• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
    • A'dan Z'ye
    • Alfabetik Sıralama
    • İslami Rüya Tabirleri
    • Alfabetik Sıralama

Şûrâ Sûresi 32 - 44. Ayetler

32.   Denizde dağlar gibi akanlar (gemiler), yine O'nun ayetlerindendir.

33.   Dilerse O, rüzgârı durdurur da onlar, (denizin) üstünde durakalırlar. Şüphesiz ki, bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için nice deliller vardır.

34.   Yahut da içindekilerin kazandıkları yüzünden onları helâke sürükler; birçoğunu da affeder.

35.   Hem âyetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki, kendileri için kaçacak yer yoktur.

36.   Hâsılı size dünyalık olarak verilmiş bulunan şeyler, hep dünya hayatının geçici bir metaldir (kazancıdır). Allah'ın yanında bulunanlar ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu mükâfat), iman edip Rabbine itimad eden kimseler içindir.

37.   Onlar, büyük günahlardan ve açık çirkinliklerden uzak dururlar, her kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.

38.   Onlar, Rableri için davete icabet etmekte ve namazı kılmaktadırlar. İşleri de aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan, infak ederler.

39.   Onlar, kendilerine haksızlık yapıldığı zaman aralarında yardımlaşır haklarını alırlar.

40.   Kötülüğün cezası da, ona denk bir cezadır. Fakat her kim affedip İslah ederse, onun da mükâfatı Allah'tandır. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.

41.   Her kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık ona (ceza vermek için) bir yol yoktur.

42.   Ceza yolu, ancak haksızlıkla yeryüzünde azgınlık eden ve insanlara zulmedenler içindir. İşte onlara, elem verici bir azap vardır.

43.   Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu, azme değer işlerdendir.

44.   Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık onun hiçbir dostu yoktur ve zalimlerin azabı gördükleri zaman "geri dönmeye bir yol var mı?" dediklerini göreceksin.

Şûrâ Sûresi 45 - 51. Ayetler

45.   Onların ateşe arz olunurlarken, zilletten boyunlarını bükerek göz altından baktıklarını göreceksin. İman etmiş olanlar da şöyle derler: "Asıl hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratan kimselermiş! Bakın zalimler, gerçekten sürekli bir azap içindedirler."

46.   Onların, Allah'tan başka kendilerini kurtaracak dostları da yoktur. Her kimi de Allah saptırırsa, artık onun için çıkar bir yol yoktur.

47.   Allah'tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmeden önce Rabbinizin davetine icabet edin. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de inkara bir çare!

48.   Yine aldırmıyorlarsa, bilesin ki, biz de seni üzerlerine gözcü göndermedik ya! Sana düşen ancak tebliğdir. Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla sevinir. Ama kendi ellerinin yaptıkları yüzünden başlarına bir fenalık gelirse, o zaman insan hepsini unutan bir nankör olur.

49.   Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediği kimseye kız çocukları, dilediği kimseye de erkek çocukları bahşeder.

50.   Yahut da çocukları; erkekler, kızlar olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. Şüphesiz O'nun ilmi çoktur, kudretinin sonu yoktur.

51.   Hiç bir insan için Allah'ın onunla doğrudan konuşması mümkün değildir; ancak vahiyle veya perde arkasından yahut bir elçi gönderip de izniyle ona dilediğini vahyetmesi müstesna! Çünkü O, çok yücedir, hikmet sahibidir.

Şûrâ Sûresi 52 - 53. Ayetler

52.   İşte böylece sana da emrimizle bir ruh (Cebrail vasıtası ile) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık! Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet edeceğiz ve emin ol ki, şüphesiz sen, dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

53.   O Allah'ın yoluna ki, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Uyan! Bütün işler, dolaşır Allah'a varır.

Zuhrûf Sûresi 1 - 10. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mîm.

2.     Bu, parlak Kitab'ın kadrini bilin!

3.     Gerçekten biz, onu Arapça olarak okunacak bir Kur'an kıldık ki, akıl erdiresiniz.

4.     Şüphesiz o, bizim katımızdaki ana Kitap'ta (levh-i mahfuzda) mevcut, çok yüce, hikmet dolu (bir kitaptır).

5.     Siz, haddi aşan bir kavim olduğunuz için, şimdi sizden, o öğüt olan Kur'an'ı bertaraf mı edeceğiz?

6.     Halbuki daha öncekiler içinden biz nice peygamberler gönderdik.

7.     Kendilerine hiçbir peygamber de gelmiyordu ki, onunla mutlaka eğlenmesinler.

8.     Biz, onlardan daha sert pençelileri helak ettik. Öncekilerin örneği geçti.

9.     Andolsun ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Onları mutlaka güçlü olan, her şeyi bilen (Allah) yarattı" diyecekler.

10.   O ki, yeryüzünü sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye size yollar açtı.

Zuhrûf Sûresi 11 - 22. Ayetler

11.   O ki, yukardan bir miktar ile su indirir. Onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz. İşte siz de öyle (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.

