yer onlardan neyi eksiltirse biz bilmişizdir ve bizim katımızda koruyucu bir kitab vardır.

5.     Fakat kendilerine geldiği vakit hakkı yalanladılar. İmdi onlar karmakarışık bir ıztırap içindedirler.

6.     Üstlerindeki göğe bakmazlarmı ki: Biz onu nasıl binâ ettik ve süsledik ve onun için hiçbir gedik yoktur.

7.     Ve yere de bakmadılar mı? Onu döşedik ve onda sâbit dağlar bıraktık ve onda her güzel cinsten bitirdik.

8.     Bunları hakka müteveccih olan her bir kul için bir ibret ve bir mev’iza olarak vücde getirdik.

9.     Ve gökten bir mübârek su indirdik, sonra onunla bahçeler ve biçilen ekin danelerini bitirdik.

10.   Ve uzunca boylu hurma ağaçları da yetiştirdik ki: Onlar için bir biri üstüne konmuş muntazaman salkımlar tomurcuklar vardır.

11.   Kullar için bir rızık olarak bunları bitirdik ve onunla o su ile bir ölmüş beldeyi dirilttik. İşte kabirlerden çıkış da böyledir.

12.   Onlardan Kureyş müşriklerinden evvel Nûh kavmi, Re's ashabı ve Semud kavmi de Peygamberlerini yalanladılar.

13.   Ve Âd ve Firavun ve Lût'un kardeşleri de yalanladılar

14.   Eyke ashabı da ve Tubb'a kavmi de hepsi de Peygamberlerini yalanladı. Artık tehdid, hak oldu.

15.   Yâ biz ilk yaradılış ile yorulumuverdik âciz mi kaldık Hayır... Onlar yeni bir yaradılıştan şiddetli bir şüphe içindedirler.

Kâf Sûresi 16 - 35. Ayetler

16.   Ve and olsun ki, biz insanı yarattık ve ona nefisinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.

17.   O vakit ki, iki gözetici melek sağından ve solundan oturucu olarak gözetirler zabıt tutarlar.

18.   İnsan hiçbir söz söylemez ki, illâ yanında hazırlanmış bir gözetici melek vardır.

19.   Ve ölümün şiddeti hakkıyla gelince: İşte bu, kendisinden kaçtığın şeydir denilecektir.

20.   Ve sûr’a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdid günüdür.

21.   Ve herkes gelmiştir. Kendisiyle beraber bir sürücü ve bir şâhid bulunduğu hâlde.

22.   Muhakkak ki, sen bundan bir gaflet içinde idin, imdi senden perdeni kaldırıp açtık, artık bugün senin gözün keskindir.

23.   Ve arkadaşı olan melek der ki: Bu yanımda olan şey amel defteri hazırlanmış bulunmaktadır.

24.   Ve emrolunur ki: Cehenneme atınız, her kâfir inatçı olanı.

25.   Hayr için men'e çalİsanı, azgını, şüphe içinde bulunanı.

26.   O kimseyi ki: Allah Teâlâ ile beraber başka ilâh da edinmiştir. Hemen onu pek şiddetli bir azab içine atıveriniz.

27.   Arkadaşı der ki: Rabbimiz! Onu ben azdırmadım ve lâkin o uzak bir sapıklık içinde bulunmuş idi.

28.   Allah Teâlâ da buyurmuş oluyor ki: Benim huzurumda, çekişmeyin, ben size muhakkak ki, önceden tehditte bulunmuştum.

29.   Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullarım için zulümkâr değilim.

30.   O gün ki, cehenneme deriz ki: Doluverdin mi? O da der ki: Daha var mı?

31.   Ve cennet takva sahipleri için uzak olmaksızın yaklaştırılmıştır.

32.   İşte bu, sizin vaad olunduğunuz şeydir, herbir tevbekâr olan vazifesini muhafaza eden için.