12.   O ki, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve yumuşak hayvanlardan bineceğiniz şeyler yaptı.

13.   Ki sırtına kurulasınız, sonra üzerine kurulduğunuzda Rabbinizin nimetini anıp şöyle diyesiniz: "Bunu emrimize âmâde kılanı tenzih ederiz, yoksa biz bunu yanaştıramazdık."

14.   "Şüphesiz biz, dönüp dolaşıp Rabbimize varacağız!"

15.   Öyle iken tuttular, melekler, Allah'ın kızlarıdır, diyerek kullarından bir kısmını, O'nun bir cüzü kıldılar. Gerçekten insan, çok nankör, apaçık bir küfürbazdır.

16.   Yoksa O, yaratıp doğurduğu mahluklarından kendine kızları edindi de, oğullarla imtiyazı size mi verdi?

17.   Halbuki içlerinden biri, Rahmân'a nisbet ettiği kız çocuğu ile kendisi müjdelendiği zaman yüzü simsiyah oluyor da üzüntüsünden yutkunup yutkunup simsiyah kesiliyor.

18.   Ya! O zinet içinde yetiştirilip de, tartışmada delilini erkekler gibi açıklayamayan kız çocuklarını mı (Allah'a isnat ediyorlar)?

19.   Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarına şahit mi oldular? Yalan şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileçeklerdir.

20.   Bir de dediler ki: "Rahman dileseydi, biz onlara tapmazdık!" Bu hususta onların bilgileri yoktur, sadece atıyorlar.

21.   Yoksa biz, bundan önce onlara bir kitap vermişiz de ona mı tutunuyorlar?

22.   Hayır! Onlar şöyle dediler: "Bizler, atalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde giderek murada ereriz."

Zuhrûf Sûresi 23 - 33. Ayetler

23.   Yine böyle senden önce hangi memlekete bir uyarıcı gönderdikse, oranın refah içinde olanları demişti ki: "Bizler, atalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyuyoruz."

24.   Uyarıcı dedi ki: "Ya, size atalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirdimse de mi? Ha!" Dediler ki: "Biz, sizinle gönderilen şeylere inanmıyoruz."

25.   Onun üzerine biz de onlardan intikamını aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?

26.   Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine dedi ki: "Haberiniz olsun, ben sizin taptıklarınızdan beriyim."

27.   "Ben ancak beni yaratana kulluk ederim. Şüphesiz O, beni doğru yola erdirecektir."

28.   İbrahim bu sözü, arkasından kalıcı bir kelime olarak bıraktı ki, (onun dinine) dönsünler.

29.   Doğrusu Mekke müşriklerini ve atalarını, kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar dünya nimetlerinden faydalandırıp yaşattım.

30.   Yaşattım da kendilerine hak gelince: "Bu, bir sihirdir, biz buna inanmayız" dediler.

31.   "Ne olurdu şu Kur'an, iki şehirden bir büyük adama indirilseydi?" dediler.

32.   Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Bir kısmını diğerinin üstüne derecelerle çıkardık ki, bazısı bazısını tutsun çalıştırsın. Rabbinin rahmeti ise onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.

33.   Eğer insanlar, (küfre sapacak) bir tek ümmet olacak olmasaydı, biz Rahmân'ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkacakları merdivenler,

Zuhrûf Sûresi 34 - 47. Ayetler

34.   Odalarına kapılar ve üzerine kurulacaklar koltuklar, kanepeler,

35.   Altın zinetler yapardık. Doğrusu bütün bunlar, dünya hayatının geçici metaldir. Ahiret ise, Rabbinin katında sakınan takva sahipleri içindir.

36.   Her kim Rahmân'ın zikrini (Kur'an'ı) görmemezlikten gelirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz, artık o, onun ayrılmaz arkadaşıdır.

37.   Şüphesiz onlar (şeytanlar), onları yoldan çıkarırlar, onlar ise kendilerini doğru yolda sanırlar.

38.   Nihayet bize geldiği zaman arkadaşına: "Ah!" der, "keşke benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı! Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.

39.   Onlara böyle temenni etmek bugün size hiçbir fayda vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azapta ortaksınız, denir.

40.   O halde o sağırlara sen mi işittireceksin, yahut o körleri ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanları sen mi hidayete erdireceksin?

41.   Ya, şu halde şayet biz seni dünyadan alır götürürsek, elbette onlardan intikam alır, onları cezalandırırız.

42.   Yahut onlara vâ'dettiğimiz (azabı), sana gösterirsek, şüphe yok ki, bizim ona da gücümüz yeter.

43.   Öyle ise sen hemen sana vahyolunana tutun! Muhakkak ki sen, doğru bir yol üzerindesin.

44.   Muhakkak ki o (Kur'an), hem senin için, hem de kavmin için bir şereftir ve ileride ondan sorumlu tutulacaksınız.

45.   Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor! Biz Rahmân'dan başka ibadet olunacak ilahlar var etmiş miyiz?

46.   Andolsun, Musa'yı âyetlerimizle Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. (Musa) vardı ve dedi ki: "Haberiniz olsun, ben, bütün alemlerin Rabbinin elçisiyim."

47.   Onlara böyle âyetlerimizle vardığı zaman birden bire onlar, bu mucizelere gülüverdiler.

Zuhrûf Sûresi 48 - 60. Ayetler

48.   Onlara gösterdiğimiz her bir âyet, diğerinden daha büyüktü. Belki dönerler diye, tuttuk onları azaba da uğrattık.

49.   Onlar azabı görünce diyorlardı ki: "Gel ey büyücü! Sende olan ahdin hürmetine, bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık yola geleceğiz."

50.   Ama kendilerinden azabı kaldırdığımız zaman, derhal bu sözlerinden yüz çevirdiler.

51.   Firavun kavminin içinde şöyle bağırdı: "Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akan şu nehirler benim değil mi? Artık gözünüzü açsanıza!"

52.   "Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o, hem zavallı, hem de meramını anlatamıyor?"

53.   "Eğer durum dediği gibi ise, üzerine altın bilezikler atılsa ya, yahut yanında melekler dizilip gelse ya!"

54.   Bu suretle (Firavun), kavmini küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler; çünkü onlar dinden çıkmış fasık bir kavim idiler.

55.   Böylece onlar bizi öfkelendirdiler, biz de kendilerinden intikam aldık, hepsini birden suda boğuverdik.

56.   Onları, sonrakiler için hem bir selef, hem de bir örnek kıldık.

57.   Meryem oğlu İsa, bir misal olarak ortaya anlatılınca, derhal kavmin seni susturacak bir delil bulduklarını sanarak keyifle bağrıştılar.

58.   Dediler ki: "Ya! Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?" Bunu sana sadece bir tartışma olsun diye söylediler. Doğrusu onlar, çok kavgacı bir kavimdirler.

59.   Hayır, İsa, ilah değil halis bir kuldur; biz ona ihsan ettik ve kendisini İsrailoğulları için bir örnek kıldık.

60.   Dileseydik, sizlerden de melekler yapardık, yeryüzünde sizin yerinize geçerlerdi.

Zuhrûf Sûresi 61 - 73. Ayetler

61.   Gerçekten İsa, kıyamet için (ne zaman kopacağı hakkında) bir bilgidir. Sakın kıyametin geleceğinden şüphe etmeyin ve bana uyun. İşte bu, yegane doğru yoldur.

62.   Sakın şeytan sizi (doğru yoldan) çevirmesin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.

63.   İsa da, o açık delillerle geldiği zaman şöyle dedi: "Ben size hikmet ile geldim ve ihtilaf edip durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. Onun için Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

64.   "Haberiniz olsun, Allah, benim Rabbimdir, sizin de Rabbiniz ancak O'dur. Onun için hep O'na ibadet edin! İşte bu, yegane doğru yoldur."

65.   Sonra o gruplar, kendi aralarında ihtilâf ettiler. Onun için elem verici bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!

66.   Onların hepsi, hiç farkında değillerken kıyametin ansızın başlarına gelmesini bekliyorlar.

67.   O gün dostlar birbirlerine düşmandırlar. Ancak takva sahipleri müstesnadır.

68.   Ey benim kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.

69.   Ey benim âyetlerime iman edip de ihlaslı müslüman olan kullarım!

70.   Siz ve eşleriniz sevinç ve neşe içinde cennete girin!

71.   Altından tepsiler ve testiler ile etraflarında dönülür dolaşılır; nefislerinin hoşlanacağı, gözlerin lezzet alacağı şeyler hep oradadır. Ve siz, orada ebedî olarak kalacaksınız.

72.   İşte sizin yaptığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız cennet budur.

73.   Sizin için orada çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.

Zuhrûf Sûresi 74 - 89. Ayetler

74.   Haberiniz olsun ki, günahkarlar cehennem azabında ebedi kalacaklardır.

75.   Kendilerinden azap hafifletilmez ve onun içinde (kurtuluştan) ümidi kesmişlerdir.

76.   Biz onlara zulmetmemişizdir, fakat kendileri zalimdiler.

77.   Şöyle bağrışırlar: "Ey Mâlik! Rabbim işimizi bitiriversin." O da der ki: "Şüphesiz siz, (burada) duracaksınız."

78.   Andolsun, biz size hakkı getirdik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.

79.   Yoksa hakkı kabul etmemede işi sıkı mı büktüler? Fakat işte onları cezalandırmada işi sıkı büken biziz.

80.   Yoksa onlar, sırlarını ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır işitiriz, hem de yanlarında melek elçilerimiz vardır, her şeyi yazarlar.

81.   Ey Muhammed, de ki: "Rahmân'ın bir çocuğu olsa, ben ona tapanların birincisi olurdum."

82.   Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi (olan Allah) onların isnat ettikleri vasıflardan münezzehtir, yücedir.

83.   Şimdi bırak onları, batıl inançlarına dalsınlar, dünyalıklarıyla oynaya dursunlar, tâ va'dolundukları günleri gelip çatıncaya kadar!

84.   O, gökte de İlah, yerde de İlahtır ve hikmet sahibi O'dur, her şeyi bilen O'dur.

85.   O, ne yücedir ki göklerin, yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü O'nundur. Kıyamete dair ilim de O'nun katindadır ve hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.

86.   O'ndan başka yalvarıp durdukları şeyler, şefaat de edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik eden kimseler şefaat edebilirler.