33.   Rahmâna gıyaben korku duyan ve hakka yönelik bir kalb ile gelen kimseye mahsus bir cennettir.

34.   Ona selâmetle giriveriniz. İşte bu, ebediyyet günüdür.

35.   Onlar için orada ne dilerlerse vardır ve bizim katımızda ise fazlası da vardır.

Kâf Sûresi 36 - 45. Ayetler

36.   Ve onlardan evvel nice nesilleri helâk ettik ki, onlar kuvvetçe bunlardan daha şiddetli idiler, beldelerde dolaşıp durdular. Hiç kaçıp kurtulacak bir yer var mıdır?

37.   Şüphe yok ki, bunda elbette bir öğüt vardır, kendisi için bir kalb olan veya kendisi şâhid olarak kulak veren kimse için.

38.   And olsun ki, gökleri ve yeri ve bunların aralarındakilerini altı günde yarattık ve bize yorgunluktan birşey dokunmadı.

39.   Artık dediklerine karşı sabret ve güneşin doğmasından evvel ve batmasından evvel Rabbini hamd ile tesbih et.

40.   Ve geceden de onu tesbihte bulun ve secdelerin arkalarından da.

41.   Ve dinle, o gün ki: Seslenen, yakin bir mekândan seslenir.

42.   O gün ki, o hak ile olan sesi işiteceklerdir. İşte o çıkış günüdür.

43.   Şüphe yok ki, biz, bizler diriltiriz ve öldürürüz ve dönüşü de bizedir.

44.   O gün ki, yer, onlardan sür'atle çatlayıp ayrılır. İşte o, bir haşrdır, bize göre pek kolaydır.

45.   Biz onların neler söylediklerini pek iyi bileniz ve sen onların üzerlerine bir zorlayıcı değilsin. Artık benim tehdidimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver...

Zâriyat Sûresi 1 - 6. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Savurup dağılan rüzgârlara and olsun ki.

2.     Sonra yağmurları yüklenen bulutlara and olsun ki.

3.     Sonra kolaylıkla akıp gidenlere and olsun ki.

4.     Sonra herhangi bir emri taksim eden meleklere and olsun ki.

5.     Size vaad olunan: Şüphe yok ki, elbette doğrudur.

6.     Ve muhakkak ki: Ceza da herhâlde vâkidir.

Zâriyat Sûresi 7 - 30. Ayetler

7.     Muhtelif yörüngeleri olan gök hakkı için.

8.     Şüphe yok ki, siz muhtelif bir söz içinde bulunmaktasınız.

9.     Ondan döndürülen kimse, döndürülür.

10.   O muhtelif sözlü yalancılar kahrolsunlar.

11.   kimseler ki, onlar cehâlet içinde gâfil kimselerdir.

12.      Sorarlar ki: O cezâ günü ne zamandır.

13.     O gün ki, onlar âteş üzerine arz edileceklerdir.

14.   Onlara denilecektir ki: Azabınızı tadın. Bu odur ki, bunu alelacele ister idiniz.

15.   Şüphe yok ki, takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınarlarda bulunacaklar.

16.   Rab'lerinin kendilerine verdiğini alıcıdırlar. Muhakkak ki, onlar bundan evvel iyilik eden zâtlar olmuşlardır.

17.   Geceden pek az uyur olmuşlardı.

18.   Ve seher vakitlerinde de onlar istiğfarda bulunurlardı.

19.   Ve mallarında da dilenen ve yoksul bulunan için bir hak var idi.

20.   Ve yerde, kesin olarak inananlar için deliller vardır.

21.   Ve sizin kendi nefislerinizde de deliller vardır hiç de görmez misiniz?

22.   Ve gökte de rızkınız ve vaad olunduğunuz şey vardır.

23.   İşte o göğün ve yerin Rabbine and olsun ki: O size vaad edilen herhâlde sâbittir, sizin konuşmanız gibi, bir hakikattir.