87.   Andolsun onlara: "Kendilerini kim yarattı" diye sorsan, elbette: "Allah" derler. O halde nasıl çevrilirler.

88.   Onun (Resûlullah'ın:) "Yâ Rabbi! Demesi hakkı için, (yani yemin olsun ki) şüphesiz onlar imana gelmez bir kavimdirler."

89.   Şimdi sen onlardan yüz çevir ve "Selam olsun" de. Artık ileride bileceklerdir.

Duhân Sûresi 1 - 18. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mîm.

2.     Apaçık Kitab'a andolsun ki gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik;

3.     şüphesiz biz, uyarıcı gönderiyorduk.

4.     Bir gece ki, her hikmetli iş onda ayırdedilir.

5.     Tarafımızdan bir emir ile ayırd edilir; biz, peygamber gönderiyoruz.

6.     Rabb'inden bir rahmet olarak gönderiyoruz. Gerçekten O, işitendir, bilendir.

7.     Eğer kesin inanıyorsanız (bilin ki) O, göklerin, yerin ve bütün aralarındakilerin Rabbidir.

8.     O'ndan başka ilâh yoktur, hem diriltir, hem öldürür. Hem sizin Rabbiniz, hem de önceki atalarınızın Rabbidir.

9.     Fakat onlar, şüphe içinde oynuyorlar.

10.   O halde göğün, açık bir duman ile geleceği günü gözetle, bekle.

11.   (O duman), insanları saracaktır. Bu, elem verici bir azaptır.

12.   (İşte o zaman insanlar:) "Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır; çünkü biz artık mü'minleriz" diyecekler.

13.   Onlarda düşünmek, ibret almak nerede? Halbuki kendilerine apaçık anlatan bir peygamber gelmişti.

14.   Sonra ondan döndüler ve: "(Bu), öğretilmiş bir deli!" dediler.

15.       Biz o azabı biraz açacağız, fakat siz yine eski halinize döneceksiniz.

16.   Onlar, büyük bir şiddetle sıkıvereceğimiz günü hatırla, şüphesiz biz intikam alır, cezalandırırız.

17.   Andolsun, onlardan önce Firavun'un kavmini imtihan ettik. Onlara da şerefli bir peygamber gelmişti.

18.   O şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esir İsrailoğullarını) bana teslim edin; çünkü ben, güvenilir bir peygamberim."

Duhân Sûresi 19 - 39. Ayetler

19.   "Allah'a karşı baş kaldırmayın; çünkü ben size açık bir delil ile muzice ile geliyorum."

20.   "Haberiniz olsun ki ben, sizin beni taşlamanızdan, Rabbim ve Rabbinize sığınmışımdır."

21.   "Onun için eğer bana iman etmezsiniz, bari benden çekilin, uzak durun!"

22.   Sonra Musa Rabbine dua etti: "Bunlar suçlu bir kavimdir" dedi.

23.   (Allah) buyurdu ki: "Hemen kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz takip olunacaksınız."

24.   "Denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip boğulacaklardır."

25.   Onlar geride ne bahçeler, ne pınarlar,

26.   ne çiftlikler, ne güzel konaklar

27.   ve içinde zevk sürdükleri nice nimetleri terk etmişlerdi.

28.   Evet öyle, onları hep başka bir kavme miras bıraktık.

29.   Sonuç itibarı ile ne gök ağladı üzerlerine, ne yer, ne de onlara mühlet verildi.

30.   Andolsun ki, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.

31.   Firavun'dan da kurtarmıştık, çünkü o, ölçüyü aşan zorbalardandı.

32.   Andolsun biz, onları bilerek dönemlerinde âlemlerin üstüne seçip tercih ettik.

33.   Onlara, içinde açık bir nimet ile imtihan bulunan ayetler verdik.

34.   Fakat şu beriki müşrikler diyorlar ki:

35.   "İlk ölümümüzden sonra başka bir şey yoktur ve biz yeniden diriltilecek değiliz."

36.   "Haydi, doğru iseniz, babalarınızı getirin."

37.   Ya onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan öncekiler mi? Hep onları helak ettik, çünkü suçlu idiler.

38.   Biz gökleri, yeri ve aralarındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

39.   İkisini de ancak gerçek sebeple yarattık. Fakat pek çokları bilmezler.

Duhân Sûresi 40 - 59. Ayetler

40.   Haberiniz olsun ki, o (hakkı bâtıldan) ayırma günü, hepinizin (bir araya toplanacağı) gündür.

41.   O gün, yârın yâre hiçbir faydası olmaz ve hiç bir taraftan yardım da görmezler.

42.   Ancak Allah'ın merhamet ettiği başka, onlara yardım edilir! Şüphesiz O, güçlü olandır, esirgeyendir.

43.   Şüphesiz zakkum ağacı,

44.   çok günah yüklenenin yemeğidir.

45.      O, pota gibidir;

46.   kızgın suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

47.   Allah, ilgili meleğe şöyle emreder; "Tutun onu da, yaka paça doğru cehennemin ortasına sürükleyin."

48.   "Sonra başının üstüne azap olarak kaynar sudan dökün."

49.   Deyin ki: "Tad bakalım! Hani sen, kendini çok güçlü ve şerefli sanıyordun!"

50.   İşte sizin şüphe ve mücadele edip durduğunuz şey budur.

51.   Elbette sakınanlar, güvenilir bir makamdadırlar.

52.   Cennetlerde, pınar başlarındadırlar.

53.   İnce ve kalın ipekten elbiseleri giyerek karşılıklı otururlar.

54.   Evet böyle, hem onları iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.

55.   Orada güven içinde her türlü meyveyi isteyip getirttirirler.

56.   İlk ölümden başka ölüm tatmazlar. (Allah), onları cehennem azabından korumuştur.

57.   (Bunların) hepsi, Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.

58.   İyi düşünsünler diye, biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.

59.   O halde onların başına gelecekleri gözet, çünkü onlar gözetiyorlar.

Câsiye Sûresi 1 - 13. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Hâ, Mîm.

2.     Bu kitap, güçlü ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.

3.     Şüphesiz göklerde ve yerde mü'minler için Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren âyetler vardır.

4.     Canlıları çeşit çeşit yaratmasında ve sizi de yaratmasında, kesin inanan bir topluluk için birçok ayetler vardır.

5.     Gece ile gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten bir rızık (yağmur) indirip de onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde ve rüzgarları çevirmesinde aklı olan bir topluluk için birçok ayetler vardır.

6.     İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana onları hak olarak okuyoruz. Artık Allah'ın âyetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanırlar?

7.     Her günahkar sahtekarın vay haline!

8.     Allah'ın âyetleri kendilerine okunurken işitirler de, sonra kibrinden hiç işitmemiş gibi inkarında ısrar ederler. İşte onları elem verici bir azap ile müjdele!

9.     Âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onu alaya alırlar. İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

10.   Peşlerinde de cehennem vardır. Ne kazandıkları şeyler, ne de Allah'tan başka edindikleri dostlar, onlardan hiçbir şeyi defedemez. Onlara büyük bir azap vardır.

11.   Bu (Kur'an), bir irşaddır! Rablerinin âyetlerini inkâr edenler ise, onlara en kötüsünden elem verici bir azap vardır.

12.   Allah O'dur ki, emri ile gemiler yüzsün diye denizi sizin emrinize âmade kıldı.

13.   Hem göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, bir lütfü olarak size âmâde kıldı. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir toplum için deliller vardır.

Câsiye Sûresi 14 - 22. Ayetler

14.   Söyle iman edenlere, Allah'ın (ceza) günlerinin (geleceğini) ümit etmeyen kimseleri bağışlasınlar. Çünkü (Allah), her kavmi kazandıkları ile cezalandıracak!

15.   Her kim iyi bir iş yaparsa; kendi lehinedir, her kim de kötülük yaparsa bu kendi aleyhinedir. Sonra hepiniz döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.

16.   Andolsun, biz vaktiyle İsrailoğullarına kitap vermiş, hüküm vermiş, peygamberlik vermiştik ve kendilerini güzel rızıklarla rızıklandırdık, hem de onları alemlere üstün kıldık.

17.   Ayrıca onlara açık deliller verdik. Şimdi ihtilaf etmeleri, sadece kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki azgınlık ve çekememezlikten dolayıdır. Muhakkak ki Rabbin, onların ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

18.   Sonra bir şeriat ile seni vazifelendirdik; artık sen o şeriata uy, ama ilmi olmayanlann isteklerine uyma!

19.   Çünkü onlar, Allah'tan gelebilecek hiçbir şeyi senden defedemezler ve şüphe yok ki, zalimler birbirlerinin dostlarıdırlar. Allah ise, takva sahiplerinin dostudur.

20.   Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurları ve kesin olarak inanacak bir toplum için de hidayet ve rahmettir.

21.   Yoksa kötülükleri yapıp duran kimseler, kendilerini, o iman edip salih ameller yapan kimseler gibi yapacağız, hayatlarını ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hükmediyorlar!

22.   Halbuki Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Hem de herkesi, hakları hiç yenmeksizin kazandığı ile karşılık alsın diye yarattı.

Câsiye Sûresi 23 - 32. Ayetler

23.   Ya şimdi baksana o kimseye ki hevâsını ilah edinmiş, Allah da onu bir ilim sahibi olmasına rağmen şaşırtmış, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne de bir perde çekmiştir. Artık onu Allah'tan sonra kim yola getirir? Hâlâ düşünmez misiniz?

24.   Hem dediler ki: "Hayat, sadece bizim dünyada ki hayatımızdan ibarettir, ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak zaman helâk eder." Halbuki buna dair bir ilimleri yoktur, onlar sadece zannederler.

25.   Karşılarında açık açık deliller halinde âyetlerimiz okunurken şöyle demekten başka birtutanacakları yoktur: "Haydi doğru iseniz, babalarımızı getirin!"

26.   De ki: "Size Allah, hayat veriyor, sonra sizi öldürür, sonra da sizi kıyamet gününde toplayacak, fakat insanların çoğu bilmezler."

27.   Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin geleceği gün (işte) o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.