24.   Sana geldi mi. İbrâhim'in ikram olunmuş olan mİsafirlerinin kıssası?

25.   O vakit ki, onun yanına girmişler de selâm demişlerdi, Hz. İbrâhim de dedi ki: Selâm, tanınmamış olan bir cemaat.

26.   Hemen bir bahane ile âilesinin yanına gitti, derhal semiz bir buzağı ile geldi.

27.   Bunu onlara yaklaştırdı. Dedi ki: Yemez misiniz?

28.   O vakit onlardan kalbinde bir korku gizledi. Dediler ki: Korkma ve onu bir bilgin oğul ile müjdelediler.

29.   Bunun üzerine eşi bir çığlık içinde yüzünü döndü de elini yüzüne çarpıverdi ve dedi ki: Kısır bir koca kadın!

30.   Dediler ki: Öylecedir, Rabbin buyurdu. Şüphe yok ki, o hikmet sahibidir bilendir.

31.   İbrâhim Aleyhisselâm dedi ki: O hâlde mühim işiniz neden ibârettir? Ey gönderilmiş zâtlar!

Zâriyat Sûresi 31 - 51. Ayetler

32.   O melekler de dediler ki: Şüphe yok, biz günâhkâr olan bir kavme gönderildik.

33.   Onların üzerlerine çamurdan taşlar yağdırmak için.

34.   Aşırı gidenler için Rabbin katında İsaretlenmiş olarak o taşlar atılacaktır.

35.   Artık orada bulunan müminlerden kim var ise çıkardık.

36.   Fakat orada Müslümanlardan bir ev halkından başka bulmadık.

37.   Ve pek acıklı azabtan korkacaklar için orada bir işâret bıraktık.

38.   Mûsa'da da onun kıssasında da ibret vardır o vakit ki: Onu Firavun'a apaçık bir delil ile gönderdik.

39.   Firavun hemen bütün kuvvetiyle yüz çevirdi ve dedi ki: O, bir büyücüdür veya bir delidir.

40.   Artık O’nu da, ordularını da yakaladık, hemen onları denize atıverdik. Ve O, kınanacak şeyleri yaparken öyle bir felâkete uğramış oldu.

41.   Ve Âd kavminin kıssasında da ibret vardır o vakit ki, onların üzerlerine fâidesiz, zararlı rüzgârı gönderdik.

42.   Üzerine her uğradığı şeyi bırakmıyordu, illâ ki, onu çürümüş bir gül gibi kılmış oluyordu.

43.   Semud'da da onun kıssasında da ibret vardır o vakit onlara denilmişti ki: Bir zamana kadar fâidelenin.

44.   Onlar ise Rab'lerinin emrine uymaktan kaçındılar, artık onları bakar oldukları hâlde yıldırım yakaladı.

45.   Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

46.   Nûh kavmini de evvelce helâk ettik şüphe yok ki, onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

47.   Ve göğü bir kuvvetle binâ ettik ve şüphe yok ki, biz elbette kadirleriz.

48.   Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

49.   Ve herşeyden iki çift yarattık. Tâki, düşünesiniz.

50.   Artık Allah'a kaçın, şüphe yok ki, ben sizin için onun tarafından apaçık bir korkutucuyum.

51.   Ve Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Muhakkak ki, ben sizin için ondan apaçık bir korkutucuyum.

Zâriyat Sûresi 52 - 60. Ayetler

52.   Böylecedir. Onlardan evvelkilere de bir Peygamber gelmedi ki: İllâ: Sihirbazdır veya mecnundur dediler.

53.   Bunu birbirine vasiyet mi ettiler? Hayır... Onlar azgın bir kavimdir.

54.   İmdi onlardan yüz çevir, artık sen kınanılacak değilsin.

55.   Ve sen öğüt ver. Çünkü, şüphe yok, öğüt, müminlere fayda verir.

56.   Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

57.   Ve ben onlardan bir rızk istemiyorum ve bana yemek yedirmelerini de istemiyorum.

58.   Şüphe yok ki, Allah'tır, rızkı veren, güç ve kuvvet sahibi olan O'dur.

59.   İmdi şüphe yok ki, zulüm eden kimseler için arkadaşlarının nasibleri gibi birçok nasib vardır. Artık acele etmesinler.