28.   Her ümmeti görürsün ki diz çökmüştür. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, "Bu gün yaptığınız amellerin cezası karşılığı verilecektir" denir.

29.   "İşte kitabımız yüzünüze karşı hakkı söylüyor; çünkü biz, sizin yaptıklarınızı kaydediyorduk."

30.   İşte o iman edip de iyi işler yapmış olan kimseleri Rablerı rahmetinin içine koyacak! İşte apaçık kurtuluş budur.

31.   İnkâr edenlere gelince, karşınızda âyetlerimiz okunurdu da siz kibirlendiniz ve günahkar bir kavim oldunuz, değil mi? denilecek.

32.   Hem size "Allah'ın vâadi haktır ve kıyametin geleceğinden şüphe yoktur" dendiğinde, demiştiniz ki: "Bilmiyoruz kıyamet nedir? Yalnız bir tahmin olduğunu sanıyoruz, fakat biz kesin bilgi edinmiş değiliz!"

Câsiye Sûresi 33 - 37. Ayetler

33.   Derken o gün onlara, yaptıkları amellerin kötülükleri görünmüş ve alay edip durdukları azap kendilerini kuşatıvermiştir.

34.   Onlara denilmiştir ki: "Bu gününüzün geleceğini unuttuğunuz gibi, biz de bugün sizi unutacağız. Yatağınız ateştir ve sizin için yardımcılardan bir eser de yoktur."

35.   "Çünkü siz, Allah'ın ayetlerini alaya aldınız ve dünya hayatı sizi aldattı." Onun için bugün onlar, ateşten çıkarılmazlar ve kendilerinden özür de kabul edilmez.

36.   Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

37.   Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, mutlak güçlü olandır, hikmet sahibidir.

Ahkâf Sûresi 1 - 5. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Ha, Mim.

2.     Bu Kitab'ın kısım kısım indirilmesi, mutlak güçlü ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.

3.     Biz, gökleri ve yeri ancak hak ile ve belli bir süre için yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çeviriyorlar.

4.     De ki; "Şimdi baksanıza, şu sizin Allah'tan başka yalvarıp durduklarınıza! Gösterin bana, onlar yeryüzünün hangi parçasını yaratmışlar, yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Haydi, eğer doğru iseniz, bana, bundan önce bir kitap yahut bir ilim kalıntısı getirin."

5.     Hem Allah'ı bırakıp da, kendisine kıyamete kadar cevap veremeyecek kimselere dua eden kimseden daha şaşkın kim olabilir? Onlar ise, onların dualarından bile habersizdirler.

Ahkâf Sûresi 6 - 14. Ayetler

6.     İnsanlar toplanıp bir araya getirildikleri zaman, (Allah'tan başka taptıkları), onlara düşman olurlar ve ibadetlerini inkar ederler.

7.     Karşılarında ayetlerimiz açık açık, parlak parlak okunurken de, o inkar edenler, dediler ki: "Bu apaçık bir büyücüdür"

8.     Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar. De ki: "Ben, onu uydurdumsa, siz beni Allah'tan kurtaracak hiçbir şeye sahip olamazsınız ve O, sizin niye yaygara edip durduğunuzu çok iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O, yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."

9.     De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum, yalnız ben, bana gönderilen vahye uyuyorum; ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."

10.   De ki: "Şuna vicdanınızda bir kanaat edindiniz mi; eğer bu (Kur'an), Allah tarafından ise, siz de onu inkar etmişseniz ve İsrailoğullarından bir şahit, onun benzerine şahitlik edip iman etmişse ve siz de kibretmek istedinizse (bunun sonucu ne olacak)? Şüphe yok ki Allah zalimleri doğru yola çıkarmaz."

11.   Bir de inkar edenler, iman edenler hakkında dediler ki: "Eğer o, bir hayır olsaydı, bizden önce ona koşmazlardı." Bununla muvaffak olamayınca da şöyle diyecekler: "Bu eski bir yalandır."

12.   Ondan önce bir rahmet ve rehber olarak Musa'nın kitabı vardır. Bu Kur'an da doğrulayıcı bir kitaptır, Arapça dilli, zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanları da müjdelemek içindir.

13.   "Rabbimiz Allah'tır" deyip de sonra doğru gidenler, şüphesiz onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

14.   Onlar cennet ehlidirler. İşledikleri amellere mükafat olarak orada ebedi kalacaklardır.

Ahkâf Sûresi 15 - 20. Ayetler

15.   Hem biz o insana ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik; anası onu karnında zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet güçlü çağına erdiği ve kırk yaşına girdiği zaman dedi ki: "Rabbim! Beni öyle yönlendir ki, bana ve ana-babama ihsan ettiğin nimetine şükredeyim ve razı olacağın salih bir amel işleyeyim. Zürriyetime de benim için iyilik nasip eyle; çünkü ben, gerçekten tevbe ile sana yöneldim ve ben gerçek Müslümanlardanım."

16.   İşte bunlar, cennet ehli seçkin kimselerdir. Kendilerinden yaptıkları amellerin en güzelini kabul edeceğiz ve günahlarından geçeceğiz. Bu, kendilerine verilen şaşmaz doğru bir sözdür.

17.   Fakat şöylesi ise, ana-babasına: "Of size! Bana (mezardan) çıkarılacağımı mı vaat ediyorsunuz? Halbuki benden önce nice nesiller geçmiş!" der. İkisi de Allah'a sığınarak: "Yazık sana! İmana gel, şüphesiz Allah'ın vadi haktır" derler de o, yine der ki: "Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."

18.   İşte bunlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, üzerlerine azap sözü hak olmuş olan kimselerdir. Çünkü bunlar, hep hüsrana mahkum olmuşlardır.

19.   (Kafirlerden ve müminlerden) her biri için de, yaptıkları amellerden dolayı dereceler vardır; bu da hiç hakları yenmeyerek bütün amellerin karşılığı kendilerine tamamen ödemek içindir.

20.   İnkar edenleri ateşe arzolunacağı gün onlara şöyle denir: "Siz, bütün güzel şeyleri dünya hayatınızda giderdiniz ve onların zevkini sürdünüz, alacağınızı aldınız. Artık bugün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız; çünkü yeryüzünde haksız yere büyüklük taslıyordunuz ve çünkü dinden çıkıp fasıklıkta bulunuyordunuz."

Ahkâf Sûresi 21 - 28. Ayetler

21.   Bir de Âd'ın kardeşini (Hûd'u) an. Ondan önce ve sonra nice uyarıcılar gelip geçmiştir. Ahkaf'ta ki kavmini: "Allah'tan başka ilah tanımayın, çünkü ben, size büyük bir günün azabının (uğramasından) korkuyorum" diye uyarmıştı.

22.   Dediler ki: "Sen, bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Eğer doğrulardan isen, haydi bize vadedip durduğun azabı getir!"

23.   (Hud da) dedi ki: "O ilim ancak Allah yanındadır. Ben size gönderildiğim şeyi duyuruyorum. Fakat sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum."

24.   Derken o azabı, vadilerine doğru gelen bir bulut halinde gördükleri zaman dediler ki: "Bu, bize yağmur yağdıracak (ufukta beliren) bir buluttur." Hûd, "Hayır, o, sizin acele istediğiniz şeydir. İçinde çok acıklı azap bulunan bir rüzgardır" dedi.

25.   O, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder! Derken öyle oldular ki, evlerinden başka bir şey görünmez oldu. İşte biz günahkar bir kavme böyle ceza veririz.

26.   Yemin ile söylerim, doğrusu biz, onlara öyle şeyler vermiştik ki, size o kuvveti ve kudreti vermemişizdir; hem kendilerine kulaklar, gözler ve gönüller vermiştik İci ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri kendilerine fayda vermedi. Zira onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. O alay ettikleri şey de kendilerini kuşatıverdi.

27.   Andolsun ki, biz, etrafımızdaki memleketleri helak etmişizdir ve belki doğru yola dönerler diye ayetleri çeşitli şekillerde açıkladık.

28.   O zaman O'na yakınlık (sağlamak) için, Allah'tan başka edindikleri ilahlar, onları kurtarsalardı ya! Bilakis onlardan savuşup gittiler. İşte onların sapıtmalarının ve uydurup durdukları iftiralarının özü budur.

Ahkâf Sûresi 29 - 35. Ayetler

29.   Bir de şu vakti anlat: Cinlerden bir takımını Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onlar hazır olunca: "Susun dinleyin" dediler. Sonra kıraati bitirildiği zaman da döndüler, uyarmak üzere kavimlerine gittiler.

30.   Dediler ki: "Ey kavmimiz! Haberiniz olsun, biz, Musa'dan sonra indirilmiş, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik."

31.   "Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun ve ona iman edin ki, bazı günahlarınızı (Allah) bağışlasın ve sizi elem verici bir azaptan korusun."

32.   "Her kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir ve ona, O'ndan başka sahip olacak dostlar da yoktur. Öyleler, apaçık bir sapıklık içindedirler."

33.   Ya görmediler mi ki, o gökleri ve yeri yaratmış ve onları yaratmakla yorulmamış olan Allah, ölüleri diriltmeye muhakkak kadirdir. Evet, hiç şüphe yok ki O, her şeye kadirdir.

34.   İnkar edenler, ateşe arzolunacağı gün, "Nasıl, bu gerçek değil miymiş?" (denildiğinde), "Evet, Rabbimize andolsun ki (gerçekleşmiş)" derler. (Allah) buyuracak ki: "Öyle ise, inkar ettiğiniz için, haydin azabı tadın!"

35.   Ey Muhammed, o halde peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sabret ve onlar hakkında acele etme. Onlar vadolundukları acıyı görecekleri gün, sanki gündüzün bir saatinden başka durmamışa döneceklerdir. Bu yeterli bir tebliğdir. Demek ki helak edilecek başkası değil, ancak itaatten çıkmış fasıklar topluluğudur.

Muhammed Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim

1.     Onlar ki, inkar etmekte ve Allah yolundan yüz çevirmektedirler. Allah da amellerini boşa çıkarmaktadır.

2.     İman edip Salih ameller işleyen ve Muhammed'e indirilene (Kur'an'a) -ki Rablerinden gelen hak da odur- iman edenlerin kabahatlarını (Allah), örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.