60.   Artık başlarına gelecek günlerinden dolayı vay! Kâfir olan kimselere.

Tûr Sûresi 1 - 14. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     And olsun Tûr'a.

2.     Ve yazılmış bir kitaba.

3.     Yayılmış bir ince deride.

4.     Ve Beyt i Mâmura.

5.     Ve yükseltilmiş tavana.

6.     Ve dolmuş denize kasem olsun ki,

7.     Şüphe yok, Rabbin azabı elbette vâki olacakt

8.     Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.

9.     O günde ki, gök bir çalkanış çalkalanır.

10.   Ve dağlar bir yürüyüş yürüyüverir.

11.   Artık o gün vay yalanlayanlar için.

12.   O kimseler ki, onlar bir bataklıkta oynarlar.

13.   Bir gün ki, cehennem âteşine şiddetli bir sûrette atılıp defedilirler.

14.   Bu, o âteştir ki, siz bunu yalanlamıştınız, denilir.

Tûr Sûresi 15 - 31. Ayetler

15.   Bu da mı bir sihir, yoksa siz mi görmüyorsunuz?

16.   Oraya giriniz, artık sabredin veya sabretmeyin, size karşı müsavidir. Siz ancak yaptığınız şey ile cezalandırılmış olacaksınızdır.

17.   Takva sahipleri ise şüphe yok ki, cennetler ve nimetler içindedirler.

18.   Kendilerine Rab'lerinin verdiği şey ile sevinmektedirler ve onları Rab'leri cehennem azabından korumuştur.

19.   Yiyiniz ve içiniz afiyetler olsun, işlediğiniz şey sebebiyle.

20.   Sıra sıra dizilmiş tahtlara yaslanarak oturunuz ve onları güzel gözlü huriler ile evlendirdik.

21.   Ve o kimseler ki, imân ettiler ve kendilerine zürriyyetleri de imân ile tâbi oldular, onlara zürriyyetlerini de kattık ve onlar için amellerinden birşeyi de eksiltmedik. Her şahıs, kendi kazandığı şeye bağlıdır.

22.   Ve onlara arzu edeceklerinden bir meyve ile ve bir et vermişizdir.

23.   Ve orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, onda ne bir boş söz vardır ve ne de bir günâh.

24.   Ve onların etrafında kendilerine mahsus bir takım genç hizmetçiler dolaşırlar ki, sanki onlar saklı inci gibidirler.

25.   Bazıları bazısı üzerine yönelip sorarlar.

26.   Derler ki: Biz muhakkak ki, evvelce âilelerimiz arasında korkar kimseler idik.

27.   Şimdi Allah Teâlâ bizim üzerimize lütuf ve ihsânda bulundu ve bizi o Semum azabından korudu.

28.   Şüphe yok ki, biz evvelce O'na dua eder olmuştuk, muhakkak ki, O vaadinde sâdıkdır, çok esirgeyicidir.

29.   Artık sen öğüt vermeğe devam et. Çünkü Sen Rabbin nimeti hakkı için ne bir kâhinsin ve ne de bir mecnun.

30.   Yoksa diyorlar mı ki: O Bir şâirdir, onun hakkında zamanın ızdırap veren felâketini bekliyoruz.

31.   De ki: Gözetiniz, çünkü ben de şüphe yok ki, sizinle beraber gözeticilerdenim.

Tûr Sûresi 32 - 49. Ayetler

32.   Yoksa onlara bunu akılları mı emrediyor? Yoksa onlar bir azgın kavim midirler?

33.   Yoksa diyorlar mı ki: Onu kendisi uydurdu? Hayır. İman etmezler.

34.   Haydi onun misli bir söz getiriversinler, eğer doğru sözlü kimseler oldu iseler.

35.   Yoksa birşey olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa yaratıcılar onlar mıdır?

36.   Yoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır... Onlar yakinen bilmezler.

37.   Yoksa onların yanlarında Rabbin hâzineleri mi vardır? Yoksa onlar musallat, zorba kimseler midir?

38.   Yoksa onlar için bir merdiven mi var, orada dinliyorlar? Öyle ise dinleyicileri açık bir bürhan getirsin.

39.   Yoksa onun için kızlar var da sizin için oğlanlar mı?, var.

40.   Yoksa sen kendilerinden bir ücret mi istiyorsun da artık onlar borçtan dolayı ağır bir yük altında bulunmuşlardır.

41.   Yoksa gayb onların yanında mı ki, artık ondan yazıyorlar?

42.   Yoksa bir tuzak kurmak mı istiyorlar? Fakat o kimseler ki, kâfir oldular, tuzağa düşmüş olanlar, onlardan ibârettir.

43.   Yoksa onlar için Allah'tan başka bir ilâh mı vardır? Allah bunların ortak koştuklarından uzaktır.

44.   Eğer gökten bir parçanın düşücü olduğunu görseler derler ki: Toplanmış olacaklardır.

45.   Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak. 

46.   O gün ki, onların tuzakları kendileri için hiçbir fâide vermeyecektir. Ve onlara yardım da edilmeyeceklerdir.

47.   Ve şüphe yok ki, zulüm edenler için ondan önce bir âzab da vardır. Velâkin onların birçokları bilmezler.

48.   Ve Rabbin hükmü için sabret. Çünkü sen, muhakkak bizim himayemiz ve korumamız altındasın ve kalkacağın vakit Rabbini hamd ile tesbihte bulun.

49.   Ve geceden de ve yıldızların batmaya başladıklarında da O'nu tesbihe devam et.

Necm Sûresi 1 - 26. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Yıldıza; doğmaya başladığı zaman and olsun ki.

2.     Arkadaşınız şaşırmadı ve bâtıla inanmadı.

3.     Ve arzusuna göre söz söylemez.

4.     O başka değil, ancak bir vahiydir, vahiy olunuverir.

5.     Onu kuvvetleri pek şiddetli olan öğretmiştir.

6.     Bir kuvvet sahibi ki, hemen dosdoğru göründü.

7.     Ve o, en yüksek bir semâ kıyısında idi.

8.     Sonra yaklaştı da aşağıya iniverdi.

9.     Derken iki yay kadar veya daha yakın oluverdi.

10.   Hemen Allah Teâlâ'nın kuluna vahyettiğini vahyetti.

11.   Gördüğü şeyi kalbi yalanlamadı.

12.   Onun gördüğüne karşı onunla şimdi mücadelede mi bulunacaksınız?

13.   And olsun ki, O'nu Cibril'i diğer bir inişinde de gördü.

14.   Sidretü'l Müntehanın yanında.

15.   Onun yanında ise Cennetülme'va bulunmaktadır.

16.   O vakit ki, Sidreyi bürüyen buyuruyordu.

17.   Göz ne çevrildi ve ne de sınırı aştı.

18.   And olsun ki, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.

19.   Siz Lât'ı ve Uzza’yı gördünüz mü?

20.   Diğer üçüncü olan Menat'ı da gördünüz mü?

21.   Sizin için erkek de O'nun için dişi mi?

22.   Bu, o hâlde âdilce olmayan bir taksim.

23.   Onlar hiçbir şey değil, ancak bir takım isimlerdir ki, onları siz ve babalarınız takmışsınızdır. Allah Teâlâ ona dâir bir delil indirmemiştir. Zandan ve nefislerinin arzu ettiğinden başka birşeye tâbi olmuyorlar. Halbuki, onlara Rab'lerinden bir hüdâ bir hidâyet rehberi gelmiştir.

24.   Yoksa insan için her temenni ettiği şey var mıdır?

25.   Fakat Allah içindir ahiret de, dünya da.

26.   Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir fâide vermez, meğer ki, Allah Teâlâ'nın dilediği ve râzı olduğu kimse için müsaade verdiğinden sonra olsun.

Sayfa 21 / 26

  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24
  • 25
 
 
  • İLETİŞİM