3.     Bunun sebebi, inkar edenlerin, kendilerini batıla uydurmaları, iman edenlerin ise Rablerinden gelen hakka uymalarıdır. İşte Allah, insanlara kılıklarını böyle tanıtır.

4.     Onun için inkar edenlerle savaştığınız zaman hemen boyunlarını vurmaya bakın, ta kuvvetlerini derinden kırıp tepeleyinceye kadar; o zaman da bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Ondan sonra da harp ağırlıklarını atıncaya kadar esirleri ya azad edin, ya da fidye karşılığı salıverin. Bu böyle! Gerçi Allah dilerse, elbette bunlardan intikam alır. Fakat sizi, diğerinizle imtihan edecek! Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah, amellerini asla boşa çıkarmaz.

5.     Allah, ileride onları muratlarına erdirir ve ruhlarını şad eder.

6.     Kendilerini cennete koyar; onu onlar için güzel kokularla donatmaktadır.

7.     Ey bütün iman edenler! Eğer siz Allah'a O'nun dininin yayılmasına yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz, size sebat verir.

8.     İnkar edenler ise, yıkım onlara! (Allah), ne yaparlarsa boşa çıkaracaktır.

9.     Öyle, çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmamışlardır, O da onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.

10.   Ya yeryüzünde bir gezmediler mi, baksalar ya kendilerinden öncekilerin akıbetleri ne olmuş? Allah, üzerlerine helak yağdırmıştır. O kafirlere de öylesi yaraşır.

11.   Öyle, çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır, kafirlere gelince, onlar için yardımcı yoktur.

Muhammed Sûresi 12 - 19. Ayetler

12.   Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise, zevk etmeye bakarlar ve hayvanlar gibi yerler içerler. Halbuki onların ikametgahı ateştir.

13.   Ey Muhammed, seni çıkaran kendi memleket halkından daha kuvvetli nice memleket halkları vardı ki, biz onları helak ettik de onları kurtaran olmadı.

14.   Şimdi Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, hiç o kötü ameli kendisine süslü gösterilmiş de heva ve heveslerinin ardına düşmüş kimselere benzer mi?

15.   Sakınanlara vadolunan cennetin durumu (şudur:) Orada bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve safi süzme baldan ırmaklar vardır. Hem onlara meyvelerin her türlüsünden vardır. Hem de Rablerinden bağışlama vardır. Hiç bunlar, ateşte ebedi olan ve kaynar bir sudan sulanıp da bağırsakları parçalanan kimselere benzer mi?

16.   Onlardan seni dinlemeye gelen de var; fakat senin yanından çıktıklarında alay ederek kendilerine ilim verilmiş olanlara: "O, az önce ne söyledi?" derler. Bunlar öyle kimselerdir ki, Allah, kalplerini mühürlemiştir de hep hevalarının peşine düşmektedirler.

17.   Hidayeti kabul edenlere gelince, Allah onların hidayetlerini artırmakta ve sakınmalarını sağlamaktadır.

18.   Artık onlar, kıyametin birden bire kendilerine gelivermesine bakıyorlar; muhakkak onun alametleri geldi ama öğüt almıyorlar, kıyamet başlarına geldiği zaman pişman olup anlamaları kendilerine ne fayda verir?

19.   Şimdi şunu bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. Bil de, kendi günahın, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için bağışlanma dile! Allah, dolaştığınız yeri de bilir, durduğunuz yeri de!

Muhammed Sûresi 20 - 29. Ayetler

20.   İman edenler: "(Keşke cihad hakkında) bir sûre indirilseydi" diyorlar. Derken hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların tıpkı ölümden baygınlık gelmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.

21.   Fakat itaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. Sonra emir, iş kesinleşince Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu.

22.   Ey münafıklar, nasıl? Döner de idareyi ele alırsınız yeryüzünü fesada verir ve akrabalık bağlarını kesersiniz, öyle mi?

23.   Öyleler, Allah'ın kendilerini lanetlediği, işitme duygularını aldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.

24.   Onlar, Kur'an'ı bir düşünmezler mi? Yoksa kalpler üzerinde üst üste kilitleri mi var?

25.   Haberiniz olsun ki, kendilerine hak belli olduktan sonra gerisin geri küfre dönenleri, şeytan kışkırtmış ve kendilerini uzun uzun emellere düşürmüştür.

26.   Öyle, çünkü bunlar Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara demişlerdir ki: "Biz size bazı hususlarda itaat edeceğiz." Allah ise, onların o gizli konuşmalarını biliyor.

27.   O halde melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırlarken halleri nasıl olacak bakalım?

28.   Öyle, çünkü onlar, Allah'ın gazabına sebep olan şeylerin peşine düştüler de O'nun rızasını istemediler. O da onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.

29.   Yoksa o kalplerinde hastalık bulunanlar, müslümanlara olan kinlerini Allah'ın asla meydana çıkarmayacağını mı sandılar?

Sayfa 21 / 27

  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24
  • 25
 
 
  • İLETİŞİM